Rafael Márquez
3 Temmuz 2009 Cuma
SERIE A'NIN YENİ SAKİNLERİ

Eski yüzler geri döndü. Kimi 1 yıl aranın ardından, kimi 10 yıllık bir ayrılık sonrasında. Hepsi birbirinden köklü kulüpler. Bizim belediye takımları gibi değil yani. Arkalarında kocaman bir şehri temsil ediyorlar. Parma'nın gurbet hasreti bir yıl sürdü. Fazla dayanamadılar dönüş yaptılar. İyi ki de yaptılar. Serie A denilince ezelden beri akla gelen ilk takımlardan biridir Sarı Lacivertliler köklü geçmiş ve başarılarıyla. Cassano'nun memleketi Bari de 2000-2001 sezonunda küme düşmesinin ardından, bu sene Serie A'ya ''katılalım bâri'' demiş ve teşrif etmiş. Livorno da 10 senelik bir ayrılığın ardından yeniden Serie A'da.
UEFA EUROPA LEAGUE 1.TUR MAÇLARI

İlk maçlar dün oynandı. Sürpriz çıkmadı favoriler kazandı genelde. İlginçtir hiç bir maç berabere sonuçlanmamış. Galatasaray 2. turdan katılıyor elemelere. Rakip bu maçlardan birinin galibi değil, Kazakistan'dan yani dünyanın diğer ucundan Tobol. İsmi 'Avrupa Ligi' olan bir organizasyonda Orta Asya'nın bağrından bir takım olması tuhaf elbette. İlginç rakipler çeker Galatasaray genelde. Tromso de dünyanın en kuzey noktasında yer alıyordu. Marjinal takım Galatasaray, seviyor uç noktaları.
Dün oynanan maçlarda geçmişte Türk takımlarıyla eşleşmiş tanıdık isimler var.
Sutjeska Niksic 1 - MTZ RIPO 1
Lahti 4 - Dinamo Tirana 1
Grevenmacher 0 - Vetra 3
NSI Runavik 0 - Rosenborg 3
Szombathelyi Haladas 1 - Irtysh 0
Sligo Rovers 1 - Vllaznia 2
Olimpi Rustavi 2 - B36 Torshavn 0
Anorthosis 5 - Kaerjeng 0
Slaven Koprivnica 1 - Birkirkara 0
Zimbru Chisinau 1 - Okzhetpes 2
Lisburn Distillery 1 - Zestaponi 5
Helsingborg 3 - MIKA 1
Valletta 3 - Keflavik 0
Dinaburg 2 - JK Nomme Kalju 1
Buducnost 0 - Polonia Warsaw 2
Narva Trans 0 - Rudar Velenje 3
Motherwell 0 - Llanelli 1
Banants 0 - Siroki Brijeg 2
Spartak Trnava 2 - Inter Baku 1
Dinamo Minsk 2 - Renova 1
Randers 4 - Linfield 0
Simurq Zaqatala 0 - Bnei Yehuda 1
Fram 2 - The New Saints 1
HAFİF KAÇTI

Raul Albiol attı imzayı çekti üzerine beyaz formayı. Transferi pek sansasyonel olmadı. Asıl patlama Ronaldo'da bekleniyor. O zaman stat dışına taşar kalabalık heralde.
9 yaşından beri Valencia'da olan, Valencia A takımı formasını 9 sene terleten genç! Raul Albiol Madrid'de artık. Bu Real Madrid'de var bir mıknatıs. Piyasada ne kadar Raul varsa çekiyorlar kendilerine.
2 Temmuz 2009 Perşembe
VALENCIA YENİ SEZON FORMALARI
DZEKO MİLAN'A MI ?

Milan çok diretiyor bu dönem O'nun için. Haksız da sayılmazlar. Gençliğimizin genç Inzaghi'si artık yaşlandı kocaman amca oldu. Shevchenko zaten ayrıldı. Geriye kaldı Pato, bir tutam da Boriello.
Bundesliga'da geçtiğimiz sezon bütün maçları takip ettim. Sabri Ugan'la beraber hazırlıyorduk Futbol Smart için Bundesliga dosyasını. Gönüllerimizin takımı ilk maçtan beri Wolfsburg'du. Ayrı bir sempatimiz vardı Kurtlara ve her maçın anlatımında gollerde birlikte coşuyorduk Sabri Ugan'la. Wolfsburg'u sırtlayan iki isimden biri olan Grafite 2013'e kadar uzattı sözleşmesini. Dzeko da uzatmıştı ama teklif büyük yerden olunca, Milan gibi bir takımdan gelince şöyle bir yutkunuyor insan. Almanya'da şampiyon bile olsan Rossoneri'lerin yeri bambaşkadır heralde. ''Bırakın gideyim'' diyor Dzeko. Evet, keşke bıraksalar da gitse. Boşnak golcünün Milan'da yıldızını daha bir parlatacağına hiç şüphem yok.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
ATÇI FERGIE & AŞÇI FERGIE

Alex Ferguson çok yönlü bir insan. Rock of Gibraltar isimli bir atı vardı ve O'na iyi kazandırmıştı. Hatta 2002 yılında ''Yılın Yarış Atı'' seçilmişti.

Hatta David Beckham ve arkadaşlarını bir keresinde zorla Chester yarışlarına bile götürmüş. Kendileri bundan çok keyif aldıklarını gizlemediler daha sonrasında. Jokey arkadaş da pek bir içten öpmüş Fergie'yi.

Atlar kesmemiş olacak ki kulübün mutfağına da el atmış tecrübeli teknik adam. Hani kulübün her kademesinde aktif derler ya o hesap. Fazla söze ne hacet.
HALA MADRID !

Kaka dün gece 8 numaralı formayla ilk defa Barnebau'ya çıktı. 28 televizyon kanalının naklen yayınladığı stadda yaklaşık 50 bin kişinin bulunduğu şov bütün futbol medyasının gözünü Madrid'e dikmesine sebep oldu. Mükemmel bir şovdu. Forma numarası belli olmadan 2000 forma sattı Real Madrid ve sanırım 8 numaralı formadan 50 bine yakın satarlar.Haftaya da Cristiano Ronaldo'nun şovu yapılacak aynı görkemli töreni orada da göreceğiz. Muhtemelen 10 numarayı alacaktır Ronaldo.

Bugün itibariyle Benzama'yı da kadrosuna katan Real Madrid 3-2-5 taktiğiyle oynayacak herhalde. Büyük bir kıyım yaparlar. Belki 1-2 futbolcu da Türkiye'ye gelir.
Casillas
Ramos - Pepe - Albiol - Marcelo
Guti(Gago)-Diarra
Ronaldo - Kaka - Robben
Benzema (Raul-Nistelrooy-Higuain)
Parantez içleri uzar gider.
30 Haziran 2009 Salı
ALMANYA'NIN GENÇLERİ

U21 Avrupa Gençler Şampiyonası'nda finalde İngiltere'yi 4-0 gibi ezici bir üstünlükle devirerek kupaya uzandılar. Takımı bir zamanlar Samsunspor'da teknik direktörlük yapan Alman futbolunun önemli isimlerinden Horst Hrubesch çalıştırıyor. İngiltere karşısında ilk 11'de forma giyen önemli isimler var ve çoğu Bundesliga'da bu sezon şampiyonluğa oynayan takımlarda forma giydiler. Mesut Özil finalde maçın adamı seçilmiş. Beter olsun diyorum. 48. dakikada takımın 2. golüne imza atmış. Diğer goller 23'te Castro, 79 ve 84. dakikalarda Wagner'den gelmiş. Takımda devşirme çok isim var. Mesut da bunlardan biri. Sadece bizim gurbetçiler değil, başka ülkelerin de gurbetçileri var o topraklarda. Örnekler çoğaltılabilir.
Sami Khedira: Tunus asıllı
Ashkan Dejagah: İran asıllı
Marko Marin: Sırp asıllı
Anis Ben Hatira: Tunus asıllı
Gonzalo Castro: İspanyol asıllı
Jerome Boateng: Gana asıllı
Dennis Aogo: Nijerya asıllı
Chinedu Ede: Nijerya asıllı
Mesut Özil: Türk asıllı
Bu saydığım isimlerden 4'ü finalde İngiltere'ye ilk 11'de karşı forma giydiler. Almanlar harmanlamayı iyi yapmışlar ve kaliteli bir ekip kurmuşlar. Hepsinin ortak özelliği Almanya doğumlu olmaları. Bu gençler ileride çok takımın canını yakar benden söylemesi.
29 Haziran 2009 Pazartesi
KADRO NOSTALJİ #3 PARMA 94
GİZLİ KAHRAMAN İLYAS

12 yaşında minik takımda başlayan ve tam 9 yıl süren Galatasaray kariyeri. Şu anda Galatasaray'a 9 yıl hizmet veren isim azdır. 28 Kasım 1996'da oynanan Gençlerbirliği kupa maçında kaçan penaltı ve akabinde hızla başaşağı giden bir kariyer. 9 farklı takımda oynadı o yıldan beri İlyas. Bugün de 10.suna imzayı attı. Adanaspor'lu artık o 1. Feldkamp döneminin 'gelecek vadeden' yıldızı.
İlyas Kahraman belki o Türkiye Kupası maçında penaltıyı kaçırmıştı ama, çok değil aynı sene yani 24 Nisan 1996'da Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Türkiye Kupası final rövanş maçında, uzatmaların 116. dakikasında sol kanatta Uche'yi geçtikten sonra topu içeri çeviriyor ve Saunders gelişine çok sert vurarak topu ağlara gönderiyordu. Herkes bugün golü atan Saunders'ı hatırlar ama o golde aslan payı İlyas'a aittir ve o gol Galatasaray'a Türkiye Kupası'nı getirir. Fakat o golden 7 ay sonra, aynı sene içinde de İlyas'ın Galatasaray kariyeri, kaçırdığı penaltının ve Galatasaray'ın elenmesinin ardından sona erer.
Hayrettin o 18 penaltıdan birini kurtarsa, şu an durum nasıl olurdu acaba?
DORTMUND'TA UZADI

Transfer dönemi tüm hızı ile devam ede dursun, Türk takımlarının ağzını sulandıran oyunculardan Nuri Şahin 2010 Haziranında Dortmund'la sona erecek olan sözleşmesini 2013 yılına kadar uzattı. E artık bir zahmet gazetelerimiz Nuri'nin Türkiye'ye transfer haberlerine de son noktayı koyar. Gerçi '' Sözleşmesini uzattı ama kiralık formülü aranıyor '' haberlerini de duyabiliriz.
GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN

Maçın teknik taktik analizine hiç girmeyeceğim. O olay beni aşar, hele hele Ömer Üründül gibi 'sayın herşeyi bilen' bir abimiz varsa benim ne haddime. Belliydi maçın 'top bir o kalede bir kalede' şeklinde geçmeyeceği. Nitekim öyle de oldu. Top hep 'o' kaledeydi ve futbolun adaleti aslında bir nevi kendisini gösterdi. Amerika'ya yazık oldu belki ama 2 gol atıp üstüne yatarak, bir final maçında kupaya uzanmak üstelik Brezilya karşısında biraz zordu. Rakip belki bir başka takım olsa Amerika'ya 2. golden sonra bile verilebilirdi kupa.
İkinci yarıya golle başlamak maçı getirdi belki de. İlerleyen dakikalarda Brezilya öyle bir dalga dalga geldi ki değil Tim Hovard, kalede iki kaleci olsa bile bu maçın gideceği ikinci devrenin başından belli olmuştu neredeyse. Dani Alves ve Elano değişiklikleri, diğer mahallede dayak yiyen çocukların, abilerini çağırıp olaya kesin çözüm getirmeleri gibi birşeydi sanki. Zaten en sonunda da tecrübeli kaptan Lucio olaya el pardon kafa koyarak, evlerine en az yarım saat erken dönmelerini sağladı arkadaşlarının.
Brezilya'yı kutluyor ve artık 2010'u bekliyoruz. Sepp Blatter her ne kadar yaptığı son açıklamada yüreklere su serpmese de -vuvuzela 2010 Dünya Kupası'nın bir simgesi olacaktır- demişti, o futbol şöleni için 'vuvubelaya' rağmen' tam 1 sene beklemek zorundayız.
Bizim de Konfederasyonlar Kupası için hazırladığımız nacizane bier anket vardı ve dün itibariyle sonuçlandı. Oylamaya katılanların favorisi de Brezilya oldu.
Konfederasyonlar Kupası'nı hangi ülke kazanır?
1- Brezilya %73
2- İspanya %17
3- ABD %10
4- G.Afrika %0
28 Haziran 2009 Pazar
OGUCHI ONYEWU

Nijerya asıllı Belçika vatandaşı Fransa'da doğdu Beşiktaşlı oldu ABD milli takımında oynuyor ismi Japon isimlerini andırıyor. Spiker Erdoğan Arıkan Fenerbahçe ve Sivasspor ile adı anılıyor dedi maç esnasında. Sivaslılar alınmasın ama yazık olur öyle bir durumda. Wikipedia'da an itibariyle (22.06 pm) Fenerbahçe'nin futbolcusu olarak gözüküyor. 4 numarayı bile kapmış. Goodbye Edu goodbye.
27 Haziran 2009 Cumartesi
ELLER AYIRSA BİLE

Milan'ın evlatlarının yolları önümüzdeki sezon için ayrıldı. 2001-2002 sezonunda Fatih Terim'i devirip Milan'ın başına geçen Ancelotti'nin yardımcısı olarak yine aynı jenerasyondan Mauro Tassotti gelmişti teknik kadroya. İkili tam 8 sezondur Milan'da azımsanmayacak başarılara imza attılar. Fakat kader yollarını ayırdı. Ancelotti'nin Chelsea'de yeni yardımcısı, Scolari'nin de ekibinde de görev yapan, 1984-1987 yılları arasında da Milan forması giyen Ray Wilkins olacak. Tassotti de kaldığı yerden devam edecek önümüzdeki sezon. Leonardo'nun yanında sık göreceğiz O'nu da Milan yedek kulübesinde.
TRİBÜN SHOW #2 DEPORTIVO

Deportivo La Coruna, İspanya'da Galesia bölgesinin bir takımı. Hatta bir rivayete göre eskiden Türkler orada yaşarmış. Deportivo'lu taraftarlar ile Celta Vigo´lu taraftarların birbirlerini hiç sevmedikleri bilinen bir gerçek. Aşağı yukarı 20 yıl önce Celtalılar bu nedenle Deportivo'lulara hakaret anlamında "Türk" demeye başlamışlar.
Gelgelelim Deportivo'lu taraftarlar bunu hiç de hakaret diye algılamamışlar. Hatta kendi deyimleri ile "Türk gibi güçlü" görünmekten çok hoşlanmışlar. İste
bu yüzden her maçlarinda kale arkasında en az 1 Türk bayragı acmaya başlamışlar O tarihten beri.
2000-2001 sezonunda oynanan Deportivo-Galatasaray maçından bir kare. Kale arkasında Türk bayrağımız tüm asaletiyle yerini almış.
FORMA NOSTALJİ #2 CRYSTAL PALACE

Forma 1994-1995 sezonu Crystal Palace'ta oynayan John Salako'ya ait. Salako Nijerya asıllı İngiliz. Emektar oyuncu 1986'dan 1995'e kadar tam 9 sezon Crystal Palace forması giymiş. Futbolu da geç yaşta bırakmış. 2004-2005 sezonunda 36 yaşındayken veda etmiş sahalara. İyi ki yolu Türkiye'ye düşmemiş, eğer öyle olsa çok yazık olurdu kendisine. Adın çıkacağına canın çıksın derler ya o hesap.
NEREDEEEN NEREYEEE

2000-2001 sezonu için çıkan Championship Manager'da River Plate'den bir oyuncu sürekli olarak hangi takım olursanız olun transfer edilmeye çalışıyor ve oyunda transfer olduğu takımı ihya ediyordu. Derken bir sonraki transfer sezonunda Barcelona yönetimi de bu duruma kayıtsız kalmadı ve 15 Milyon euro karşılığında Saviola'yı renklerine bağladı. İlk sezonunda 17 gol (İstanbul'da elektrik kesintisi altında oynanan Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi maçı dahil) atan Saviola ikinci sezonuna sakatlık problemi ile başlasa da yine 14 gol atmayı başardı. Daha sonra Monaco ve Sevilla'da geçen kiralık sezonlar ve sözleşmesinin bitmesinin ardından bir umut Real Madrid'e transfer oldu. İniş burada da devam etti. İspanya Kupası ya da prestij için çıkılan maçlar dışında forma şansı bulamayan '' Tavşan '' lakaplı oyuncu iki sezonda Real Madrid sanırım 120 maça yakın maça çıkmıştır sadece ve sadece 28 maçta 4 gol attı ve o da ışığı sönmeye yaklaşan yıldızlar; Pablo Aimar, Jose Antonio Reyes (kiralık sözleşmesi bitti Atletico Madrid'e döndü), David Suazo ( Inter'in Cagliari'den büyük ümitlerle aldığı oyuncu onunda kiralık sözleşmesi bitti) gibi Benfica'ya transfer oldu. Hayırlısı olsun bakalım Saviola Porto ve Sporting Lizbon'un gölgesinde kalmaya başlayan Benfica'nın '' Tavşan Atleti '' olup takımı şampiyonluk yarışında sırtlama başarısına imza atabilecek mi? ( Zor zor )
26 Haziran 2009 Cuma
SPONSOR NE DİYORSA O!

Fotoğraf Club Brugge'ün soyunma odasından. Takımın formasına göğüs reklamı veren DEXIA işi sıkı tutuyor anlaşılan. Firma yetkililerine maç boyu sahada tepinen 11 futbolcu yetmiyor, gol sevinçlerine bile karışıyorlar. Çözümü soyunma odasına astıkları bu uyarı tabelasıyla sağlamaya çalışmışlar. Maksat namımız yürüsün.
KAPTAN MAĞARA ADAMI
David Villa'nın oynadığı reklam filmi. Real Madrid'e transfer olursa tepkilerden kurtulmak için bu yolu seçebilir.
CHELSEA YENİ SEZON FORMALARI

Chelsea de açmış tezgahı. Çizgili olan sanki geçen sezonlarda Inter'in giydiği formayı anımsatıyor. Omuzlardan dirseğe doğru inen fosforlu sarı asaleti bozmuş biraz. Statta ışıklar sönse bile bulurlar birbirlerini. Gerçi İngiltere için bu imkansız bir ihtimal ama olduki Türkiye'ye gelirlerse önceden alınmış bir tedbir. Mavi formaların eklentileri tuhaf geldi bana biraz. Sanki ordan burdan kırpmışlar gibi. Elbette bir formayı sahada görmeden anlayamazsın. Bekleyelim görelim.
BİR YILDIZ DAHA KAYDI

Futbol Dünyasından önemli yıldızlar birer birer kopmaya devam ediyor. Futbolu bıraktığını açıklayan son isim ise Leverkusen kaptanı Bernd Schneider oldu. Carl Zeiss Jena ve Eintracht Frankfurt'ta geçirdiği 6 sezonun ardından 1999 yılında Leverkusen'e transfer olan Schneider futbolu önce baldırından daha sonra ise sırtından geçirdiği ve bir türlü kurtulamadığı sakatlıklardan dolayı bırakma kararı aldı. Leverkusen'de 263 maçta 35 gol atan Schneider bu sezon sadece takımının M'Gladbach'ı 5-0 yendiği maçta formasını giymişti. 2002 yılında Toppmöller yönetimindeki Leverkusen Devler Liginde finalde Zinedine Zidane'nın insanüstü golüne engel olamayıp kaybederken ilk 11'de sahada yer alan Schneider'i özellikle aynı yıl İstanbul'da oynanan ve Leverkusen'in 2-1 kazandığı Fenerbahçe maçında attığı harika golle de hatırlayacağız...
25 Haziran 2009 Perşembe
OLDU MU ŞİMDİ ?

İnsanın aklına ister istemez bu soru geliyor. Sen tut 35 maçtır yenilme, Avrupa Şampiyonu ol, geleni geçeni sepetle sonra da gel futbola bile 'futbol' demeyip 'soccer' diyen bir ülkeye mağlup ol. Üstelik 2-0, üstelik gol bile atama, üstelik rakibin az bir süre de olsa 10 kişi mücadele etsin. Sezen Aksu'nun bir şarkısı vardı o geldi aklıma. ''Oldu mu şimdi oldu mu yar?'' diyordu. Yazık oldu İspanya'ma.
BORDEAUX YENİ FORMALAR
ROBINHO SHOW
Yaramaz çocuk yine yapmış şovunu. Fakat anlamadığım nokta şu. Konfederasyonlar Kupası'nda 11 numaralı formayı giyen Robinho, neden Felipe Melo'nun 5 numaralı eşofman üstünü giyer ki üzerine?
BABASININ OĞLU #2

Kun Agüero'nun oğlu Benjamin büyümüş kocaman olmuş. 4 aylık gibi durmuyor hiç saçlara bakarmısınız. Babasıyla aynı neredeyse. İleriki günlerde şampuan reklamlarından teklif gelirse hiç şaşırmamak gerekir.
Bu arada arka sol plandaki iki şahıs; biri Maradona'nın gençliğini, diğeri de muhtemel ihtiyar halini andırıyor sanki.
24 Haziran 2009 Çarşamba
TARİHTEN BİR SAYFA #1
BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM
KADRO NOSTALJİ #2 SPARTAK MOSKOVA 93

Aynı sezon Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi'nde eşleşmişti. O kadrodan bir çok isim ertesi sene Avrupa'nın kalburüstü takımlarında aldılar soluğu. Onopko, Karpin, Beschastnykh, Mostovoi, Steauche vs. Galatasaray ilk maçta rakip 9 kişi kalmasına rağmen deplasmanda galip gelememişti. Bırakın galip gelmeyi gol dahi atamamıştı. Hatta o dönemlerin Lugano'su Stumpf, rakip 9 kişi kalınca ayıp olmasın diye kendisi de kırmızı kart görüp takımını 10 kişi bırakarak adaleti sağlamaya çalışmıştı. Maçın spikeri Abidin Aydoğdu'ya değinmiyorum bile. Efsane bir maç anlatmıştır kendileri. Hakan Şükür topu alıp giderken son adam tarafından düşürülünce derin bir ''oooooouuuvvvv'' çekmiş ve ''işte şimdi kötü oldu'' demiştir. Kötü olan nedir oysaki. Rakibin kırmızı kart görecek olması.
Tarihte çok ilginç maçlara ve spikerlerden ilginç sözlere maruz kaldık. Onlara ileriki yazılarda değineceğim.
Fotoğrafa gelecek olursak tekrar. Ruslar soğuk insanlar vesselam. Bir taneniz de gülün be kardeşim.
23 Haziran 2009 Salı
BEKLEYİŞ

Edinaldo Grafite:
* ''I hope to be selected for the next FIFA World Cup, but if I'm not, I'll be in South Africa as a fan ''
* '' Umarım FIFA Dünya Kupası kadrosuna seçilirim, eğer çağırılmazsam, Güney Afrika'da bir taraftar olarak bulunacağım ''
Bundesliga'nın 28 gollü gol kralı Grafite belli ki Konfederasyon Kupası kadrosuna alınmadığına epey içerlemiş. Şimdiden zemin yapıyor.
BAŞIMIZA TAŞ YAĞACAK

Fotoğraftaki abimiz Carlos Roa. Arjantinli kaleci. Bir zamanlar, hatta en ünlü zamanlarında 1997-2002 yılları arasında Mallorca kalesini de korumuştu. Asıl mevzu bu değil tabi. Roa, 2000 yılında kıyamet kopacağına inandığı için futbolu bırakıp ibadete adamıştı kendini. Fakat, ne kıyamet koptu, ne gezegenler çarpıştı, ne de başımıza taş yağdı. Bağlı olduğu Seventh Day Adventist Church topluluğu bunu emrediyordu. Ayrıca bu 'tarikat'a bağlı olduğu için inanışları gereği ''Cumartesi maça çıkmam!'' dedi.
1998 Dünya Kupası'nda İngiltere maçında penaltı atışları sırasında itirazı sonucunda sarı kart gören dünya üzerindeki tek kaleci olmuştur. Sıtma hastalığına da yakalanmış, kanserle de mücadele etmiş zamanında.
Tuhaf adammış vesselam...
22 Haziran 2009 Pazartesi
SÜPER BABA

John Terry İngiltere'de 'Yılın Babası' seçilmiş. Chelsea kaptanının Georgie John ve Summer Rose adlı ikiz çocukları 3 yaşındalar. Kaptan yaptığı açıklamada ''bu onur benim için kupalar kazanmaktan bile daha önemli'' demiş. Saha içinde de saha dışında da tam bir profesyonel, örnek alınması gereken bir futbolcu kanımca.
ÜÇ SİLAHŞÖRLER

Soldan sağa;
Lothar Matthaus, Jurgen Klinsmann ve Andreas Brehme
İnter'in 3 yıldızı. Fotoğraf 1989 yılına ait. Yani Kilnsmann'ın Inter'e ayak bastığı tarih. Önce Matthaus ve Brehme düştü Milano yollarına, ardından Klinsmann'ı çektiler saflarına. Üçü de 1992'de ayrıldılar Inter'den.
O zamanlar televizyonlarda sadece kendi ligimizin maçlarını izlerdik. Avrupa'dan futbol yoktu televizyonlarda doğru dürüst. Bazen, TRT 1 İngiltere Ligi maçlarını verir, televizyondan o golleri izleyip gaza gelen kardeşim ve ben gözümüze kestirdiğimiz herşeyi yuvarlayıp top yaparak evin altını üstüne getirirdik.
Demiştim ya miladım İtalya 1990 Dünya Kupası'dır. Gerçi 1986 Meksika'yı ve Van Basten'li Hollanda'nın 1988'de kupaya uzandığı Almanya'da düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nı da hatırlıyorum elbette. Fakat ciddi anlamda bir sporsever olarak, Dünya Kupası öncesi Sabah gazetesinin verdiği ''Dünya Kupası Özel Eki'' ile dersime çok iyi hazırlanmıştım.
Renklerden midir nedir, o zamanki Batı Almanya'ya bir sempatim olmuştu. O dönemden adını ezberlediğim ve turnuva boyunca izlemekten büyük keyif aldığım panzerlerin en etkili üç silahı yani ' 3 silahşörü ' Matthaus, Brehme ve Klinsmann'dı. Fakat O'nları Inter'de birlikte görmem bile AC Milan'dan vazgeçmem için yeterli bir sebep olmadı.
Tam 19 sene geçmiş. Yok yok. Ben kesin yaşlandım.













