Bir insan 6 sezonluk bir diziyi 9 seneye yayar mı? Günü gününe izlese bile imkansız. Ama ben yaydım hatta abarttım. OZ böyle bir şey işte. Bitse bile yeniden başlayabileceğiniz, karesini esgeçemeyeceğiniz bir başyapıt. İçeriğine girsem ne ben çıkabilirim, ne de siz çıkartabilirsiniz. Bir dizinin içinde toplamda 72 karakter oyuncusu ölebiliyorsa orada bir durup düşünmek lazım. Kısacası; bir diziden ötesi. Ayrıntısı ayrı bir yazı konusu. Dizide belli bir süre sonra İtalyanların abisi konumuna yükselen Pancamo yani gerçek hayattaki ismi Chuck Zito tam bir efsane. Utanmasak İstiklal'de yürürken karşımıza çıkacak o derece. Profesyonel boksçu, kickboksçu, motor düşkünü, tekvandoda siyah kuşak sahibi, usta oyuncu, zamanında Michael Jackson, Madonna, Pamela Anderson gibi isimlerin bodyguardlığını yapmış bir isim, şu an Amerika'da bir radyo programı yapıyor, aynı zamanda tam bir imitasyon Slyvester Stallone. Tüm saydıklarımdan sonra bu arızanın başka bir rahatsız isim Mike Tyson'la aynı karede yer almasına da hiç şaşırmadım.
10 Ocak 2010 Pazar
SEN NEYMİŞSİN BE PANCAMO
Bir insan 6 sezonluk bir diziyi 9 seneye yayar mı? Günü gününe izlese bile imkansız. Ama ben yaydım hatta abarttım. OZ böyle bir şey işte. Bitse bile yeniden başlayabileceğiniz, karesini esgeçemeyeceğiniz bir başyapıt. İçeriğine girsem ne ben çıkabilirim, ne de siz çıkartabilirsiniz. Bir dizinin içinde toplamda 72 karakter oyuncusu ölebiliyorsa orada bir durup düşünmek lazım. Kısacası; bir diziden ötesi. Ayrıntısı ayrı bir yazı konusu. Dizide belli bir süre sonra İtalyanların abisi konumuna yükselen Pancamo yani gerçek hayattaki ismi Chuck Zito tam bir efsane. Utanmasak İstiklal'de yürürken karşımıza çıkacak o derece. Profesyonel boksçu, kickboksçu, motor düşkünü, tekvandoda siyah kuşak sahibi, usta oyuncu, zamanında Michael Jackson, Madonna, Pamela Anderson gibi isimlerin bodyguardlığını yapmış bir isim, şu an Amerika'da bir radyo programı yapıyor, aynı zamanda tam bir imitasyon Slyvester Stallone. Tüm saydıklarımdan sonra bu arızanın başka bir rahatsız isim Mike Tyson'la aynı karede yer almasına da hiç şaşırmadım.
ANKET SONUÇLARI
9 Ocak 2010 Cumartesi
TOGO OR NOT TO GO
Afrika Kupası'nda Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Gana'nın bulunduğu ölüm grubuna düşmüşlerdi ama ölümle bu denli burun buruna geleceklerini düşünmemişlerdi belki de. Haklı olarak da Pazartesi oynamaları gereken Gana maçına çıkmak istemiyor Togolu futbolcular. Halbuki saatlerini o güne kurmuş bu zevkli mücadeleyi benim gibi bekleyen bilmem kaç milyon kişi vardır dünyada(abartmadım heralde). Artık özel güvenlik mi tutulur, nasıl bir önlem alınır bilinmez ama bir şeyler yapılması şart. Bugün Togo, yarın başka bir takım olmasın.
PS:Bu posttan yaklaşık 2 saat sonra Togo, Afrika Kupası'ndan çekildiğini açıkladı.
ERTEM ŞENER'DEN AŞK-I MEMNU
ANGOLA MI KAN GÖLÜ MÜ?
8 Ocak 2010 Cuma
BEN DE ONDAN İSTİYORUM
7 Ocak 2010 Perşembe
BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
* ''Televizyon dünyasında Şakacı programıyla ün kazanan Çetin Çiftçioğlu'nun 1994-1995 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Galatasaray-Göteborg maçının 10 dakikalık bir bölümünü mikrofonu Akın Göksu'dan devralarak, at yarışı tadında anlattığını'' biliyor muydunuz? *(Görüntü kullanımı yasak olduğu için malesef koyamıyorum. Sesi aşağıdan dinleyebilirsiniz.)
6 Ocak 2010 Çarşamba
YEŞİL KURTLAR
Geçen sezon Sabri Ugan'la birlikte Almanya Ligi özetlerini hazırlarken, ilk haftadan beri Wolfsburg'a ayrı bir sempatimiz oluşmuştu. Özetleri anlatmak için offtube odasına girince özellikle Wolfsburg'un maç sonuçlarına bakmaz, özet sırasında gelen her golde sevinirdik. Verdiğimiz pozitif elektrikten midir nedir o Wolfsburg aldı başını yürüdü ve sezonu şampiyon tamamladı. Hatta Şampiyonlar Ligi'ne katılıp İnönülere bile geldi. Wolfsburg'un resmi sitesinin girişinde müthiş bir animasyon karşılıyor sizi. Girilip görülmeye değer. Buyrun buradan bakın.
5 Ocak 2010 Salı
FIFA 2001
Ercan FIFA 2001'i ister de ben O'nu kırar mıyım hiç? Çok özledik majestelerini ve O'nun sihirli sol ayağını.
Herkesin bu oyunla ilgili bir anısı vardır elbet. Aldığım 4. bozuk cdnin ardından oyunu bir türlü yükleyemediğim için, kasayı sırtlayıp bilgisayarcıda almıştım soluğu. Aynı gece Şampiyonlar Ligi'nde başbelası Sturm Graz deplasmanı vardı Galatasaray'ın. Maçtan önce adettendir, gecenin maçını önceden oynamıştım ve 6 atmıştım Sturm Graz'a. Sonra ne mi oldu? Schopp Schupp desem?
4 Ocak 2010 Pazartesi
MUSTANG POOL
HALEF&SELEF
1 Ocak 2010 Cuma
DÖNÜŞ

Çok fazla kalamadım uzaklarda. Yeni yıl yeni umutlar diye bekledim sabrettim. 1 Ocak milattır ya hani, bıraktığımız yerden başlamak miladımız olsun bu sefer. Dönüş gerçekleşti sonunda. Bu aralar ortalık sakin. Süper Lig, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi tatil. Bi nevi memlekete gönderdim onları. Bir ay sonra gelecekler. Vedalar kötü, dönüşler heyecanlıdır. Sanki yeni başlıyormuşum gibi heyecan var. Yokluğumuzu hisseden varsa selam olsun. Kaldığımız yerden aynen devam. Bu geri dönüşe de Penelope'nin ''Volver-Dönüş'' filminden bir kare ve o büyülü sesi yakışırdı elbette. Yeni yılınız güzel olsun.
16 Aralık 2009 Çarşamba
PAUSE

Ne güzel söylemiş spiker; ''Oysa herşey o kadar güzel başlamıştı ki...''
Hep görürdüm bazı bloglarda ama hiç anlam veremezdim. Neden, niye bir insan en sevdiği şeye ara verirdi ki? Meğer şartlar bu hale getiriyormuş bunu da yaşayarak tecrübe ettik. Stop değil pause tuşuna bastım sadece. Yorumlar abarınca, düşüncelerime yapılan kimi itirazlar(saldırılar) aile boyutuna ulaşınca ve normal bir insan olarak yazılan yazılar hep basın kimliğim yönümle özdeşleşince böyle bir ara verme zorunluluğu hissettim. Ben de büyük bir hevesle girişmiştim blog olayına. Maksat bildiklerimi yansıtmak, bilemediklerimi öğrenip anlamaktı. Güzel de oldu. Herşey çok da güzel başladı ve öyle de devam etti. Vaktini ayırıp okuyan, bilgisini paylaşan herkese teşekkür ederim. Altkimliğimi sorgulamadan, üstkimliğimle bir geri dönüş olacak elbette. Belki yarın belki yarından da yakın.
11 Aralık 2009 Cuma
KİMSİN SEN? ÇIK DIŞARI!!! ÇIK!!!

Wolfsburg deplasmanında Michael Owen coşuyor coşturuyor ve 3. golünü de Wolfsburg ağlarına gönderiyor. Bu golün ardın da davetsiz bir misafir Dzeko ve Misimovic'in yanında bitiveriyor anında. Hayır oraya gelene kadar kim nasıl müdahale edemedi de o kadar rahat bir şekilde santrada duruyor anlamak mümkün değil. Üstelik bir Şampiyonlar Ligi maçında.
3 Aralık 2009 Perşembe
DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARIM
1 Aralık 2009 Salı
İŞTE PREMIER LİG BU !!!
İngiltere Premier Liginde yer alan takımların 2008 Ekiminden 2009 Eylülüne kadar futbolcu transferlerinde menajerlere ne kadar ödeme yaptıkları açıklandı. Listenin başında tabii ki Sheikh Mansour'un Manchester City'si var. Rakamlar pound üzerinden olunca tabii biraz daha ilgi çekici oluyor. Adamların futbol kültürlerini zaten kıskanıyorduk, bu da son nokta oldu. Yok yok merak etmeyin, '' Acaba bizim kulüplerimiz menajerlere ne kadar ödüyordur '' diye sormayacağım çünkü biz daha ne kadar bonservis ödendiğini ve oyuncuların ne kadar kazandıklarını bile bilmiyoruz...Manchester City - £12,874,283
Chelsea - £9,562,223
Liverpool - £6,657,305
Tottenham - £6,066,935
West Ham - £5,527,548
Arsenal - £4,760,241
Wigan - £3,576,972
Portsmouth - £3,184,725
Bolton - £3,166,611
Everton - £2,008,407
Sunderland - £2,007,040
Aston Villa - £1,708,374
Blackburn - £1,610,885
Hull - £1,599,188
Manchester United - £1,517,393
Fulham - £1,469,258
Wolves - £1,235,703
Birmingham - £974,982
Stoke - £716,042
Burnley - £468,398
30 Kasım 2009 Pazartesi
GRANT'IN BİTMEZ ÇİLESİ

Avram Grant Manchester United'dan çektiğini başka kimseden çekmedi. Biraz da Yahudi altyapılı olduğu için gelmişti Chelsea'de Mourinho'nun ardından göreve. Öyle ya da böyle Chelsea'ye yıllardır hasret olduğu Şampiyonlar Ligi final sevincini yaşatmıştı. Finalde Ferguson'ın Manchester'ına penaltılarla kaybetmiş ve kendisine kapı gösterilmişti. Aradan aylar yıllar geçti ve tekrar Premier Lig'e dönüş yaptı Porstmouth takımıyla. Ama döndüğüne pişman oldu çünkü ilk rakibi yine Manchester United'dı. Acımadı elbette Kırmızı Şeytanlar Avram Grant'e. Beşiktaş'ın hıncını da Pompey'den aldılar ve 4 golle hoşgeldin dediler kibar bir deyişle.
29 Kasım 2009 Pazar
CAMP NOU'DA BİR PANKART
27 Kasım 2009 Cuma
24 Kasım 2009 Salı
UÇ UÇ BÖCEĞİM

''Annen sana terlik pabuç alacak''. Böyle derdik küçükken elimize gariban bir uğur böceği geçirdiğimizde. Bugün de iki teknik adamın da elinde birer uğur böceği var. Önemli olan onu uçurabilmek. Üstelik bunun terlik pabuç derdi yok, gruptan çıkabilmek yeterli. Zor maç zor. Bir tarafta Pep, diğer tarafta Jose. İkisinin de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yüzüğü var. Bu maç grupta birinin düğümünü çözer, birinin boynuna ilmiği geçirir o derece.

Atıp tutmayı sevmem ama içime 1-1 doğuyor sanki. Inter seviyor son dakikalara iliştirmeyi. Barcelona büyük bir çoğunluğunu önde götüreceği maçta, son yumrukla afallayabilir. Bunlar birer tahmin tabii. Tutmama olasılığı daha çok. Olsun en azından bahis oynayıp para kaybetmiyorum. Kazanan havalara uçar, kazanamayan da alır eline defteri kalemi hesaba kitaba başlar. İlker Yasin anlatacak, Rıdvan Dilmen yorumlayacak. Mikrofonlarımız Camp Nou'da.
23 Kasım 2009 Pazartesi
GOLE GEL GOLE
Anderlecht dün oynanan maçta kendi sahasında Roseleare’yi 3-1 mağlup etti. Fakat bu galibiyetten çok Anderlecht’in 2. golü maça damgasını vurdu. Karşılaşmanın 34. dakikasında sol kanattan kullanılan taç atışının ardından ceza yayı üzerine gelen topu Boussafa önünde buldu ve kaleye doğru sert bir şut yolladı. Roseleare kalecisi Jurgen Sierens topu kontrol ettiğini sandı ama kendisinin bile inanamayacağı bir golü ağlarına gönderdi. Anderlecht bu golle 2-0 öne geçerken, gol Boussafa’ya yazıldı.22 Kasım 2009 Pazar
DEFOLU WIGAN

Bir Premier Lig maçında görmeye alışık olmadığımız değil, görmediğimiz bir skordu. Futbol bilginleri çıkıp ''fi tarihinde vardı böyle bir maç nasıl bilmezsin?'' diye ola ki beni yerse de boynum kıldan incedir, hatırlamıyorumdur, saygı duyarımdır, gerisi teferruattır. Hepsini geçelim nasıl olur da bir Premier Lig takımı 9 gol yer onu anlamak güç. Defoe gol atmadı resmen abarttı. 9. dakika açılan gol perdesi de Wigan'ın Londra semalarında dokuz doğurmasıyla sonuçlandı. Son olarak; kalecilerin gol yedikten sonraki bakışlarına bir dikkat edin. Çok masum ve çaresiz oluyorlar. Garibim Kirkland nasıl da içlenmiş öyle.
KURTLAR VADİSİ GLADIO

Sinema eleştirisi yazmıyorum o çok ayrı bir konu. Futbola zor yetişiyorum bir de sinemaya el atamam her ne kadar sinema okumuş olsam da.
İyi bir Kurtlar Vadisi takipçisiyseniz, yakın tarihle yakından ilgileniyorsanız ve İskender Büyük hayranıysanız bu filme gidin derim. Galasına katılmak, oyuncularla buluşmak şahsım adına ayrı bir keyifti. Gidenler gitmeyenlere anlatmasın. Türkiye'nin yakın tarihine ışık tutması açısından kesinlikle görülesi bir film.
21 Kasım 2009 Cumartesi
İYİ OYNADIN ''KAZAN''DIN

Futbolun klişe tabiridir bu deyim. İyi oynayıp sonuna kadar hakedenler için de büyük bir onur. Rusya Ligi hakkında atıp tutup ahkam kesmek istemiyorum çünkü açıkça itiraf etmem gerekirse pek de yakından takip etmiyorum. Ama Rubin Kazan bizim ülke olarak sempatik bulduğumuz, belki de bizlerden Gökdeniz ve Hasan Kabze gibi isimlerin kadroda yer alması, Barcelona'yı deplasmanda mağlup etmeleri hasebiyle kendimize daha yakın hissettiğimiz bir takım. Bu benim düşüncem herkesin görüşüne de saygı duyarım.
Ligin bitimine bir hafta kala şampiyonluğunu ilan etti Rubin Kazan. Muhtemelen önümüzdeki sezonda da Rus şampiyonu olarak Şampiyonlar Ligi'nde göreceğiz formalite de bir değişiklik olmazsa.
Tebrikler Rubin Kazan. İyi oynadın Kazan'dın.
FISTIKLI ÇİKOLATA

22 Mayıs 2010'da Santiago Bernabau'da oynanacak olan Şampiyonlar Ligi finalinin resmi logosu. Bu stadın ismini duyunca çağrışım yaptığından mıdır nedir hep finalin bir isminin Real Madrid olduğunu düşünüyorum sezon başından beri.
Logoya gelecek olursak; bir Şampiyonlar Ligi imajından çok, bilboardlardaki fıstıklı çikolata reklamlarına benziyor.
20 Kasım 2009 Cuma
ŞAMPİYONLAR LİGİ ÖZEL CUMARTESİ 12.20'DE STAR'DA

Bu hafta yine dopdolu bir içerik var kendi programım diye söylemiyorum.
Liverpool'un 2. kaptanı Jamie Carragher, 2005 yılındaki İstanbul Mucizesi'ni ve devre arasında soyunma odasında yaşananları anlatıyor. Ayrıca senaryosunu Steven Gerrard ve Jamie Carragher'ın yazdığı ''15 Dakikalık Dünya Şoku'' isimli filmin çok özel görüntüleri de var. Resimde görüldüğü üzere çok enteresan sahneler var. Benitez'e birebir benzeyen bir aktör, arkasında Atatürk ve Türk bayrağı portresi, fonda gitar çalan bir eleman ve elinde şişme kadınla boş boş oturan bir futbolcu. Carragher'ın yanında oturanlar da ilginç. Biri güneş gözlüklü çakma Sami Hyypia diğeri de saçlarından başka hiçbirşeyi benzemeyen imitasyon Baros. Carragher bu filmin perde arkasını da anlatıyor.

Diğer yandan;
Beşiktaş'ın 2003'teki Chelsea zaferi,
5. haftanın maçlarına bakış,
Interli Diego Milito ve Motta,
Lyon'un başarılı oyuncusu Miralem Pjanic,
Bordeaux'un kaptanı Alou Diarra'nın röportajları,
ve Şampiyonlar Ligi'nde 4. haftada atılan en güzel 5 gol ekranlarda olacak.
Şampiyonlar Ligi Özel Cumartesi saat 12.20'de STAR'da!
HAFTA SONU MAÇ PROGRAMI

20 Kasım Cuma
22:00 Marsilya-Paris Saint Germain / Kanal A
21 Kasım Cumartesi
12:00 Rubin Kazan-Zenit / Spormax
12:00 Spartak Moskova-CSKA Moskova /
13:00 Orduspor-Kocaelispor / D Spor
14:45 Liverpool-Manchester City / Spormax
16:00 Gaziantepspor-Bursaspor / Lig TV
16:30 Friburg-Werder Bremen / TRT 3
17:00 Rangers-Kilmarnock / Euro Futbol
17:00 Chelsea-Wolves / Spormax
19:00 Bologna-İnter / NTV Spor
19:20 İpswich-Sheffield Wed. / Futbol Smart
19:30 Manchester United-Everton / Spormax
20:00 Grenoble-Lyon / Kanal A
20:00 Beşiktaş-Fenerbahçe / Lig TV
21:00 Real Madrid-Santander / NTV
21:45 Twente-Vitesse / Futbol Smart
22:00 Auxerre-Monaco / Kanal A
23:00 At.Bilbao-Barcelona / NTV Spor
22 Kasım Pazar
00:15 Sunderland-Arsenal / Spormax (BANT)
13:30 Konyaspor-Boluspor / D Spor
14:30 Dundee United-Celtic / Euro Futbol
15:30 Bolton-Blackburn / Spormax
15:30 Ajax-Heerenveen / Futbol Smart
16:00 AC Milan -Cagliari / NTV Spor
16:00 Kasımpaşa-Trabzonspor / Lig TV
16:30 Bayern Münih-Leverkusen / TRT 3
18:00 Saint Etienne-Lorient / Kanal A
18:00 Stoke-Portsmouth / Spormax
18:30 Hamburg-Bochum / TRT 3
20:00 Galatasaray-Manisaspor / Lig TV
21:00 Botafogo-Sao Paulo / Spormax
21:45 Juventus-Udinese / NTV Spor
22:00 Montpellier-Lille / Kanal A

Uzun bir aranın ardından ''Annemizin Ligi''ne geri dönmenin huzuru ve kıvancı içindeyiz. Bu hafta içinde dünyanın hemen hemen her ülkesinin milli takımı yeşil sahada ter dökerken, bizim teknik direktörsüz millilerimiz aradaki boşluğu gezerek, dinlenerek koca bir tatille geçirdiler. Tabii ki sonuna kadar hakları ona lafım yok. Ama araya sıkıştırılan 2 günlük bir kamp dönemi ve +90 dakika eminim kimseye fazla gelmezdi. Bir bildiği vardır güzide federasyonumuzun diyelim artık.

Gelelim haftanın maçlarına. Hepsine tek tek değinmeyeceğim. Şahsım adına önem arzedenleri elimdeki kalemle kırmızıya boyadım bile çoktan. Mesai başında ofiste geçecek bir hafta sonunda, önümde bilgisayar, hemen sağ kanatta 37 ekran televizyonum, sol kanatta susmak bilmeyen masa telefonum, ileri uçta bulunan kulağımdaki kulaklıkla; hem işime hem de birbirinden ayrı 90 dakikalara konsantre olmaya çalışacağım.
Şimdiden hayırlı haftasonları, tatil yapabilen şanslı insanlara da iyi tatiller diliyorum.
19 Kasım 2009 Perşembe
DUDEK NE YAPIYOR?

Kaleyi Casillas'tan devralmak kolay değil elbette. 36 yaşına geldi Dudek dile kolay. Lehmann o kadar kötü olmasına rağmen 40'ına kadar oynadıysa benim neyim eksik diyordur muhtemelen.
Real Madridli futbolcular arada bir yapıyorlar böyle güzellikler. Kulübün store mağazasında çocuk hayranlarıyla bir araya gelmişler. Fakat Dudek bu elleri rahat rahat durmuyor. O eller 2005 yılında Milan'ın penaltılarını eritmişti eldivenlerinde. Önlerinde çocuklar var ama 36'lık Polonyalı onlardan daha çocuk. Fotoğraf çekiminde Lassana Diarra'ya kulak yapıyor. Akabinde Fransız'ın da bunu farketmesi çok uzun sürmüyor tabii.

Bu arada çocuklardan soldaki Havuç'u, sağdaki de Gudjohnsen'i andırıyor sanki.
DİKKAT ET DÜŞECEKSİN
Cezayirli Yahia, Mısır'a 40. dakikada attığı golle ülkesini ihya etti. Karşılıklı 2-0 sonuçlanan maçların ardından kozlar playoff maçında paylaşıldı. Tarafsız olması için Sudan'da oynandı maç. Belli ki Cezayirli oyuncular Mısır'da yedikleri dayağı unutup tamamen maça iyi konsantre olmuşlar. Bu motivasyon onlara aldıkları 1-0'lık galibiyetin ardından Güney Afrika biletini getirdi.
Maç sonunun en güzel görüntülerinden biri de Cezayirli kaleci Fawzi Chaouchi'nin fotoğrafçılara verdiği pozdu.
''Önünde de olsam, üstünde de olsam kale emin ellerde'' diyor heralde.
Daha önce de belirttim. Tek temennim gruplarda Fransa ile eşleşmeleri.
KİM BU ÇOCUK?
RESİMDEKİ GÖZYAŞLARI

Robbie Keane ve Keith Andrew. Erkek adam ağlamaz tezini itinayla çürütüyorlar. Ne geliyorsa hep şu Adalıların başına geliyor zaten. Maradona da 23 sene önce - o kadar oldu mu ya???- İngiltere maçında el atmıştı olaya. Şimdi de Fransa, İrlanda'yı elden geçirdi. Yaşayan futbol efsanem David Ginola ''Utanıyorum!'' diyor. Haksız sayılmaz. Güney Afrika'da vuvuzela sesleri yankılanırken golü hazırladıkları ellerle kulaklarını tıkarlar heralde.
Fransızlar İrlanda'nın ahını aldılar, umarım başka bir yeşil-beyaz, geçmişte fazlasıyla kalplerini kırdıkları Cezayir ile aynı gruba düşerler. Çok uç olabilir belki ama Fransa aslında sırf şu formanın güzelliği için bile kupaya katılmaya hak kazanmıştı bana göre.
MİKROFONLARIMIZ HAGI STADYUM'UNDA
ELLER GÜNAHKAR

Yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan?
Kim en çok bilir? Çok okuyan mı, çok gezen mi?
Ya da;
Top mu ele değdi, el mi topa?
''Ben hakem değilim'' diyor Henry açıklamasında. Olayın ayrıntısına girmeyeceğim, kısaca özetlemek gerekirse;Fransa-İrlanda maçının uzatmalarında Henry'nin son çizgi üzerinde eliyle düzeltip içeri çevirdiği topa Gallas omzuyla dokundu (Evet omzuyla attı golü, çünkü öyle bir kafa vurma şekli yok). Bu gol de Fransa'nın dünya kupası bileti oldu dolayısıyle.
Tepkiler çok, İrlandalı futbolcular çılgına döndüler neredeyse. Haksız da sayılmazlar hani. Elin adamı eliyle kendi ülkesinin biletini kesip, senin yolunu keserse buna çıldırmak gayet normal.
Hugo Lloris ve Henry rolleri değiştiler aslında bir bakıma dün gece. Fransız kaleci uzatmalarda bir İrlanda tehlikesini ayaklarıyla önlerken, Henry de eliyle Güney Afrika vizesini getiren isim oldu. ''Dürüstçe söylüyorum, top elime değdi'' diyen Henry kendisi bile inandı mı söylediklerine bilemiyorum ama gerçek olan şu ki Fransa Güney Afrika'da kalacağı otele rezervasyonunu yaptırmıştır bugün itibariyle.
İyi oynayan kazanmak zorunda ama çoğu zaman kural bu değil.
Futbol;garip şey.
17 Kasım 2009 Salı
THE MASK

Önce Enke, ardından De Nigris'in ölümü, tüm futbol camiasını derinden sarstı. İkisinin de ortak özelliği bir zamanlar aynı topraklarda aynı havayı solumamızdı. Evet belki Enke'nin macerası çok uzun sürmedi, hoş olmayan hatıralar bıraksa da adı geçtiğinde şöyle bir dudak büküldü zamanında. Fakat kimse de kötü olarak anmamıştır eminim. De Nigris de sessiz sedasız giden, ama acı haberi tez gelenlerden. Her futbolcunun gizli dünyası vardır elbet.
Ekvadorlu Kaviedes de bunlardan biri. Neyseki hala hayatta ve profesyonel futbol hayatında 10'dan fazla takımda forma giydi. 2008 yılından beri de Ekvador'un LDU Qito takımının formasını terletiyor. Milli takımda görev aldığı 2006 Dünya Kupası'nda Ekvador, Polonya'yı 2-0 mağlup ederken Ivan Kaviedes attığı ilk golün ardından sarı bir Spiderman maskesi takıyor ve bu golü de 1 sene önce bir trafik kazasında kaybettiği aşağıda resmi bulunan eski takım arkadaşı Otilino Tenorio'ya armağan ediyordu.
16 Kasım 2009 Pazartesi
GÜLE GÜLE MASKELİ ADAM

İlk olarak Championship Manager'ın 2001/2002 versiyonunda kendisini tanıma fırsatı bulmuştum çünkü finishing'i 20'ydi. Sonra Gaziantepspor'a geldi ve önemli maçlardaki iyi futboluyla dikkat çekti. Geçen sezon sonunda yanlış hatırlamıyorsam yapılan kontroller sonrasında Kalp kapakçıklarında kalınlaşmadan dolayı futbol oynama yasağı getirilmişti kendisine ama bir şekilde oynatılmış sanırım..... Güle güle De Nigris, Toprağın bol olsun.....















