17 Şubat 2010 Çarşamba

AVRUPA LİGİ MAÇLARI SPİKERLER


Lille-Fenerbahçe: Ertem Şener (20.00)
Atletico Madrid-Galatasaray: İlker Yasin (22.05)

16 Şubat 2010 Salı

SEN NEYMİŞSİN BE PERROTTA


Fotoğraf EURO 2008'de 1-1 sona eren İtalya-Romanya maçından. Artık pozisyon nasıl cereyan ettiyse Perrotta da bir anlam verememiş olan bitene.

I WILL BE BECK


''I will be back'' diyordu Arnold Schwarzenegger Terminator 2'de Sarah ve John Connor'a. Beckham demiş midir zamanında Ferguson'a bilinmez ama bu gece bir dönüş söz konusu. Renkler farklı olsa da futbolun resitalini yapacaktır yine efsane İngiliz. İlk maçın Old Trafford'da olmasını isterdim. Heyecan fırtınası daha bir başka olurdu o zaman. Gol atarsa sevinmeyeceğini de söyledi Beckham günler öncesinden. Sen yeter ki at Beckham, senin yerine biz seviniriz.
FORZA MILAN!

15 Şubat 2010 Pazartesi

O'NUN ARABASI VAR


Seveni çok, sevmeyeni daha çok. Çoğularına göre -ki ben tam tersi görüşteyim- antipatiklikte Mourinho ile atbaşı gidiyorlar. Ortak noktaları Portekizli olmaları o ayrı. Fakat ikisinin de havası kimsede yok. Cristiano Ronaldo formanın rengini değiştirdi ama söz konusu Ferrari olunca kırmızıdan vazgeçememiş anlaşılan.

14 Şubat 2010 Pazar

NE İŞ FULLER?


Kulağındaki küpe desem; değil. Ama her maç var. Akupunktur zımbırtılarından desem; müsabaka sırasında herhangi bir aksesuar takmak da yasak olmalı. Fakat Ricardo Fuller her maçta arz-ı endam ediyor kulaklarındaki beyazlarla. Yine yazmış bu arada golünü.

9 Şubat 2010 Salı

ANKET SONUÇLARI


Sormuştuk bir kaç gün önce ''Futbolcu Olsaydım...'' diye bir anket aracılığıyla. Rakamlar birbirine yakın. Katılanlardan 80'i(%55) Sadece Tuttuğum Takımda Oynarım derken, 70'i ise(%45) Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi dedi. Güzellik göreceli olduğu gibi bu da son derece göreceli bir kavram. İnsan hissettiği şekilde yaşamak ister. Ama resimde görülenler de -malesef- hayatın gerçeğinin bir parçası. Katılan herkese teşekkürler.

Futbolcu Olsaydım...

Sadece Tuttuğum Takımda Oynardım: 80 (%55)

Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi: 70 (%45)

Kullanılan Oy Sayısı: 150

4 Şubat 2010 Perşembe

BECKHAM SAKATLANIRSA

WHEN THEY WERE A CHILD


Bugün profesyonellikten başladık gidiyoruz hadi bakalım. Robbie Fowler ve Steve McManaman. İkisi de aynı dönemlerde kırmızı formayı giyerek Liverpool tarihine damga vurmuş isimler. İkisinin de çocukluğunda koyu bir Everton taraftarı olmaları da tesadüfün abartısı olsa gerek.

2 Şubat 2010 Salı

CELTIC ALT EŞOFMAN


Bugün Adidas'ta çok battın gözüme ama sırf yeşile alerjimden almadım seni. Ama içimde kaldın bilesin!

31 Ocak 2010 Pazar

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ


2007-2008 sezonuydu. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde dolu dizgin ilerliyor, önüne geleni deviriyor, biz bile hızına yetişemiyorduk. Canlı yayın telaşı, yapılan toplantılar, yapılması planlanan röportajlar... Hepsi maç önünde daha iyi, kaliteli bir yayın yapabilmek içindi. Yavuz'un Minibüsü'nü dinlemeyen yoktur heralde. İsmail Baki Tuncay olağanüstü yeteneğiyle İlker Tahsin karakterini coşturmuş ve radyocuların kralı olmuştu. Her ne kadar millet hala İlker Tahsin karakterini Yavuz Seçkin seslendiriyor olarak bilse de İsmail'in hakkını yememek lazım. Yoğun telefonlaşmaların ardından Radyo Klas'ta almıştım soluğu. Aman Allah'ım ne trafikti, yayınlarına 20 dakika kala yetiştim ve mikrofonu dayadım burunlarına. Fenerbahçe'nin gruptaki son maçı olan CSKA Moskova sınavı öncesinde yapıldı bu röportaj. Buyrun izleyin.

30 Ocak 2010 Cumartesi

ONCE UPON A TIME IN COLOMBIA


Nostalji damarlarım kabardı yine. Beni bıraksalar, ya da bir zaman makinesi bulsam hiç bugüne gelmek istemezdim zaten. Hep küçük kalsaydım, 3. sınıfta her gün Matematik görmeye razıydım yemin ederim. İtalya 90 ile başlayan adamakıllı dünya kupası görmüşlüğüm 94'te doruk noktasına ulaşmıştı. Gururluyduk bir kere. Yok canım Türkiye'miz yine katılamamıştı ki zaten ondan değil. Rotariu vardı ya temsilcimiz, O'nu izleyecektik. Ne gerek vardıysa. Aslında Rotariu'ya odaklı gözler sürekli Romanya'nın 10 numarası Hagi'ye kayıyordu ama dişleri de gıcırdatıyorduk aynı zamanda. Adam 5 sene öncesinde Steaua Bükreş'te oynarken az canımızı yakmamıştı çünkü.

94 dünya kupasında Mehmet, Özgür ve benim özel bir arşivimiz de vardı. Her maçın kadrosunu, sonuçlarını ve analizlerini yazardık oraya hap kadar boyumuzla basit bir 4 ortalı harita metod deftere. O zamandan belliymiş nasıl deli olacağımız.
Off topic oldum farkındayım. O Romanya'nın grubunda gönülleri fetheden bir takım daha vardı ki o da Kolombiya'dan başkası değildi. Binbeşyüz isimli Latinlerden değillerdi belki de ama hepsinin 3 ismi vardı. Zaten iki ismi olan tek şahıs da Andres Escobar'dı ki O da kendi kalesine attığı golün ardından ülkesine döndüğünde isminin önüne rahmetli sıfatını koydurmuştu.

Cordoba, Mondragon, Beyaz Pele Valderrama, Asprilla, Aristizabal, çakma Higuita; De Jesus Alvarez vs. Mahallede dolaşan ''Higuita ülkesinde kız kaçırmış oğlum o yüzden yok dünya kupasında'' geyikleri ayrı bir meseleydi. O yaşta, o teknolojisizlikte nereden uyduruyorsak o da bizim meziyetimizdi heralde. Keyifti Kolombiya'yı izlemek, kan çekti belki de. Biz onları çok sevdik, onlar da bizi. Cordoba ve Mondragon'un boşuna ikinci vatanları değiliz hala.

PARMA'LI CARLETTO


Futbola gözümü açtığımda O'nu ilk olarak Milan'da hatırlasam da ben henüz portakalda vitaminken 1976 yılında Parma'da başlamış futbol hayatına Carlo Ancelotti. Fotoğraf çok eskilerden, henüz 17 yaşında. İlginçtir teknik direktörlüğünde de 1 yıllık Reggiana macerasının ardından yükselişini yine Parma da sürdürmüştü zat-ı muhterem. Fatih Terim'in yerine gelmesi de 8 yıllık Milan kariyerinin başlangıç noktasıydı. Geçtiğimiz yıl bir otobiyografisi yayınlandı. Orjinal ismi ''Preferisco la Coppa''. Bir kaç yerde soruşturdum ama duyan eden yok. Nerede bulabileceğimi bilen varsa mail atarsa sevinirim.

GENÇLEŞTİRME OPERASYONU


Mancini takımı gençleştirme olayını birazcık abartmış galiba.

BİR GOLE BİR LİMUZİN


Saeed Al-Owairan nam-ı diğer Arapların Maradona'sı. 94 dünya kupasından akılda kalan gollerden birinde O'nun da imzası var. Kendi yarı sahasından aldığı topla Belçika defansının arasına öyle bir sızıyor ki kaleciyle karşı karşıya buluyor birden kendini. O kadar yol katetmişken son vuruşu da gayet şık oluyor. Saeed Al-Owairan maçın henüz 5. dakikasında attığı bu golle Suudi Arabistan'ın grubu ikinci sırada tamamlamasını sağlıyor ve ülkesine döndüğünde krallar gibi karşılanıyordu. Attığı golün hediyesi olarak da gıcır gıcır bir limuzini bahşiş olarak alıyordu.

Garibim Belçika ömrü billah jeneriklik gollerden kurtulamadı. Çok eskilere gitmeyeyim; Maradona'nın 1988'de Gerets'li Belçika defansının içinden geçmesi, Oktay'ın Ali Sami Yen'de yedek kulübesini bile çalımlayarak attığı gol, Hakan Şükür'ün hem de Belçika'da De Wilde'in üzerinden göklerin hakimi olması aklıma ilk gelenler.

SEÇ BEĞEN İZLE


30 Ocak Cumartesi
13.30 Çaykur Rize – Adanaspor (D SPOR)
17.00 Liverpool – Bolton (SPORMAX)
18.00 Nijerya – Cezayir (EUROSPORT)
19.00 Diyarbakırspor – Trabzonspor (LİG TV)
19.30 Burnley – Chelsea (SPORMAX)
19.30 Schalke – Hoffenheim (TRT 3)
20.00 Lille – Lens (KANAL A)
21.00 Sporting Gijon – Barcelona (NTV)
22.00 Montpellier – Marseille (KANAL A)
23.00 Deportivo La Coruna – Real Madrid (NTVSPOR)
31 Ocak Pazar
13.30 Karşıyaka – Giresunspor (D SPOR)
15.00 Sivasspor – Fenerbahçe (LİG TV)
15.30 Manchester City – Portsmouth (SPORMAX)
16.00 Parma – Inter (NTVSPOR)
18.00 Arsenal – Man. United (SPORMAX)
18.00 Auxerre – St. Etienne (KANAL A)
18.00 Mısır – Gana (EUROSPORT)
18.30 Bayer Leverkusen – Freiburg (TRT 3)
19.00 Denizlispor – Galatasaray (LİG TV)
22.00 Lyon – PSG (KANAL A)
22.00 Sevilla – Valencia (NTVSPOR)

25 Ocak 2010 Pazartesi

SENİ BEN...


''Ellerin olsun diye mi sevdim?'' diyor şair, söz yazarı her kimse. Ruud ismi heveslendirmişti camiayı. Hatta gözlerini kapatıp, Sami Yen'de ''Ruud, Ruud'' tezahüratlarını kulaklarında çınlatanlar bile oldu o kısa zaman zarfında. Haldun Üstünel'in üstün gizlilik politikası sonucu ''neden olmasın?'' soruları bile sorulmaya başlamışken, Jo buldu kendini Atatürk Havalimanı'nda. Düşman topraklarda artık RVN. Türkiye'nin yıllar önce deplasmanda Finlandiya'yı 4-2 yendiği bir maç vardı. Hatta Sabri ağabey anlatmıştı o karşılaşmayı iyi hatırlar. Hakan Şükür'ün attığı bir gol sonrası skorboarda Hakan Şükür değil de Ruud Van Nistelroy ismi yazılmıştı. Finlandiyalı arkadaş benzetmiş olacak heralde ama milliyetini karıştırma bari. Galatasaray'ın giderayak yeni kralı olabilirdi. Zaten önünde fazla uzun bir kariyer de kalmadı, son yıllarını yaşıyor futbolda. Ama şöyle ''sarı-kırmızı parçalı da iyi dururdu üzerinde sanki'' demeden edemiyorum.

18 Ocak 2010 Pazartesi

17 Ocak 2010 Pazar

ANKET SONUÇLARI


Süper Lig'in en iyi yerli teknik adamını sormuştuk anketimizde. Ertuğrul Sağlam hoca açık ara önde tamamladı anketi. Arkasından Abdullah Avcı ve Yılmaz Vural kafa kafaya durumda 2 ve 3. sırayı paylaştılar. İlk 3 sırayı alan teknik adamların Beşiktaş'ı sırasıyla mağlup etmiş olmaları ilginç bir tesadüf oldu. Katılan herkese teşekkürler.

1- ERTUĞRUL SAĞLAM: 40
2- YILMAZ VURAL: 26
3- ABDULLAH AVCI: 26
4- TOLUNAY KAFKAS: 17
5- MUSTAFA DENİZLİ: 11
6- ŞENOL GÜNEŞ: 9
7- MUHSİN ERTUĞRAL: 5
8- RIZA ÇALIMBAY: 5
9- MEHMET ÖZDİLEK: 5
10-HAKAN KUTLU: 3
11-MESUT BAKKAL: 1
12-ZİYA DOĞAN: 1

Kullanılan oy sayısı: 149

16 Ocak 2010 Cumartesi

ASHLEY COLE EŞSİZ GOL


Chelsea, Stamford Bridge'de sahasında Sunderland'i darmadağın ediyor şu an. 34. dakikada 4-0 oldu maç. Manchester United maçıyla dönüşümlü yayınlanan karşılaşmada Spormax rejisi talihsiz bir şekilde 3 ve 4. golleri kaçırdılar. Fakat Ashley Cole'un takımı adına kaydettiği gol, hazırlanış ve son vuruş açısından gerçekten mükemmel ve izlenmeye değer. Ne forvetler gördük kalecinin karşısında ayakları titreyen. Bir sol bekten böyle usta vuruş izlemek keyifli oldu. Geçen hafta da Interli Samuel buna benzer bir gol atmıştı.

15 Ocak 2010 Cuma

DENGE KAYBOLUNCA


FC Zurich kalecisi Johnny Leoni gibi filelerde bulursunuz kendinizi. Top ağlarla buluşmasın diye üst direğin üzerinden tokatladığı topu kornere çelmesinin akabinde kendini ağlarda bulmuştu kendileri (ne biçim cümle lan bu?). Feyyaz da Beşiktaş'tayken attığı bir gol sonrası filelere takılmıştı da iki saat çıkarmak için uğraşmışlardı. Golüne bile sevinememişti garibim.

RESPECT


Sonuna kadar saygıyı hak eden bir insan Gurban Berdiyew. Kolay değil sezonu 6 kupayla tamamlayan bir takımı Avrupa arenasında, hem de deplasmanda mağlup eden tek takımın başında olmak. Türkmen hocaya da bu şerefi hac görevi sırasında dualarını esirgemediği Gökdeniz Karadeniz attığı golle nasip etti. Barcelona maçında ilk golü atan Ryzantsev de o maçtan önce Berdiyew'in kendisine ''Neden şut çekmiyorsun? Senden kaleyi gördüğün yerden vurmanı istiyorum.'' sözlerini fazla ciddiye almış olacak ki 3. dakikada ayağına gelen ilk topla 35 metreden Victor Valdes'i avlayan isim olmuştu. Ya içine doğdu, ya da duaları kabul oldu.

DEĞMEYİN KEYFİNE


Manchester United'ın Katar kampı devam ediyor. İngiltere kışı iliklerine kadar yaşarken, Ferguson Arap yarımadasında sıcak havada keyif çatıyor. Al Sadd takımının stadı olan Jassim Bin Hamad Stadı'nda, Rumen teknik adam Cosmin Olaroiu'nun özel koltuğunda bacak bacak üstüne atmış notlarını gözden geçiriyor İskoçyalı. Tamam altta bir körük var anladık da, Ferguson nasıl çıktı oraya? Arkadan bir yolu vardır elbet.

GİDERAYAK


Jübile maçında kendi kalene gol atmak farklı bir duygu olsa gerek. Kaiser bunu başaran ilk ve tek futbolcu :)

14 Ocak 2010 Perşembe

YOU'LL NEVER LONG ALONE


Ders: Reading
Hoca: Rafa Benitez
Süre: 120 dakika
Konu: Kötü gittiğin sezonda, önce Şampiyonlar Ligi'nden sonra da FA Cup'tan itinayla elenmenin püf noktaları.

13 Ocak 2010 Çarşamba

O KADAR OLDU MU YA?


Olmuş olmuş. Valla olmuş. 15 Haziran 1990 neredee, 13 Ocak 2010 nerede. İtalya 90 Dünya Kupası'nda oynanan Federal Almanya-Birleşik Arap Emirlikleri maçının tarihiydi 15 Haziran 1990. İtalya 90 benim tüm hatlarıyla hatırladığım ilk dünya kupası olma özelliğini taşıyor. Hatta elime nereden geçtiyse bilmiyorum, kupa başlamadan önce Günaydın gazetesinin verdiği sarı bir kitapçık vardı. Hem dünya kupaları tarihi, hem de İtalya 90 dünya kupasına katılan takımların tanıtımı yazılıyordu. 3. sınıf talebesi olarak, onu okuduğum kadar, Hayat Bilgisi dersime çalışmamıştım. ''Okuduğumuzu Anladık mı?'' bölümünde o kitapçıktan olsaydı sorular diye içimden geçirirdim hep. Hatırlamayanlar için söyleyeyim -yaşı tutanlar için daha doğrusu- hani arka kapağında Maradona'nın dünyayı ayağında sektirdiği kitapçıktan bahsediyorum.

Kamerun ismini ilk kez duymuştum mesela. Elemelerden geçemeyen Trinidad Tobago'yu telaffuz edebilene Boğaz'dan daire veriyorlardı. Higuita'nın enteresan saçları kimliğini sorgulamaya itmişti beni. Bakkala gitmemek için ilk kez bahane uydurur olmuştum anneme maçın bir saniyesini bile kaçırmayayım diye. Biz her zamanki gibi yine yoktuk turnuvada. Olsaydık da tutmazdım zaten. Şaka bir yana Federal Almanya varken, Panzerlerden başkasını desteklemek ihanet gibi gelirdi sanki. Renkler çekiyordu bir kere. O yıllarda sokaktan eve girmediğimiz için, günde ortalama 7-8 maç yapıyorduk. Kimin hangi takımdan olduğu önemli değil, maç 5'te devre 10'da bitsin yeterdi bizim için.

Güzeldi o günler. Hem de çok güzeldiler. Nostalji yaptım bugün. Federal Almanya-Birleşik Arap Emirlikleri maçını izledim tekrar. Halbuki bundan 20 sene önce, bir koltuğu bile kaplamazken, küçük ama heyecanlı gözlerle izleyip, Almanya'nın, Carlos Alberto Parreira'nın çalıştırdıığı B.A.E'ye attığı her golde sanki Tanju atmışçasına ayağa fırlamıştım.
Yok şimdi o eski heyecan içimde. Ne hayatta, ne futbolda. Sahiden, 20 sene oldu mu ya?

BU ZAFERİ İSTİYORUZ


Şampiyonlar Ligi koreografilerine Milan'dan devam ediyorum. Rossoneri'ler deplasmanda 2-1 mağlup ettikleri Marsilya'yı kendi sahalarında da bozguna uğratacaklarına inanıyorlardı. Taraftarlar da ''Vogliamo Questa Vittoria-Bu Zaferi İstiyoruz'' diye hazırlıklarını da yapmışlardı oysa. Çocukluk aşkımın galip gelmesini istiyordum ben de. Olmadı. Boriello'yla 10. dakikada 1-0 da öne geçtik ama kritik maçların golcüsü Lucho 16. dakikada maçın skorunu tayin etti sağolsun.

LYON'UN MASKOTU


Statlarımızda hoplayıp zıplayan terlikler yerine neden takımlarımızın maskotlarını göremiyoruz? Varsa tabi...

12 Ocak 2010 Salı

ON YÜZ BİN BALONCUK


Sakız mevzu bahis olunca Alpay Özalan'ı anmadan geçemiyorum nedense. Doğduğunda bile ağzında sakız vardı galiba.

10 Ocak 2010 Pazar

ANGOLA'YI ''MALİ''YE BASTI


Evet son 1 senede çok 4-4'lük maçlar izledim ama böylesi olmadı hiç. Liverpool-Arsenal ve Chelsea-Liverpool maçları gol düellosu şeklinde geçmişti. Ama Angola'nın 74. dakikada kendi saha ve seyircisi önünde 4-0 öne geçtiği maçta, Kanoute ve silah arkadaşları çok arsız misafir çıktılar bu akşam. Öyle bir maç düşünün ki 74'te 4-0, 94'te 4-4. İzleyenler zevkten 4 köşe o apayrı bir duygu zaten. Futbolu bu yüzden çok seviyorum.

FEYENOORD'A BAKLAVA


Türk'üz, misafirperveriz, topçuyu severiz, yabancısını hemen benimseriz. Bunların hepsi de bir araya gelince alır elimize bir tepsi baklava yollara düşeriz. Alanya kaymakamı da bunun güzel bir örneğini sergileyerek dayanmış Feyenoord surlarına elinde bir tepsi baklava ve 2 kilo Alanya muzuyla. Feyenoord menajeri Bas Van Noortwijk'in muzla ilgili yaptığı şakayı da koymuyorum buraya artık.

İSME GEL İSME


Kornel Salata. Sloven Bratislava takımında savunmada görev yapıyor. Yolu Türkiye'ye düşer mi acaba? Öyle bir durumda gazete manşetlerini düşünmek bile istemiyorum.

SEN NEYMİŞSİN BE PANCAMO


Bir insan 6 sezonluk bir diziyi 9 seneye yayar mı? Günü gününe izlese bile imkansız. Ama ben yaydım hatta abarttım. OZ böyle bir şey işte. Bitse bile yeniden başlayabileceğiniz, karesini esgeçemeyeceğiniz bir başyapıt. İçeriğine girsem ne ben çıkabilirim, ne de siz çıkartabilirsiniz. Bir dizinin içinde toplamda 72 karakter oyuncusu ölebiliyorsa orada bir durup düşünmek lazım. Kısacası; bir diziden ötesi. Ayrıntısı ayrı bir yazı konusu. Dizide belli bir süre sonra İtalyanların abisi konumuna yükselen Pancamo yani gerçek hayattaki ismi Chuck Zito tam bir efsane. Utanmasak İstiklal'de yürürken karşımıza çıkacak o derece. Profesyonel boksçu, kickboksçu, motor düşkünü, tekvandoda siyah kuşak sahibi, usta oyuncu, zamanında Michael Jackson, Madonna, Pamela Anderson gibi isimlerin bodyguardlığını yapmış bir isim, şu an Amerika'da bir radyo programı yapıyor, aynı zamanda tam bir imitasyon Slyvester Stallone. Tüm saydıklarımdan sonra bu arızanın başka bir rahatsız isim Mike Tyson'la aynı karede yer almasına da hiç şaşırmadım.

ANKET SONUÇLARI


Messi'nin Ronaldo'yu bu kadar katlayacağını tahmin etmiyordum açıkçası.

Messi: 98 oy (%70)
Ronaldo: 44 oy (%30)

Kullanılan oy sayısı: 142

9 Ocak 2010 Cumartesi

TOGO OR NOT TO GO


Afrika Kupası'nda Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Gana'nın bulunduğu ölüm grubuna düşmüşlerdi ama ölümle bu denli burun buruna geleceklerini düşünmemişlerdi belki de. Haklı olarak da Pazartesi oynamaları gereken Gana maçına çıkmak istemiyor Togolu futbolcular. Halbuki saatlerini o güne kurmuş bu zevkli mücadeleyi benim gibi bekleyen bilmem kaç milyon kişi vardır dünyada(abartmadım heralde). Artık özel güvenlik mi tutulur, nasıl bir önlem alınır bilinmez ama bir şeyler yapılması şart. Bugün Togo, yarın başka bir takım olmasın.
PS:Bu posttan yaklaşık 2 saat sonra Togo, Afrika Kupası'ndan çekildiğini açıkladı.

ERTEM ŞENER'DEN AŞK-I MEMNU


Galatasaray-Panathinaikos maçı için stada gitmeden önce o arada Ertem Şener'le birlikte kayıt odasına girerek hazırlamıştık bu videoyu. İnanılmaz keyifliydi.

ANGOLA MI KAN GÖLÜ MÜ?


Angola'da korkulan oldu, dakika 1 bile değil ama gol 1. Togo otobüsünü hedef aldı saldırganlar. Sonun başlangıcı olmasın. Lanet olsun spora kan bulaştıranlara!

8 Ocak 2010 Cuma

BEN DE ONDAN İSTİYORUM


Luca Toni'nin üstünde giydiğinin aynısından istiyoruuummmm. Nerede bulabilirim? Bilen bulan gören varsa insaniyet namına söylesin. Atkı da şıkmış yahu.

7 Ocak 2010 Perşembe

BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?

* ''Televizyon dünyasında Şakacı programıyla ün kazanan Çetin Çiftçioğlu'nun 1994-1995 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Galatasaray-Göteborg maçının 10 dakikalık bir bölümünü mikrofonu Akın Göksu'dan devralarak, at yarışı tadında anlattığını'' biliyor muydunuz?
*(Görüntü kullanımı yasak olduğu için malesef koyamıyorum. Sesi aşağıdan dinleyebilirsiniz.)

6 Ocak 2010 Çarşamba

YEŞİL KURTLAR


Geçen sezon Sabri Ugan'la birlikte Almanya Ligi özetlerini hazırlarken, ilk haftadan beri Wolfsburg'a ayrı bir sempatimiz oluşmuştu. Özetleri anlatmak için offtube odasına girince özellikle Wolfsburg'un maç sonuçlarına bakmaz, özet sırasında gelen her golde sevinirdik. Verdiğimiz pozitif elektrikten midir nedir o Wolfsburg aldı başını yürüdü ve sezonu şampiyon tamamladı. Hatta Şampiyonlar Ligi'ne katılıp İnönülere bile geldi. Wolfsburg'un resmi sitesinin girişinde müthiş bir animasyon karşılıyor sizi. Girilip görülmeye değer. Buyrun buradan bakın.

5 Ocak 2010 Salı

FIFA 2001


Ercan FIFA 2001'i ister de ben O'nu kırar mıyım hiç? Çok özledik majestelerini ve O'nun sihirli sol ayağını.
Herkesin bu oyunla ilgili bir anısı vardır elbet. Aldığım 4. bozuk cdnin ardından oyunu bir türlü yükleyemediğim için, kasayı sırtlayıp bilgisayarcıda almıştım soluğu. Aynı gece Şampiyonlar Ligi'nde başbelası Sturm Graz deplasmanı vardı Galatasaray'ın. Maçtan önce adettendir, gecenin maçını önceden oynamıştım ve 6 atmıştım Sturm Graz'a. Sonra ne mi oldu? Schopp Schupp desem?

4 Ocak 2010 Pazartesi

MUSTANG POOL


Doğan görünümlü Şahin görmüştüm ama Mustang görünümlü bilardo masasını ilk kez görüyorum. Fiyatı da sudan ucuz! 15.000 $ canııımm. Para değil!

HALEF&SELEF


Manchester United'ın yeni ve eski 7 numaraları. 2008'de kimse böyle bir değişim yaşanacağına ihtimal dahi vermiyordu heralde. PES valla!

1 Ocak 2010 Cuma

GUARDIOLA JUNIOR


Barcelona teknik direktörünün harita üzerinde 1/800.000 küçültülmüş hali.

DÖNÜŞ


Çok fazla kalamadım uzaklarda. Yeni yıl yeni umutlar diye bekledim sabrettim. 1 Ocak milattır ya hani, bıraktığımız yerden başlamak miladımız olsun bu sefer. Dönüş gerçekleşti sonunda. Bu aralar ortalık sakin. Süper Lig, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi tatil. Bi nevi memlekete gönderdim onları. Bir ay sonra gelecekler. Vedalar kötü, dönüşler heyecanlıdır. Sanki yeni başlıyormuşum gibi heyecan var. Yokluğumuzu hisseden varsa selam olsun. Kaldığımız yerden aynen devam. Bu geri dönüşe de Penelope'nin ''Volver-Dönüş'' filminden bir kare ve o büyülü sesi yakışırdı elbette. Yeni yılınız güzel olsun.

16 Aralık 2009 Çarşamba

PAUSE


Ne güzel söylemiş spiker; ''Oysa herşey o kadar güzel başlamıştı ki...''
Hep görürdüm bazı bloglarda ama hiç anlam veremezdim. Neden, niye bir insan en sevdiği şeye ara verirdi ki? Meğer şartlar bu hale getiriyormuş bunu da yaşayarak tecrübe ettik. Stop değil pause tuşuna bastım sadece. Yorumlar abarınca, düşüncelerime yapılan kimi itirazlar(saldırılar) aile boyutuna ulaşınca ve normal bir insan olarak yazılan yazılar hep basın kimliğim yönümle özdeşleşince böyle bir ara verme zorunluluğu hissettim. Ben de büyük bir hevesle girişmiştim blog olayına. Maksat bildiklerimi yansıtmak, bilemediklerimi öğrenip anlamaktı. Güzel de oldu. Herşey çok da güzel başladı ve öyle de devam etti. Vaktini ayırıp okuyan, bilgisini paylaşan herkese teşekkür ederim. Altkimliğimi sorgulamadan, üstkimliğimle bir geri dönüş olacak elbette. Belki yarın belki yarından da yakın.