3 Mart 2010 Çarşamba

DÜNYA KUPASI YAKLAŞIRKEN


PEPSI duruyor duruyor, ulusal futbol turnuvaları başlarken hortluyor. Bizi burada Seda Sayan'a katlanmak zorunda bırakırken, dünya çapında yine güzel bir reklama imza atmışlar. Akon eşliğinde futbolun yıldızlarını izlemek de oldukça keyifli. Messi, Kaka, Lampard, Drogba, Henry ve Arshavin boy gösteriyor reklamda.

2 Mart 2010 Salı

YAŞASIN TELLİOĞULLARI


Balotelli'yi günahım kadar sevmezdim ama “Milano denince aklıma sadece Milan takımı geliyor” sözlerinin ardından sempatim başlamıştır an itibariyle kendisine.

28 Şubat 2010 Pazar

KAMERAMAN ARKADAŞ


Normalde hiç yapmadığım bir şeydir önceden yazdığım bir yazıyı tekrar yayınlamak. Bu da bir ilk olsun canım. 24 Temmuz'da yazmışım bu yazıyı. Okurken çok keyif aldım umarım beğenirsiniz.
O maçı hatırlayan vardır da o anları hatırlayan var mıdır bilemem. Şampiyonlar Ligi 1993-1994 sezonunda Spartak Moskova-Galatasaray maçı golsüz sona ermiş ermesine ama çok da keyifli bir maçmış yaşanılanlarıyla.
Maçın hakemi olan Hollanda Futbol Federasyonu'ndan John Blanckestain'ın gay olduğu uzun süre ülke gündemini meşgul etmişti maç öncesinde ve sonrasında. Bu arada seremoni sırasında tüm futbolcular ayaktayken, anlam veremediğim bir olaydı Suat'ın çömelmesi. Takımların sahaya çıkmasının ardından yazı tura atılacağı sırada Hayrettin'in hakemin elinden topu alıp bir türlü vermemesi, verdikten sonra da sürekli geri istemesi akıllarda kalan diğer detaylar. Oysa çok masumdur Hayrettincik. Sadece zemin kontrolü yapacaktır. Oysa biraz sabretse 1 dakika sonra maç başlayacak ve o topla fazlasıyla haşır neşir olacaktır.

Neyse. Maç başlar ve o dönemin iyi takımlarından biri Spartak Moskova dalga dalga Galatasaray kalesine akmaya başlar. Kadroda Karpin, Onopko, Nikiforov ve adını yazmayı bırak söylemenin bile zor olduğu Vladimir Bestchasnykh var. Yayıncı kuruluşlar bir maçı canlı yayınlarken mutlaka teknik direktörlere bir kamera fiksler. Fakat burada şöyle bir sıkıntı var. Maç deplasmanda olduğu için, maçı STAR TV değil, Rus kanalı çekiyor ve Rus yönetmenin teknik direktörlere fikslediği kameraman ve kuvvetle muhtemel Rus yönetmen Galatasaray'ın teknik direktörü Rainer Hollman'ı tanımıyor.

Maçın başından yaklaşık 65. dakikaya kadar Galatasaray yedek kulübesinin hemen yanındaki kameraman Ahmet Akcan'ın altından giriyor üstünden çıkıyor.

Bunu farkeden Ahmet Akcan gülümsüyor ve eliyle kameramana Hollman'ı işaret ederek, teknik direktörün kendisi olmadığını belirtiyor ve koltuğu bile olmayan yedek kulübesinde beklemeye koyuluyor.

Fakat kameraman arkadaş hala uyanamıyor ve Ahmet Akcan'ı gizlice çekmeye devam ediyor. Ahmet hoca da gaza gelmiş olacak, Hollman'dan daha çok yırtınıyor saha kenarında.

Aslında bugün yayınlansa bile gol olmamasına rağmen çok keyifli bir maçtı deplasmanda 0-0 berabere kalınan Spartak Moskova maçı. Rakibin 9 kişi kalmasına rağmen gol gelmemesi, Suat Kaya'nın 10 numarayı giymesi, o dönemin Lugano'su Stumpf'un ''rakip 9 kişi kaldı ayıp oldu, benim de atılmam lazım'' deyip hiç yoktan bir pozisyonda rakibini indirmesi ve tabiiki Abidin Aydoğdu'nun eşsiz anlatımı.

Anlatılmaz izlenir diyeceğim ama sadece Spartak Moskovalı futbolcuların gördüğü kırmızı kartların repliğini yazsam heralde ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.

İlk kırmızı kart:
- Galatasaray ani atağa kalkar ve Hakan Şükür defansı az adamla yakalar. Devamını Abidin Aydoğdu'dan dinliyoruz;
'' Şimdi Galatasaray takımı çıkıyor, topta başarı. Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır (neye hayır?). Bir sarı kart, kırmızı kart. Rengin kartı, rengin, kartın rengi kırmızı. Şimdi Spartak Moskova takımı 10 kişi oyunu devam ettirecek.

İkinci kırmızı kart:
- 59. dakikada Galatasaray taç atışı kazanır. Onopko'ya gelir top ve oyun alanı içinde tutamaz ve topu uzaklaştırır. Fakat hakem sarı kartı olan Onopko'ya oyunu sabote ediyor diye ikinci sarı kartını çıkarır. Abidin Aydoğdu neler demiş bakalım.
''Yan hakemin bayrağı havada, Galatasaray takımı sağ taraftan köşe vuruşu kullanacak. Sarı kart ( Onopko'nun önceden sarı kartı olduğunu unutmuş gayet normal karşılıyor). Evet sarı kart. (Hakem bu arada kırmızı kartını çıkarıyor) Oooooooo (burada üzülüyor) ikinci itiraz hareket ve rakip 9 kişi. Evet kırmızı kart hem de Onopko'ya.

Ne diyelim. Güzeldi o günler...

27 Şubat 2010 Cumartesi

AŞK-I MEMNU PREMIER LİG


Wayne Bridge vs John Terry / Adnan Bey vs Behlül

ŞİŞEDEN FORMA OLUR MU?


Ne demek olur mu? Yaparsan olur. NIKE yapmış olmuş mesela. Nasıl dönüştürdüler de böyle bir karışım elde edildi bilemiyorum ama 2010 Dünya Kupası'nda mücadele edecek olan Brezilya, Hollanda ve Portekiz gibi takımlar plastik şişelerden dönüştürülüp imal edilen formalarla sahadaki yerlerini alacak. Her bir forma tam 8 pet şişeden üretiliyor. NIKE bu proje için 13 milyon şişeden 254 ton polyester elde edip bunu forma üretiminde kullanacak. Bu da yaklaşık 29 futbol sahası büyüklüğüne denk geliyor.

Yukarıda saydığım 3 ülkenin dışında Amerika, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda, Sırbistan ve Slovenya da bu formalardan giyecekler 2010 Dünya Kupası'nda. Tanıtımda da Pato, Nanni gibi isimler geçmişler objektiflerin karşısına. Bu arada Brezilya formada nostalji yapmış ve bence harika da olmuş. Portekiz'in forması çok sıradan. Hollanda çuval giyse yakışıyor zaten. Bir de Amerika'nın forması gayet şık.

26 Şubat 2010 Cuma

FUTBOL TV


26 Şubat Cuma
20:00 Antalyaspor-Trabzonspor / Lig TV
21:30 Schalke 04-Dortmund / TRT 3
27 Şubat Cumartesi
13:30 Kocaelispor-Altay / D Spor
14:00 Bursaspor-Sivasspor / Lig TV
14:45 Chelsea-Man City / Spormax
16:30 Mainz-Bremen / TRT 3
17:00 Watford-Newcastle / Futbol Smart
19:00 Kayserispor-Beşiktaş / Lig TV
19:30 Stoke City-Arsenal / Spormax
19:30 Leverkusen-Köln / TRT 3
21:00 Tenerife-Real Madrid / NTV Spor
22:00 Montpellier-Rennes / Kanal A
23:00 Barcelona-Malaga / NTV Spor
28 Şubat Pazar
00:30 Santo Andre-Portuguesa / Spormax
13:30 Ajax-Ultrecht / Futbol Smart
13:30 Karabükspor-Konyaspor / D Spor
14:30 Rangers-Celtic / Euro Futbol
15:00 İstanbul BŞB-Fenerbahçe / Lig TV
15:00 Tottenham-Everton / Spormax
15:30 PSV-RKC Waaljik / Futbol Smart
16:00 Milan-Atalanta / NTV Spor
16:30 Hannover-Wolfsburg / TRT 3
17:00 Liverpool-Blackburn / Spormax
17:00 Aston Villa-Man United / Kanal A (Carling Cup Final)
19:00 Galatasaray-Kasımpaşa / Lig TV
19:30 B.Munih-Hamburg / TRT 3
22:00 Santos-Corinthians / Spormax
22:00 PSG-Marseille / Kanal A
22:00 Atletico Madrid-Valencia / NTV Spor
22:15 Sporting Lizbon-Porto / Futbol Smart

24 Şubat 2010 Çarşamba

GOLCÜ MÜSÜN KARDEŞİM?


Michael Ciani bu gece yine yazdı golünü skor hanesine. Bordeaux'nun bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerin üçte birinde O'nun imzası var. Hızını alamamış Bayern Munich maçında da kendi kalesine atmıştı bir golü. Bir defans oyuncusu için Şampiyonlar Ligi adına rekoru kırabilir. İşin ilginç yanıysa ligde tek bir golü dahi bulunmuyor. Guadeloupe'lu hemşehrisi Lilian Thuram'ın izinden gidiyor desek yanılmayız heralde. Thuram dedim de maziye gittim birden. Hırvatistan'a ne çakmıştı vakt-i zamanında be kardeşim.

21 Şubat 2010 Pazar

KILY GONZALEZ


Bu yaşında gelse saygım sonsuz. Gerçi mevkisinde alternatif çok ama O'nun yeri herdaim farklıdır gönüllerde.

20 Şubat 2010 Cumartesi

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ PART II

2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmış ve Sevilla ile eşleşmişti. Kadıköy'deki ilk maç öncesi maç önü programı için yine Yavuz'la İsmail Baki'nin yanında almıştım soluğu. Sözü onlara bırakıyorum.

19 Şubat 2010 Cuma

AVRUPA LİGİ MAÇLARININ SPİKERLERİ


Galatasaray-Atletico Madrid: Sabri Ugan (STAR) 20.00
Fenerbahçe-Lille: Cem Yılmaz (EURO FUTBOL) 22.05

ŞAMPİYONLAR LİGİ ÖZEL CUMARTESİ 13.00'TE STAR'DA


Uyuyan dev aslında geçen haftadan uyanmıştı. Şampiyonlar Ligi geri dönünce haliyle bir gelenek haline gelen Şampiyonlar Ligi Özel de Star ekranlarında kaldığı yerden devam ediyor. Sürekli aldığımız şikayetlerden biri olan vakit geç olduğu için özetlerin izlenememesi geçerli bir sebep bulundu ve bu programda haftaiçi oynanan 4 maçın da geniş özetlerine yer verildi. Ayrıca Beckham ve Mourinho röportajları da izleyenlerin ilgisini çekecektir eminim. Beckham'ın çocukluk görüntüleri ve Mourinho'nun eski takımına inceden geçirmeleri enteresan.
Şampiyonlar Ligi Özel bu Cumartesi saat 13.00'te Star ekranlarında.

17 Şubat 2010 Çarşamba

ZAMAN NASIL DA GEÇMİŞ


Bir ilkokul 2 talebesi için normalden daha fazla heyecanlı bir geceydi 7 Eylül 1988 gecesi benim için. Sabahçı olduğumuz için erken yatmak lazım ama bu maç da kaçmazdı tabi. Galatasaray için şampiyonluğun ardından sıra Avrupa defterini açmaya gelmişti. 1988-1989 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Galatasaray ilk turda Avusturya temsilcisi Rapid Wien'e konuk oluyordu. Sevmedim zaten Rapid Wien'i o günden beri. Gerçi o sezon Galatasaray'ın Avrupa serüvenine son veren Bükreşli Hagi, attığı enfes aşırtma golüyle yıllar sonra Rapid Wien'i bu kez Galatasaray adına üzen isim olacaktı. O maçta 33. dakikada Rapid adına golü kaydeden isim Zlatko Kranjcar. Yani şu an Tottenham'da futbol hayatına devam eden Nico Kranjcar'ın babası. Rapid o gece 2-1 kazandı ama rövanşta Tanju ve Cüneyt'in gollerine karşı koyamadı. Ama 7 Eylül 1988'de oynanan o maç, Savaş Demiral'la bulunan golün ardından umutların çoğaldığı bir gece olarak tarihe damgasını çoktan vurdu.

AVRUPA LİGİ MAÇLARI SPİKERLER


Lille-Fenerbahçe: Ertem Şener (20.00)
Atletico Madrid-Galatasaray: İlker Yasin (22.05)

16 Şubat 2010 Salı

SEN NEYMİŞSİN BE PERROTTA


Fotoğraf EURO 2008'de 1-1 sona eren İtalya-Romanya maçından. Artık pozisyon nasıl cereyan ettiyse Perrotta da bir anlam verememiş olan bitene.

I WILL BE BECK


''I will be back'' diyordu Arnold Schwarzenegger Terminator 2'de Sarah ve John Connor'a. Beckham demiş midir zamanında Ferguson'a bilinmez ama bu gece bir dönüş söz konusu. Renkler farklı olsa da futbolun resitalini yapacaktır yine efsane İngiliz. İlk maçın Old Trafford'da olmasını isterdim. Heyecan fırtınası daha bir başka olurdu o zaman. Gol atarsa sevinmeyeceğini de söyledi Beckham günler öncesinden. Sen yeter ki at Beckham, senin yerine biz seviniriz.
FORZA MILAN!

15 Şubat 2010 Pazartesi

O'NUN ARABASI VAR


Seveni çok, sevmeyeni daha çok. Çoğularına göre -ki ben tam tersi görüşteyim- antipatiklikte Mourinho ile atbaşı gidiyorlar. Ortak noktaları Portekizli olmaları o ayrı. Fakat ikisinin de havası kimsede yok. Cristiano Ronaldo formanın rengini değiştirdi ama söz konusu Ferrari olunca kırmızıdan vazgeçememiş anlaşılan.

14 Şubat 2010 Pazar

NE İŞ FULLER?


Kulağındaki küpe desem; değil. Ama her maç var. Akupunktur zımbırtılarından desem; müsabaka sırasında herhangi bir aksesuar takmak da yasak olmalı. Fakat Ricardo Fuller her maçta arz-ı endam ediyor kulaklarındaki beyazlarla. Yine yazmış bu arada golünü.

9 Şubat 2010 Salı

ANKET SONUÇLARI


Sormuştuk bir kaç gün önce ''Futbolcu Olsaydım...'' diye bir anket aracılığıyla. Rakamlar birbirine yakın. Katılanlardan 80'i(%55) Sadece Tuttuğum Takımda Oynarım derken, 70'i ise(%45) Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi dedi. Güzellik göreceli olduğu gibi bu da son derece göreceli bir kavram. İnsan hissettiği şekilde yaşamak ister. Ama resimde görülenler de -malesef- hayatın gerçeğinin bir parçası. Katılan herkese teşekkürler.

Futbolcu Olsaydım...

Sadece Tuttuğum Takımda Oynardım: 80 (%55)

Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi: 70 (%45)

Kullanılan Oy Sayısı: 150

4 Şubat 2010 Perşembe

BECKHAM SAKATLANIRSA

WHEN THEY WERE A CHILD


Bugün profesyonellikten başladık gidiyoruz hadi bakalım. Robbie Fowler ve Steve McManaman. İkisi de aynı dönemlerde kırmızı formayı giyerek Liverpool tarihine damga vurmuş isimler. İkisinin de çocukluğunda koyu bir Everton taraftarı olmaları da tesadüfün abartısı olsa gerek.

2 Şubat 2010 Salı

CELTIC ALT EŞOFMAN


Bugün Adidas'ta çok battın gözüme ama sırf yeşile alerjimden almadım seni. Ama içimde kaldın bilesin!

31 Ocak 2010 Pazar

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ


2007-2008 sezonuydu. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde dolu dizgin ilerliyor, önüne geleni deviriyor, biz bile hızına yetişemiyorduk. Canlı yayın telaşı, yapılan toplantılar, yapılması planlanan röportajlar... Hepsi maç önünde daha iyi, kaliteli bir yayın yapabilmek içindi. Yavuz'un Minibüsü'nü dinlemeyen yoktur heralde. İsmail Baki Tuncay olağanüstü yeteneğiyle İlker Tahsin karakterini coşturmuş ve radyocuların kralı olmuştu. Her ne kadar millet hala İlker Tahsin karakterini Yavuz Seçkin seslendiriyor olarak bilse de İsmail'in hakkını yememek lazım. Yoğun telefonlaşmaların ardından Radyo Klas'ta almıştım soluğu. Aman Allah'ım ne trafikti, yayınlarına 20 dakika kala yetiştim ve mikrofonu dayadım burunlarına. Fenerbahçe'nin gruptaki son maçı olan CSKA Moskova sınavı öncesinde yapıldı bu röportaj. Buyrun izleyin.

30 Ocak 2010 Cumartesi

ONCE UPON A TIME IN COLOMBIA


Nostalji damarlarım kabardı yine. Beni bıraksalar, ya da bir zaman makinesi bulsam hiç bugüne gelmek istemezdim zaten. Hep küçük kalsaydım, 3. sınıfta her gün Matematik görmeye razıydım yemin ederim. İtalya 90 ile başlayan adamakıllı dünya kupası görmüşlüğüm 94'te doruk noktasına ulaşmıştı. Gururluyduk bir kere. Yok canım Türkiye'miz yine katılamamıştı ki zaten ondan değil. Rotariu vardı ya temsilcimiz, O'nu izleyecektik. Ne gerek vardıysa. Aslında Rotariu'ya odaklı gözler sürekli Romanya'nın 10 numarası Hagi'ye kayıyordu ama dişleri de gıcırdatıyorduk aynı zamanda. Adam 5 sene öncesinde Steaua Bükreş'te oynarken az canımızı yakmamıştı çünkü.

94 dünya kupasında Mehmet, Özgür ve benim özel bir arşivimiz de vardı. Her maçın kadrosunu, sonuçlarını ve analizlerini yazardık oraya hap kadar boyumuzla basit bir 4 ortalı harita metod deftere. O zamandan belliymiş nasıl deli olacağımız.
Off topic oldum farkındayım. O Romanya'nın grubunda gönülleri fetheden bir takım daha vardı ki o da Kolombiya'dan başkası değildi. Binbeşyüz isimli Latinlerden değillerdi belki de ama hepsinin 3 ismi vardı. Zaten iki ismi olan tek şahıs da Andres Escobar'dı ki O da kendi kalesine attığı golün ardından ülkesine döndüğünde isminin önüne rahmetli sıfatını koydurmuştu.

Cordoba, Mondragon, Beyaz Pele Valderrama, Asprilla, Aristizabal, çakma Higuita; De Jesus Alvarez vs. Mahallede dolaşan ''Higuita ülkesinde kız kaçırmış oğlum o yüzden yok dünya kupasında'' geyikleri ayrı bir meseleydi. O yaşta, o teknolojisizlikte nereden uyduruyorsak o da bizim meziyetimizdi heralde. Keyifti Kolombiya'yı izlemek, kan çekti belki de. Biz onları çok sevdik, onlar da bizi. Cordoba ve Mondragon'un boşuna ikinci vatanları değiliz hala.

PARMA'LI CARLETTO


Futbola gözümü açtığımda O'nu ilk olarak Milan'da hatırlasam da ben henüz portakalda vitaminken 1976 yılında Parma'da başlamış futbol hayatına Carlo Ancelotti. Fotoğraf çok eskilerden, henüz 17 yaşında. İlginçtir teknik direktörlüğünde de 1 yıllık Reggiana macerasının ardından yükselişini yine Parma da sürdürmüştü zat-ı muhterem. Fatih Terim'in yerine gelmesi de 8 yıllık Milan kariyerinin başlangıç noktasıydı. Geçtiğimiz yıl bir otobiyografisi yayınlandı. Orjinal ismi ''Preferisco la Coppa''. Bir kaç yerde soruşturdum ama duyan eden yok. Nerede bulabileceğimi bilen varsa mail atarsa sevinirim.

GENÇLEŞTİRME OPERASYONU


Mancini takımı gençleştirme olayını birazcık abartmış galiba.

BİR GOLE BİR LİMUZİN


Saeed Al-Owairan nam-ı diğer Arapların Maradona'sı. 94 dünya kupasından akılda kalan gollerden birinde O'nun da imzası var. Kendi yarı sahasından aldığı topla Belçika defansının arasına öyle bir sızıyor ki kaleciyle karşı karşıya buluyor birden kendini. O kadar yol katetmişken son vuruşu da gayet şık oluyor. Saeed Al-Owairan maçın henüz 5. dakikasında attığı bu golle Suudi Arabistan'ın grubu ikinci sırada tamamlamasını sağlıyor ve ülkesine döndüğünde krallar gibi karşılanıyordu. Attığı golün hediyesi olarak da gıcır gıcır bir limuzini bahşiş olarak alıyordu.

Garibim Belçika ömrü billah jeneriklik gollerden kurtulamadı. Çok eskilere gitmeyeyim; Maradona'nın 1988'de Gerets'li Belçika defansının içinden geçmesi, Oktay'ın Ali Sami Yen'de yedek kulübesini bile çalımlayarak attığı gol, Hakan Şükür'ün hem de Belçika'da De Wilde'in üzerinden göklerin hakimi olması aklıma ilk gelenler.

SEÇ BEĞEN İZLE


30 Ocak Cumartesi
13.30 Çaykur Rize – Adanaspor (D SPOR)
17.00 Liverpool – Bolton (SPORMAX)
18.00 Nijerya – Cezayir (EUROSPORT)
19.00 Diyarbakırspor – Trabzonspor (LİG TV)
19.30 Burnley – Chelsea (SPORMAX)
19.30 Schalke – Hoffenheim (TRT 3)
20.00 Lille – Lens (KANAL A)
21.00 Sporting Gijon – Barcelona (NTV)
22.00 Montpellier – Marseille (KANAL A)
23.00 Deportivo La Coruna – Real Madrid (NTVSPOR)
31 Ocak Pazar
13.30 Karşıyaka – Giresunspor (D SPOR)
15.00 Sivasspor – Fenerbahçe (LİG TV)
15.30 Manchester City – Portsmouth (SPORMAX)
16.00 Parma – Inter (NTVSPOR)
18.00 Arsenal – Man. United (SPORMAX)
18.00 Auxerre – St. Etienne (KANAL A)
18.00 Mısır – Gana (EUROSPORT)
18.30 Bayer Leverkusen – Freiburg (TRT 3)
19.00 Denizlispor – Galatasaray (LİG TV)
22.00 Lyon – PSG (KANAL A)
22.00 Sevilla – Valencia (NTVSPOR)

25 Ocak 2010 Pazartesi

SENİ BEN...


''Ellerin olsun diye mi sevdim?'' diyor şair, söz yazarı her kimse. Ruud ismi heveslendirmişti camiayı. Hatta gözlerini kapatıp, Sami Yen'de ''Ruud, Ruud'' tezahüratlarını kulaklarında çınlatanlar bile oldu o kısa zaman zarfında. Haldun Üstünel'in üstün gizlilik politikası sonucu ''neden olmasın?'' soruları bile sorulmaya başlamışken, Jo buldu kendini Atatürk Havalimanı'nda. Düşman topraklarda artık RVN. Türkiye'nin yıllar önce deplasmanda Finlandiya'yı 4-2 yendiği bir maç vardı. Hatta Sabri ağabey anlatmıştı o karşılaşmayı iyi hatırlar. Hakan Şükür'ün attığı bir gol sonrası skorboarda Hakan Şükür değil de Ruud Van Nistelroy ismi yazılmıştı. Finlandiyalı arkadaş benzetmiş olacak heralde ama milliyetini karıştırma bari. Galatasaray'ın giderayak yeni kralı olabilirdi. Zaten önünde fazla uzun bir kariyer de kalmadı, son yıllarını yaşıyor futbolda. Ama şöyle ''sarı-kırmızı parçalı da iyi dururdu üzerinde sanki'' demeden edemiyorum.

18 Ocak 2010 Pazartesi

17 Ocak 2010 Pazar

ANKET SONUÇLARI


Süper Lig'in en iyi yerli teknik adamını sormuştuk anketimizde. Ertuğrul Sağlam hoca açık ara önde tamamladı anketi. Arkasından Abdullah Avcı ve Yılmaz Vural kafa kafaya durumda 2 ve 3. sırayı paylaştılar. İlk 3 sırayı alan teknik adamların Beşiktaş'ı sırasıyla mağlup etmiş olmaları ilginç bir tesadüf oldu. Katılan herkese teşekkürler.

1- ERTUĞRUL SAĞLAM: 40
2- YILMAZ VURAL: 26
3- ABDULLAH AVCI: 26
4- TOLUNAY KAFKAS: 17
5- MUSTAFA DENİZLİ: 11
6- ŞENOL GÜNEŞ: 9
7- MUHSİN ERTUĞRAL: 5
8- RIZA ÇALIMBAY: 5
9- MEHMET ÖZDİLEK: 5
10-HAKAN KUTLU: 3
11-MESUT BAKKAL: 1
12-ZİYA DOĞAN: 1

Kullanılan oy sayısı: 149

16 Ocak 2010 Cumartesi

ASHLEY COLE EŞSİZ GOL


Chelsea, Stamford Bridge'de sahasında Sunderland'i darmadağın ediyor şu an. 34. dakikada 4-0 oldu maç. Manchester United maçıyla dönüşümlü yayınlanan karşılaşmada Spormax rejisi talihsiz bir şekilde 3 ve 4. golleri kaçırdılar. Fakat Ashley Cole'un takımı adına kaydettiği gol, hazırlanış ve son vuruş açısından gerçekten mükemmel ve izlenmeye değer. Ne forvetler gördük kalecinin karşısında ayakları titreyen. Bir sol bekten böyle usta vuruş izlemek keyifli oldu. Geçen hafta da Interli Samuel buna benzer bir gol atmıştı.

15 Ocak 2010 Cuma

DENGE KAYBOLUNCA


FC Zurich kalecisi Johnny Leoni gibi filelerde bulursunuz kendinizi. Top ağlarla buluşmasın diye üst direğin üzerinden tokatladığı topu kornere çelmesinin akabinde kendini ağlarda bulmuştu kendileri (ne biçim cümle lan bu?). Feyyaz da Beşiktaş'tayken attığı bir gol sonrası filelere takılmıştı da iki saat çıkarmak için uğraşmışlardı. Golüne bile sevinememişti garibim.

RESPECT


Sonuna kadar saygıyı hak eden bir insan Gurban Berdiyew. Kolay değil sezonu 6 kupayla tamamlayan bir takımı Avrupa arenasında, hem de deplasmanda mağlup eden tek takımın başında olmak. Türkmen hocaya da bu şerefi hac görevi sırasında dualarını esirgemediği Gökdeniz Karadeniz attığı golle nasip etti. Barcelona maçında ilk golü atan Ryzantsev de o maçtan önce Berdiyew'in kendisine ''Neden şut çekmiyorsun? Senden kaleyi gördüğün yerden vurmanı istiyorum.'' sözlerini fazla ciddiye almış olacak ki 3. dakikada ayağına gelen ilk topla 35 metreden Victor Valdes'i avlayan isim olmuştu. Ya içine doğdu, ya da duaları kabul oldu.

DEĞMEYİN KEYFİNE


Manchester United'ın Katar kampı devam ediyor. İngiltere kışı iliklerine kadar yaşarken, Ferguson Arap yarımadasında sıcak havada keyif çatıyor. Al Sadd takımının stadı olan Jassim Bin Hamad Stadı'nda, Rumen teknik adam Cosmin Olaroiu'nun özel koltuğunda bacak bacak üstüne atmış notlarını gözden geçiriyor İskoçyalı. Tamam altta bir körük var anladık da, Ferguson nasıl çıktı oraya? Arkadan bir yolu vardır elbet.

GİDERAYAK


Jübile maçında kendi kalene gol atmak farklı bir duygu olsa gerek. Kaiser bunu başaran ilk ve tek futbolcu :)

14 Ocak 2010 Perşembe

YOU'LL NEVER LONG ALONE


Ders: Reading
Hoca: Rafa Benitez
Süre: 120 dakika
Konu: Kötü gittiğin sezonda, önce Şampiyonlar Ligi'nden sonra da FA Cup'tan itinayla elenmenin püf noktaları.

13 Ocak 2010 Çarşamba

O KADAR OLDU MU YA?


Olmuş olmuş. Valla olmuş. 15 Haziran 1990 neredee, 13 Ocak 2010 nerede. İtalya 90 Dünya Kupası'nda oynanan Federal Almanya-Birleşik Arap Emirlikleri maçının tarihiydi 15 Haziran 1990. İtalya 90 benim tüm hatlarıyla hatırladığım ilk dünya kupası olma özelliğini taşıyor. Hatta elime nereden geçtiyse bilmiyorum, kupa başlamadan önce Günaydın gazetesinin verdiği sarı bir kitapçık vardı. Hem dünya kupaları tarihi, hem de İtalya 90 dünya kupasına katılan takımların tanıtımı yazılıyordu. 3. sınıf talebesi olarak, onu okuduğum kadar, Hayat Bilgisi dersime çalışmamıştım. ''Okuduğumuzu Anladık mı?'' bölümünde o kitapçıktan olsaydı sorular diye içimden geçirirdim hep. Hatırlamayanlar için söyleyeyim -yaşı tutanlar için daha doğrusu- hani arka kapağında Maradona'nın dünyayı ayağında sektirdiği kitapçıktan bahsediyorum.

Kamerun ismini ilk kez duymuştum mesela. Elemelerden geçemeyen Trinidad Tobago'yu telaffuz edebilene Boğaz'dan daire veriyorlardı. Higuita'nın enteresan saçları kimliğini sorgulamaya itmişti beni. Bakkala gitmemek için ilk kez bahane uydurur olmuştum anneme maçın bir saniyesini bile kaçırmayayım diye. Biz her zamanki gibi yine yoktuk turnuvada. Olsaydık da tutmazdım zaten. Şaka bir yana Federal Almanya varken, Panzerlerden başkasını desteklemek ihanet gibi gelirdi sanki. Renkler çekiyordu bir kere. O yıllarda sokaktan eve girmediğimiz için, günde ortalama 7-8 maç yapıyorduk. Kimin hangi takımdan olduğu önemli değil, maç 5'te devre 10'da bitsin yeterdi bizim için.

Güzeldi o günler. Hem de çok güzeldiler. Nostalji yaptım bugün. Federal Almanya-Birleşik Arap Emirlikleri maçını izledim tekrar. Halbuki bundan 20 sene önce, bir koltuğu bile kaplamazken, küçük ama heyecanlı gözlerle izleyip, Almanya'nın, Carlos Alberto Parreira'nın çalıştırdıığı B.A.E'ye attığı her golde sanki Tanju atmışçasına ayağa fırlamıştım.
Yok şimdi o eski heyecan içimde. Ne hayatta, ne futbolda. Sahiden, 20 sene oldu mu ya?