20 Mart 2010 Cumartesi

DİL ÇIKARMA ÇOK AYIP


Hayatındaki ilk maçına henüz 9 aylıkken dedesinin kucağında, üstelik Camp Nou tribünlerine giden -izleyen demeyelim o kadar da değil- birinin bundan güzel bir hatırası olamaz elbette. Bugün de West Ham'a karşı yazdı golünü penaltıdan. Arkasına CESC yazdıracağım bir formam olacak ama takımına karar veremedim henüz. Arsenal mi, yoksa İspanya milli takımı mı? Yoksa biraz daha bekleyip Barcelona forması alıp bir taşla iki kuş mu vursam?

ŞİMDİ REKLAMLAR


İtalya 90; bizim jenerasyonun dünyaya açılması anlamında, futbolla kafayı bozmuş, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda o yaşta yarı final görmüş, 103 gollü şampiyonluklara tanıklık etmiş, Metin-Ali-Feyyaz'ın altın çağında ekrana kilitlenmiş, Trabzonspor'un ligde ve Avrupa'da kök söktürdüğü yurdumuzda dünya futboluna açılan bir pencereydi. Ülkelerin futbol takımlarına milli takım dendiğini o dönemler yeni yeni idrak eden ben, çok şükür ki 8-0'lık İngiltere hezimetleri sırasında topa bop demekle meşguldüm.

Dedik ya İtalya 90 farklıydı bizim için. Zenga'yı bile saçları, her maçta taktığı zinciri ve bitmeyen sakızıyla özdeşleştiren ben, O Gaziantespor'a geldiğinde bir türlü ısınamamıştım. Unutulmayan maçlardan biri de o maça kadar gol yemeyen Zenga'nın, Arjantin'le penaltılara kalındığında Hayrettin misali kumbaraya döndüğü o yarı final maçıydı. Aldo Serena penaltı noktasına doğru yöneliyor, kalede o maçta adını ilk kez duyduğumuz Sergio Goycochea var. Bir Quilmes reklamı. Gerisini İtalyan spikerden dinleyelim.

AYAĞA DİKKAT HOCAM


O kramponun görüntü yapışması değil de gerçekten kritik bölgeye gelmesi halinde Gilardino'yu değil sedyeye, direkt ameliyathaneye almaları lazımdı.

ADAM GİBİ ADAM GUARDIOLA


Aslında fotoğraf herşeyi o kadar güzel açıklıyor ki. Rakiplik düşmanlık değil. Biz buralarda birbirimizi yerken Avrupa arenasında futbolun da, insanlığın da en büyük derslerini kaçırıyoruz. Düşmüşüz bir şampiyonluk hevesine, o atıldı mı, bu ne kadar ceza aldı, Yılmaz Vural aslında büyük hoca falan filan feşmekan... Şu fotoğrafta; Guardiola'nın sempatikliğine, Cristian Molinaro'nun yüz ifadesine bakar mısınız? Güzellikler çok da uzağımızda değil. Ama istediğimiz sürece...

17 Mart 2010 Çarşamba

O TUTTGART BU TUTTGART STUTTGART


Alman ekibinin Barcelona'ya rakip olamayacağı kura çekildiğinden beri bilinen bir gerçekti zaten. İlk karşılaşmanın ardından Barcelona'nın bu maçı Camp Nou'da eze eze alacağı beşikteki bebeğin bile teminat verebileceği bir hadiseydi. Zaten kadronda Messi varsa, insanüstü sınırları aşabileceğin gün gibi aşikar. O; İsviçreli bilim adamlarının incelemesi, Norveçli balıkçıların tavsiye etmesi gereken bir dünya yıldızı. Barcelona her ne kadar milyon dolarlık isimleri kadrosunda barındırsa da, gollerin altyapıdan gelen isimlerden olması da geceye not düşülecek ilginç bir detaydı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Ne denilebilir ki? Onlar canını siper etmiş bu kutsal topraklara. Genç yaşta eşini, işini bırakıp koşmuşlar cephelere. Öyle bir nesil ki şehit düştü Çanakkale'de.
Mehmet Akif ne güzel söylemiş;
Asım'ın nesli diyordum ya
Nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu
Çiğnetmeyecek...

Kanlarıyla ülkemin topraklarını sulayan şehitlerimize selam olsun. Ruhları şad olsun.

MARABA TELEVOLE

MUTLULUK


Söylenesi bir şey yok, izlenesi sebep çok...

REAL MADRID'TEN GİDENLER

Belki biraz geç oldu ama aklıma gelmişken yazmak istedim. Sezon başında kadrosunda bir anlamda temizleme operasyonuna giden Real Madrid Şampiyonlar Ligine Lyon karşısında veda etti ve Kaka, Ronaldo gibi transferler tartışılmaya başlandı. Aslında gidenlere de göz atmak lazım. Gittikleri yerde neler yapıyorlar diye.
Arjen Robben: Bayern'de 13 gol attı 7 asist yaptı ve Şampiyonlar Liginde Fiorentina karşısında ikinci maçın yıldızı olarak son 8' kalmasını sağladı.
Wesley Sneijder: Çok fazla şey söylemeye gerek yok. Chelsea karşısında Stamford Bridge'de kazanılan maçta orta sahada yaptıklarıyla kalitesini gösterdi.
Gabriel Heinze: Marsilya Fransa Liginde liderin 3 puan gerisinde. Daha önemlisi Şampiyonlar Ligi gruplarında takım adına kritik gollere imza attı. UEFA Avrupa Liginde Benfica karşısında takımın en önemli kozu olacak.
Javi Garcia & Javier Saviola: Yıllar sonra Benfica Portekiz'de şampiyonluğa koşarken, Javi Garcia orta sahadai Saviola'da gol yollarında etkili oyun sergiliyor. Saviola toplamda 34 maçta 19 gol attı.
Gidenlerden Hamburg'a yeni transfer olduğu için van Nistelrooy'a ve takımdan gitmeleri hayırlı olan Michel Salgado ve Milan'da da aradığını bulamayan Huntelaar'la ilgili birşey söylemek istemiyorum...

15 Mart 2010 Pazartesi

BABA!!! BÜYÜKSÜN!!!


33 yaşındaki delikanlının Milan'ı kaçıncı kurtarışı ben sayamadım artık. Evet 90 artılarda gelen goller özeldir ama bu gol de güzel be kardeşim. Hani iki katı sevinesi geliyor insanın.
FORZA MILAN!!!

13 Mart 2010 Cumartesi

KİM DEMİŞ NE DEMİŞ


''Futbol basit bir oyundur. Zor olan basit oynamaktır.''

Johan Cruyff

10 Mart 2010 Çarşamba

BU NE SEVGİ AH


"Livorno'yu eşimden daha çok sevdiğimi söylüyorlar.
Bu kesinlikle yanlış. Eşimi de en az Livorno kadar seviyorum."


Cristiano LUCARELLI

THE DAMNED UNITED


Brian Clough... İngiliz futbolunun inatçı keçisi. Aşırı hırsın ters teperse umulmadık yollara saptıracağını, sabır ve azmin bir insana neleri başarabileceğini göstermesi açısından mükemmel bir hayat hikayesi. Clough deyince aklıma Jose Mourinho gelir hep. Şu sözü bile ne demek istediğimi çok güzel özetliyor; ''"I certainly wouldn't say I'm the best manager in the business, but I'm in the top one." Zaten filmi izlerken de ister istemez bir kıyaslamaya giriyorsunuz. 44 günlük başarısız Leeds United macerasının ardından görevine son verilince basın mensuplarına yaptığı ''This is a terrible day...for Leeds United. << Bugün Leeds United için kötü bir gün>>'' açıklamasını yapması, en zor şartlar altında bile kendine güvenin başarıya ulaştıran bir etken olduğunu gözler önüne seriyor. Beyazperdeye uyarlanması bu ilginç gerçek hayat hikayesini daha yakından hissetmenizi sağlıyor. Dönem filmlerini oldum olası sevmişimdir. Çekimin kalitesi sizi o yıllara götürüyor sanki. Michael Sheen de mükemmel bir oyunculuk çıkarmış. The Damned United futbolu sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film.

HAT-TRICK NICK


Ben değil, The Sun attı bu başlığı aslında. Onlardan çaldım yalan yok. Porto'yu pornoya çevirdi Topçular bu gece. Wenger'in tersi pistir, çıkacaktı elbet Dragao'da yenen o 2. tuhaf golün acısı. Ama böyle çıkacağı, hele Bendtner gibi bir son vuruş acizinin yıldız olacağı kimsenin aklına gelmezdi heralde. Evet, Danimarkalı kimilerine göre belki çok iyi bir yetenek olabilir ama taktım bir kere kim ne derse desin. Sıradaki gelsin...

8 Mart 2010 Pazartesi

BARAJA GEL


Schifo, Klinsmann ve Djorkaeff. Diğerlerini çıkaramadım pek, bilen varsa yorum bölümüne yazabilir. Fotoğraf 24 Nisan 1994 tarihli Milan-Monaco Şampiyonlar Ligi maçından. Milan efsanesi Demetrio Albertini frikikten Monaco filelerini sarsmadan 4-5 saniye öncesi. O dönem şimdiki gibi rengarenk kramponlar yok, hepsi tek tip. Kıızılay dağıtmış gibi. Monaco klasik Tekel 2000 formasıyla sahada. Schifo da namaza durmuş sanki.

KADIN


Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
Yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
Harman yerinde dokuz zilli
Köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım.
Yavrum, anam, karım, kız kardeşim.
Hayat arkadaşımdır.


Nazım Hikmet

3 Mart 2010 Çarşamba

DÜNYA KUPASI YAKLAŞIRKEN


PEPSI duruyor duruyor, ulusal futbol turnuvaları başlarken hortluyor. Bizi burada Seda Sayan'a katlanmak zorunda bırakırken, dünya çapında yine güzel bir reklama imza atmışlar. Akon eşliğinde futbolun yıldızlarını izlemek de oldukça keyifli. Messi, Kaka, Lampard, Drogba, Henry ve Arshavin boy gösteriyor reklamda.

2 Mart 2010 Salı

YAŞASIN TELLİOĞULLARI


Balotelli'yi günahım kadar sevmezdim ama “Milano denince aklıma sadece Milan takımı geliyor” sözlerinin ardından sempatim başlamıştır an itibariyle kendisine.

28 Şubat 2010 Pazar

KAMERAMAN ARKADAŞ


Normalde hiç yapmadığım bir şeydir önceden yazdığım bir yazıyı tekrar yayınlamak. Bu da bir ilk olsun canım. 24 Temmuz'da yazmışım bu yazıyı. Okurken çok keyif aldım umarım beğenirsiniz.
O maçı hatırlayan vardır da o anları hatırlayan var mıdır bilemem. Şampiyonlar Ligi 1993-1994 sezonunda Spartak Moskova-Galatasaray maçı golsüz sona ermiş ermesine ama çok da keyifli bir maçmış yaşanılanlarıyla.
Maçın hakemi olan Hollanda Futbol Federasyonu'ndan John Blanckestain'ın gay olduğu uzun süre ülke gündemini meşgul etmişti maç öncesinde ve sonrasında. Bu arada seremoni sırasında tüm futbolcular ayaktayken, anlam veremediğim bir olaydı Suat'ın çömelmesi. Takımların sahaya çıkmasının ardından yazı tura atılacağı sırada Hayrettin'in hakemin elinden topu alıp bir türlü vermemesi, verdikten sonra da sürekli geri istemesi akıllarda kalan diğer detaylar. Oysa çok masumdur Hayrettincik. Sadece zemin kontrolü yapacaktır. Oysa biraz sabretse 1 dakika sonra maç başlayacak ve o topla fazlasıyla haşır neşir olacaktır.

Neyse. Maç başlar ve o dönemin iyi takımlarından biri Spartak Moskova dalga dalga Galatasaray kalesine akmaya başlar. Kadroda Karpin, Onopko, Nikiforov ve adını yazmayı bırak söylemenin bile zor olduğu Vladimir Bestchasnykh var. Yayıncı kuruluşlar bir maçı canlı yayınlarken mutlaka teknik direktörlere bir kamera fiksler. Fakat burada şöyle bir sıkıntı var. Maç deplasmanda olduğu için, maçı STAR TV değil, Rus kanalı çekiyor ve Rus yönetmenin teknik direktörlere fikslediği kameraman ve kuvvetle muhtemel Rus yönetmen Galatasaray'ın teknik direktörü Rainer Hollman'ı tanımıyor.

Maçın başından yaklaşık 65. dakikaya kadar Galatasaray yedek kulübesinin hemen yanındaki kameraman Ahmet Akcan'ın altından giriyor üstünden çıkıyor.

Bunu farkeden Ahmet Akcan gülümsüyor ve eliyle kameramana Hollman'ı işaret ederek, teknik direktörün kendisi olmadığını belirtiyor ve koltuğu bile olmayan yedek kulübesinde beklemeye koyuluyor.

Fakat kameraman arkadaş hala uyanamıyor ve Ahmet Akcan'ı gizlice çekmeye devam ediyor. Ahmet hoca da gaza gelmiş olacak, Hollman'dan daha çok yırtınıyor saha kenarında.

Aslında bugün yayınlansa bile gol olmamasına rağmen çok keyifli bir maçtı deplasmanda 0-0 berabere kalınan Spartak Moskova maçı. Rakibin 9 kişi kalmasına rağmen gol gelmemesi, Suat Kaya'nın 10 numarayı giymesi, o dönemin Lugano'su Stumpf'un ''rakip 9 kişi kaldı ayıp oldu, benim de atılmam lazım'' deyip hiç yoktan bir pozisyonda rakibini indirmesi ve tabiiki Abidin Aydoğdu'nun eşsiz anlatımı.

Anlatılmaz izlenir diyeceğim ama sadece Spartak Moskovalı futbolcuların gördüğü kırmızı kartların repliğini yazsam heralde ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.

İlk kırmızı kart:
- Galatasaray ani atağa kalkar ve Hakan Şükür defansı az adamla yakalar. Devamını Abidin Aydoğdu'dan dinliyoruz;
'' Şimdi Galatasaray takımı çıkıyor, topta başarı. Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır (neye hayır?). Bir sarı kart, kırmızı kart. Rengin kartı, rengin, kartın rengi kırmızı. Şimdi Spartak Moskova takımı 10 kişi oyunu devam ettirecek.

İkinci kırmızı kart:
- 59. dakikada Galatasaray taç atışı kazanır. Onopko'ya gelir top ve oyun alanı içinde tutamaz ve topu uzaklaştırır. Fakat hakem sarı kartı olan Onopko'ya oyunu sabote ediyor diye ikinci sarı kartını çıkarır. Abidin Aydoğdu neler demiş bakalım.
''Yan hakemin bayrağı havada, Galatasaray takımı sağ taraftan köşe vuruşu kullanacak. Sarı kart ( Onopko'nun önceden sarı kartı olduğunu unutmuş gayet normal karşılıyor). Evet sarı kart. (Hakem bu arada kırmızı kartını çıkarıyor) Oooooooo (burada üzülüyor) ikinci itiraz hareket ve rakip 9 kişi. Evet kırmızı kart hem de Onopko'ya.

Ne diyelim. Güzeldi o günler...

27 Şubat 2010 Cumartesi

AŞK-I MEMNU PREMIER LİG


Wayne Bridge vs John Terry / Adnan Bey vs Behlül

ŞİŞEDEN FORMA OLUR MU?


Ne demek olur mu? Yaparsan olur. NIKE yapmış olmuş mesela. Nasıl dönüştürdüler de böyle bir karışım elde edildi bilemiyorum ama 2010 Dünya Kupası'nda mücadele edecek olan Brezilya, Hollanda ve Portekiz gibi takımlar plastik şişelerden dönüştürülüp imal edilen formalarla sahadaki yerlerini alacak. Her bir forma tam 8 pet şişeden üretiliyor. NIKE bu proje için 13 milyon şişeden 254 ton polyester elde edip bunu forma üretiminde kullanacak. Bu da yaklaşık 29 futbol sahası büyüklüğüne denk geliyor.

Yukarıda saydığım 3 ülkenin dışında Amerika, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda, Sırbistan ve Slovenya da bu formalardan giyecekler 2010 Dünya Kupası'nda. Tanıtımda da Pato, Nanni gibi isimler geçmişler objektiflerin karşısına. Bu arada Brezilya formada nostalji yapmış ve bence harika da olmuş. Portekiz'in forması çok sıradan. Hollanda çuval giyse yakışıyor zaten. Bir de Amerika'nın forması gayet şık.

26 Şubat 2010 Cuma

FUTBOL TV


26 Şubat Cuma
20:00 Antalyaspor-Trabzonspor / Lig TV
21:30 Schalke 04-Dortmund / TRT 3
27 Şubat Cumartesi
13:30 Kocaelispor-Altay / D Spor
14:00 Bursaspor-Sivasspor / Lig TV
14:45 Chelsea-Man City / Spormax
16:30 Mainz-Bremen / TRT 3
17:00 Watford-Newcastle / Futbol Smart
19:00 Kayserispor-Beşiktaş / Lig TV
19:30 Stoke City-Arsenal / Spormax
19:30 Leverkusen-Köln / TRT 3
21:00 Tenerife-Real Madrid / NTV Spor
22:00 Montpellier-Rennes / Kanal A
23:00 Barcelona-Malaga / NTV Spor
28 Şubat Pazar
00:30 Santo Andre-Portuguesa / Spormax
13:30 Ajax-Ultrecht / Futbol Smart
13:30 Karabükspor-Konyaspor / D Spor
14:30 Rangers-Celtic / Euro Futbol
15:00 İstanbul BŞB-Fenerbahçe / Lig TV
15:00 Tottenham-Everton / Spormax
15:30 PSV-RKC Waaljik / Futbol Smart
16:00 Milan-Atalanta / NTV Spor
16:30 Hannover-Wolfsburg / TRT 3
17:00 Liverpool-Blackburn / Spormax
17:00 Aston Villa-Man United / Kanal A (Carling Cup Final)
19:00 Galatasaray-Kasımpaşa / Lig TV
19:30 B.Munih-Hamburg / TRT 3
22:00 Santos-Corinthians / Spormax
22:00 PSG-Marseille / Kanal A
22:00 Atletico Madrid-Valencia / NTV Spor
22:15 Sporting Lizbon-Porto / Futbol Smart

24 Şubat 2010 Çarşamba

GOLCÜ MÜSÜN KARDEŞİM?


Michael Ciani bu gece yine yazdı golünü skor hanesine. Bordeaux'nun bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerin üçte birinde O'nun imzası var. Hızını alamamış Bayern Munich maçında da kendi kalesine atmıştı bir golü. Bir defans oyuncusu için Şampiyonlar Ligi adına rekoru kırabilir. İşin ilginç yanıysa ligde tek bir golü dahi bulunmuyor. Guadeloupe'lu hemşehrisi Lilian Thuram'ın izinden gidiyor desek yanılmayız heralde. Thuram dedim de maziye gittim birden. Hırvatistan'a ne çakmıştı vakt-i zamanında be kardeşim.

21 Şubat 2010 Pazar

KILY GONZALEZ


Bu yaşında gelse saygım sonsuz. Gerçi mevkisinde alternatif çok ama O'nun yeri herdaim farklıdır gönüllerde.

20 Şubat 2010 Cumartesi

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ PART II

2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmış ve Sevilla ile eşleşmişti. Kadıköy'deki ilk maç öncesi maç önü programı için yine Yavuz'la İsmail Baki'nin yanında almıştım soluğu. Sözü onlara bırakıyorum.

19 Şubat 2010 Cuma

AVRUPA LİGİ MAÇLARININ SPİKERLERİ


Galatasaray-Atletico Madrid: Sabri Ugan (STAR) 20.00
Fenerbahçe-Lille: Cem Yılmaz (EURO FUTBOL) 22.05

ŞAMPİYONLAR LİGİ ÖZEL CUMARTESİ 13.00'TE STAR'DA


Uyuyan dev aslında geçen haftadan uyanmıştı. Şampiyonlar Ligi geri dönünce haliyle bir gelenek haline gelen Şampiyonlar Ligi Özel de Star ekranlarında kaldığı yerden devam ediyor. Sürekli aldığımız şikayetlerden biri olan vakit geç olduğu için özetlerin izlenememesi geçerli bir sebep bulundu ve bu programda haftaiçi oynanan 4 maçın da geniş özetlerine yer verildi. Ayrıca Beckham ve Mourinho röportajları da izleyenlerin ilgisini çekecektir eminim. Beckham'ın çocukluk görüntüleri ve Mourinho'nun eski takımına inceden geçirmeleri enteresan.
Şampiyonlar Ligi Özel bu Cumartesi saat 13.00'te Star ekranlarında.

17 Şubat 2010 Çarşamba

ZAMAN NASIL DA GEÇMİŞ


Bir ilkokul 2 talebesi için normalden daha fazla heyecanlı bir geceydi 7 Eylül 1988 gecesi benim için. Sabahçı olduğumuz için erken yatmak lazım ama bu maç da kaçmazdı tabi. Galatasaray için şampiyonluğun ardından sıra Avrupa defterini açmaya gelmişti. 1988-1989 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Galatasaray ilk turda Avusturya temsilcisi Rapid Wien'e konuk oluyordu. Sevmedim zaten Rapid Wien'i o günden beri. Gerçi o sezon Galatasaray'ın Avrupa serüvenine son veren Bükreşli Hagi, attığı enfes aşırtma golüyle yıllar sonra Rapid Wien'i bu kez Galatasaray adına üzen isim olacaktı. O maçta 33. dakikada Rapid adına golü kaydeden isim Zlatko Kranjcar. Yani şu an Tottenham'da futbol hayatına devam eden Nico Kranjcar'ın babası. Rapid o gece 2-1 kazandı ama rövanşta Tanju ve Cüneyt'in gollerine karşı koyamadı. Ama 7 Eylül 1988'de oynanan o maç, Savaş Demiral'la bulunan golün ardından umutların çoğaldığı bir gece olarak tarihe damgasını çoktan vurdu.

AVRUPA LİGİ MAÇLARI SPİKERLER


Lille-Fenerbahçe: Ertem Şener (20.00)
Atletico Madrid-Galatasaray: İlker Yasin (22.05)

16 Şubat 2010 Salı

SEN NEYMİŞSİN BE PERROTTA


Fotoğraf EURO 2008'de 1-1 sona eren İtalya-Romanya maçından. Artık pozisyon nasıl cereyan ettiyse Perrotta da bir anlam verememiş olan bitene.

I WILL BE BECK


''I will be back'' diyordu Arnold Schwarzenegger Terminator 2'de Sarah ve John Connor'a. Beckham demiş midir zamanında Ferguson'a bilinmez ama bu gece bir dönüş söz konusu. Renkler farklı olsa da futbolun resitalini yapacaktır yine efsane İngiliz. İlk maçın Old Trafford'da olmasını isterdim. Heyecan fırtınası daha bir başka olurdu o zaman. Gol atarsa sevinmeyeceğini de söyledi Beckham günler öncesinden. Sen yeter ki at Beckham, senin yerine biz seviniriz.
FORZA MILAN!

15 Şubat 2010 Pazartesi

O'NUN ARABASI VAR


Seveni çok, sevmeyeni daha çok. Çoğularına göre -ki ben tam tersi görüşteyim- antipatiklikte Mourinho ile atbaşı gidiyorlar. Ortak noktaları Portekizli olmaları o ayrı. Fakat ikisinin de havası kimsede yok. Cristiano Ronaldo formanın rengini değiştirdi ama söz konusu Ferrari olunca kırmızıdan vazgeçememiş anlaşılan.

14 Şubat 2010 Pazar

NE İŞ FULLER?


Kulağındaki küpe desem; değil. Ama her maç var. Akupunktur zımbırtılarından desem; müsabaka sırasında herhangi bir aksesuar takmak da yasak olmalı. Fakat Ricardo Fuller her maçta arz-ı endam ediyor kulaklarındaki beyazlarla. Yine yazmış bu arada golünü.

9 Şubat 2010 Salı

ANKET SONUÇLARI


Sormuştuk bir kaç gün önce ''Futbolcu Olsaydım...'' diye bir anket aracılığıyla. Rakamlar birbirine yakın. Katılanlardan 80'i(%55) Sadece Tuttuğum Takımda Oynarım derken, 70'i ise(%45) Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi dedi. Güzellik göreceli olduğu gibi bu da son derece göreceli bir kavram. İnsan hissettiği şekilde yaşamak ister. Ama resimde görülenler de -malesef- hayatın gerçeğinin bir parçası. Katılan herkese teşekkürler.

Futbolcu Olsaydım...

Sadece Tuttuğum Takımda Oynardım: 80 (%55)

Profesyonelim Her Yerde Oynarım Abi: 70 (%45)

Kullanılan Oy Sayısı: 150

4 Şubat 2010 Perşembe

BECKHAM SAKATLANIRSA

WHEN THEY WERE A CHILD


Bugün profesyonellikten başladık gidiyoruz hadi bakalım. Robbie Fowler ve Steve McManaman. İkisi de aynı dönemlerde kırmızı formayı giyerek Liverpool tarihine damga vurmuş isimler. İkisinin de çocukluğunda koyu bir Everton taraftarı olmaları da tesadüfün abartısı olsa gerek.

2 Şubat 2010 Salı

CELTIC ALT EŞOFMAN


Bugün Adidas'ta çok battın gözüme ama sırf yeşile alerjimden almadım seni. Ama içimde kaldın bilesin!

31 Ocak 2010 Pazar

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ


2007-2008 sezonuydu. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde dolu dizgin ilerliyor, önüne geleni deviriyor, biz bile hızına yetişemiyorduk. Canlı yayın telaşı, yapılan toplantılar, yapılması planlanan röportajlar... Hepsi maç önünde daha iyi, kaliteli bir yayın yapabilmek içindi. Yavuz'un Minibüsü'nü dinlemeyen yoktur heralde. İsmail Baki Tuncay olağanüstü yeteneğiyle İlker Tahsin karakterini coşturmuş ve radyocuların kralı olmuştu. Her ne kadar millet hala İlker Tahsin karakterini Yavuz Seçkin seslendiriyor olarak bilse de İsmail'in hakkını yememek lazım. Yoğun telefonlaşmaların ardından Radyo Klas'ta almıştım soluğu. Aman Allah'ım ne trafikti, yayınlarına 20 dakika kala yetiştim ve mikrofonu dayadım burunlarına. Fenerbahçe'nin gruptaki son maçı olan CSKA Moskova sınavı öncesinde yapıldı bu röportaj. Buyrun izleyin.

30 Ocak 2010 Cumartesi

ONCE UPON A TIME IN COLOMBIA


Nostalji damarlarım kabardı yine. Beni bıraksalar, ya da bir zaman makinesi bulsam hiç bugüne gelmek istemezdim zaten. Hep küçük kalsaydım, 3. sınıfta her gün Matematik görmeye razıydım yemin ederim. İtalya 90 ile başlayan adamakıllı dünya kupası görmüşlüğüm 94'te doruk noktasına ulaşmıştı. Gururluyduk bir kere. Yok canım Türkiye'miz yine katılamamıştı ki zaten ondan değil. Rotariu vardı ya temsilcimiz, O'nu izleyecektik. Ne gerek vardıysa. Aslında Rotariu'ya odaklı gözler sürekli Romanya'nın 10 numarası Hagi'ye kayıyordu ama dişleri de gıcırdatıyorduk aynı zamanda. Adam 5 sene öncesinde Steaua Bükreş'te oynarken az canımızı yakmamıştı çünkü.

94 dünya kupasında Mehmet, Özgür ve benim özel bir arşivimiz de vardı. Her maçın kadrosunu, sonuçlarını ve analizlerini yazardık oraya hap kadar boyumuzla basit bir 4 ortalı harita metod deftere. O zamandan belliymiş nasıl deli olacağımız.
Off topic oldum farkındayım. O Romanya'nın grubunda gönülleri fetheden bir takım daha vardı ki o da Kolombiya'dan başkası değildi. Binbeşyüz isimli Latinlerden değillerdi belki de ama hepsinin 3 ismi vardı. Zaten iki ismi olan tek şahıs da Andres Escobar'dı ki O da kendi kalesine attığı golün ardından ülkesine döndüğünde isminin önüne rahmetli sıfatını koydurmuştu.

Cordoba, Mondragon, Beyaz Pele Valderrama, Asprilla, Aristizabal, çakma Higuita; De Jesus Alvarez vs. Mahallede dolaşan ''Higuita ülkesinde kız kaçırmış oğlum o yüzden yok dünya kupasında'' geyikleri ayrı bir meseleydi. O yaşta, o teknolojisizlikte nereden uyduruyorsak o da bizim meziyetimizdi heralde. Keyifti Kolombiya'yı izlemek, kan çekti belki de. Biz onları çok sevdik, onlar da bizi. Cordoba ve Mondragon'un boşuna ikinci vatanları değiliz hala.