29 Haziran 2011 Çarşamba

ÇOK YAVAŞ ÇEKİM


Star Spor'dayken gollerin tekrarını verirken bazen özet süresini doldurmak için slowları abartır 20 ile falan okurduk. Televizyoncu olanlar anlar, ama olmayanlar da bir fikir sahibidir az çok. 50 ile okuyunca normal görüntü hızının yarısı, yani o aşina olduğumuz ağır çekimdir. Fakat 20 ise bitmek bilmeyen, ömür yiyen, kaplumbağavari bir görüntü akışıdır. Zafere giden yolda çektiğimiz çile kutsal olduğu için çaktırmadan da olsa bazı golleri 20 ile okur, çok yavaş olmuş diyene güzel goldü millet sindire sindire izlesin derdik. Yerse...

28 Haziran 2011 Salı

SİVİL HAYATTA KARŞIMA ÇIKMA BİRİNDELLİ


1998-1999 sezonunda Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçı deplasmanda Juventus ile. Grasshopers'a sahayı dar etmiş Şampiyonlar Ligi'ne adım atmışsın ilk maç deplasman rakip Juventus. Uğursuz Inzaghi kendisinden beklenmeyecek bir biçimde harika bir voleyle 17. dakikada açıyor perdeyi. Şanssızlık işte. Ama teknik direktör de Fatih Terim, parola da pes etmemek olunca durmuyor deli yüreği Galatasaray'ın tabii. Hakan Şükür ile açılan gol perdesini Ümit Davala ceza sahası dışından taçlandırıyor. Galibiyet adeta geliyorum diyor. Galatasaray deplasmanda 10 kişi kalan Zidanelı, Del Pierrolu Juventus'a sahayı dar ediyor. Taa ki o Birindelli denen meymenetsiz sahneye çıkana kadar. Maç boyunca tek olumlu hareketi olmayan Birindelli diye biri kafayla topu ağlara gönderiyor, skoru beraberliğe taşıyor. Zaten galibiyet mucize, tekrar yakalamak da imkansız hale gelince deplasmanda alınan 1 puan da altın değerinde. Aradan 13 sene geçti. Hala içimden ''acaba Birindelli o golü atmasaydı?...'' diye geçirmiyorum değil. Eminim ki bir çok Galatasaraylı da bu soruyu kendine sormuştur ve hala soruyordur. Ama olacağa çare gelmiyor işte. Orada aslan gibi Zidane dururken Birindelli duruyor ve kafayı vuruyor.
Juventus'te geçen 11 yılın ardından soluğu memleketi Pisa'da almış oradaki 1 senenin ardından kariyeri de Valle del Giovenco diye bir takımda 2010 yılında noktalamış bizimki. Akabinde Zambiya milli takımında yardımcı antrenörlük dönemi var ama kısa süre sonra onu da bırakıyor. Şimdilerde ne halt ediyor bilinmez ama bir çok Galatasaray taraftarının O'nu iyi yadetmediği kesin.

O golü atmayacaktın Birindelli!!!
Seni hiç sevmiyorum Birindelli!!!
Sivil hayatta karşıma çıkma Birindelli!!!

http://www.youtube.com/watch?v=YRD2SUUrrLc

26 Haziran 2011 Pazar

HİLE HURDA



Kaldı mı artık böylesi? :)

GEÇMİŞE ÖZLEM


Blogu ilk açtığımda bir masam, bir sandalyem, bir de parlak fikrim vardı. He bir de hevesim vardı tabi. Star TV Spor Servisi'nde mesai harcarken, o değerli mesai arkadaşlarımla aramızda futbol sohbetlerimiz eriyip gitmesin, kalıcı olsun diye kafadakileri nete aktarmaya karar vermiş, bunun da en güzel yolunun bir blog olacağını düşünmüştüm. Tam 1 sene boyunca sadece okuyup öyle takip etmiştim blogları. Haddime değil diye düşündüm, genç arkadaşlar, medyanın dışındakiler daha amatörce ama özenerek yazıyorlardı. Bizim işimizin bir parçası futbol olduğu için özensiz olacağını düşünerek bulaşmamıştım hiç. Çünkü bu, bloglarda değerli fikirlerini paylaşan arkadaşlarımıza bir saygısızlık olurdu. Fakat sonra düşündüm ki belki benim de katkıda bulunacağım bir kaç şey vardır elbet. Dedim ve blog olayına giriştim. Herneyse bu hikaye uzar da gider...En nihayetinde Desportivo 2 yılını doldurdu. Okuyan, gören, takip eden, yorum yazan, görüş bildiren herkese derinden sevgilerimi yolluyor, kaldığım yerden devam edeceğim diyorum.Geçmişe özlem diye attım başlığı. O özlem her an artarak devam ediyor hiç eksilmeden. Çocukluğumda Florya'ya gittiğimizde tesislerin o demir kapısı ardına kadar açık olur, antrenman olmasa bile Florya tesislerine girer antrenman sahasına şöyle bir bakar giderdin yolun oralara düştüyse. Şimdi bırak taraftarı, basına bile kapalı bütün idmanlar. Fakat o dönemler 1994-1995 yılları herşey bir başka güzeldi sanki. O hava tekrar yakalanır mı bilinmez ama dönemin kaptanı Tugay'ın antrenmanı izlemeye gelen taraftara şeker tuttuğu şu tablo bile bir daha tekrarlanmaz gibi geliyor bana. Bu fotoğraf aslında biraz da benim okurlarıma tekrar dönmeme de benziyor denebilir. Yeniden hoşgeldiniz diyorum kaptan Tugay vasıtasıyla ve şeker tutuyorum...

Eeee nerede kalmıştık?

26 Mayıs 2011 Perşembe

GOOL DİYE DİYE


Yazamadım bloga uzun zamandır. Elim hep gider gider de kalır oldu. Spor haberlerinden normal insan haberlerine geçtiğimden beri de sadece Twitter'dan takip eder oldum sporla özellikle futbolla ilgili gelişmeleri. İşte her sabah bültende de bir 15 dakika spor gazetesi okuyoruz da oradan biliyoruz artık. Bir zamanlar spor gündeminin kaynağı, Şampiyonlar Ligi'nin kalbindeyken acımasız poyraz farklı bir mezraya attı gitti bizi. Olsun şikayetçi değiliz herdaim şükür halindeyiz.
Elimden geldiğince, vakit buldukça kitap okumaya gayret ediyorum. Özellikle futbol konusunda uzman isimlerin neler yazdığına, geçmişte neler yaptığına dikkat kesilen ben geçtiğimiz günlerde Beyazıt'ta kitapçıları dolaşırken bir hazine buldum. Evet hazine. Çünkü bunun başka bir sözlük karşılığı yok. Meğer Halit Kıvanç ağabeyimizin 1983 basımı olan ''Gool Diye Diye'' isimli böyle bir kitabı varmış da benim haberim yokmuş. Aç kurt gibi kaptım hemen. Halit ağabey hayatını öyle güzel futbol soslarıyla süslüyor ki büyük bir keyifle okuyor ve tavsiye ediyorum.

Oradan da ufak bir anekdot aktarayım;

1961 yılında Fenerbahçe, FC Nürnberg ile Avrupa Kupası maçında karşı karşıya geliyor. Skor önemli değil. Fenerbahçe eleniyor. Maç sonrası Halit Kıvanç Fenerbahçeli yöneticiler ile birlikte oturuyorlar. Onlara eşlik eden ünlü bir isim var. 1954 Dünya Kupası'nda Almanlara kupayı kazandıran teknik adam Sepp Herberger. Halit Kıvanç'ın o dönemde kendisiyle tanışıklığı var ve yöneticiler ile arada tercümanlık görevi üstlenmekte.
Fenerbahçeli yönetici Orhan Ergüder, Halit Kıvanç'a döner ve şöyle der; ''Halitçiğim bizim yönetim kurulu arkadaşlarımızın bir ricası var. Herberger'den bir Alman antrenör tavsiye etmesini rica ediyoruz. İletir misin?''

Halit ağabey de aynen iletiyor. Bunun üzerine Herberger dinler dinler ve hafifçe eğilip Kıvanç'a şöyle der; ''Bu söyleyeceklerimi sakın tercüme etme. Sizde futbolu bırakan eski sporcular ne yapıyor? İntihar mı ediyorlar? Yoksa memleketten mi kaçıyorlar?''...

Halit Kıvanç şaşırır. Kurt hoca devam eder. ''Bir Alman'ı en iyi bir Alman anlayacağı gibi bir Türk'ü de en iyi bir Türk anlar. Onun için size tavsiyem futbolu bırakan eski yıldızlarınızı hoca olarak kullanın.''

Aradan tam 50 yıl geçti. Herberger'in sözleri günümüzde ders olacak nitelikte. Sanırım Türk futbolu da dersini aldı ve Şota dışında yabancı hoca yok. Gerçi Şota da zaten bizden sayılır.

1 Mayıs 2011 Pazar

ÇİFTE MARKAJ


Lig TV muhabiri Can Karyağdı Avni Aker Stadı'nda Trabzonspor-Gaziantepspor maçı öncesi canlı yayında kadroları bildiriyor. O sırada yanındaki sevimli hamsiler de Trabzon'da düzenlenecek European Youth Olympic Festival yani Avrupa Gençlik Olimpiyatları'nun sevimli maskotları. Merak edenler için belirtelim organizasyon 24 Temmuz'da start alıyor. Bizim sempatik hamsiler (hamsinin sempatiği mi olurmuş demeyin) maç öncesi tribünleri doldurmakla görevli fakat ekranda arz-ı endam etmek de cazip gelmiş olsa gerek tribünlere oynamayı bırakıp Lig TV kameralarına işte böyle poz vermişler.

2 Nisan 2011 Cumartesi

BİR JÜBİLE MASALI


Uğur Tütüneker hala bir çok Galatasaraylının adını sevgi ve saygıyla yadettiği, sarı kırmızı formayı hakkını vererek yıllarca taşımış bir isim. Jübilesi Fatih Terim'in ilk senesi 1996 yılına denk gelir. Hagili Galatasaray o dönemki sahası Ali Sami Yen Stadı'nda Monaco'yu ağırlayacaktır. Jübile maçlarında jübile yapan futbolcu en fazla 10-15 dakika forma giyer bilindiği üzere. Maçtan önce soyunma odasında Fatih Terim ve Uğur Tütüneker arasında şöyle bir diyalog geçer;

Fatih Terim: Uğur kaç dakika oynarsın takriben?

Uğur Tütüneker: İlk 45 dakika oynarım hoca.

Fatih Terim: E bırakmasaydın.

1 Mart 2011 Salı

NEREDE KALMIŞTIK?


Mezuniyet durumları nedeniyle epeyce bir nadasa bırakmıştık blogu. Sağolsun M.Y yokluğumuzda biraz suladı da hala daha kurumadı içerik. İstenmeyen, uzunca bir ara oldu farkındayım. Kaldığımız yerden daha da sağlam bir şekilde devam etme kararı aldık fakat bu sıralar da bloggerda bir sorun var. Umarım bir sıkıntı olmaz da Desportivo'ya hakettiği değeri tekrar kaldığımız yerden verebiliriz.
Bu arada ufak bir not. Geçtiğimiz ay internette yayınlanan Evo's Angels isimli dergi benimle bir röportaj gerçekleştirdi. Nacizane kendimizle ilgili soruları cevaplandırdık biz de. Okumak isteyenler linke tıklayarak bu röportaja ulaşabilir.
Önümüzdeki günlerde bol futbol dolu içerikle yeniden karşınızda olacağız. Kaldığımız yerden aynen devam...

2 Şubat 2011 Çarşamba

DOĞUMGÜNÜN KUTLU OLSUN BABA


Beni sadece 1 kez üzmüştü Metin Oktay. O da bundan yıllar önce kaybettiğimiz trafik kazasında. Henüz 9 yaşında bir çocuktum, o kadar yazılı görsel kaynağımız da yoktu ama biliyorduk Metin Oktay ruhunu. Çünkü bizi bu renklere bağlayanlar, O'nun futbolculuk dönemini yakından yaşayan ve renklere bağlılığı Metin Oktay ile misyon edinenlerdi. Kardeşim ve bana futbolu sevdiren Mehmet amca bir oğlu olsa adına Metin koyacak kadar koyu bir Galatasaraylıydı. Ve bize O'nu Mehmet amca anlatmıştı. O yüzden 9 yaşında bir çocukken hüngür hüngür ağlamıştım Metin Oktay'ı kaybedince. Yaşasaydı bugün 75 yaşında olacaktı. Ama şimdi O'na hem doğumgünün kutlu olsun, hem de toprağın bol olsun diyoruz.

''Sarı-Kırmızılı renklere küçüklükten beri hayrandım. Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim. Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.''

FORMAYA GEL VOL.2


Sırada Amerikan Ligi MLS'ten isim erozyonuna uğrayan bir takımın, Kansas City Wizards'ın mazide kalmış bir forması var. Sözkonusu takımın şu anki ismi Sporting Kansas City. 1995 yılında kurulmuş çiçeği burnunda bir takım aslında. 15 yıl Kansas City Wizards ismini taşıyor, Kasım 2010'da ise Sporting Kansas City ismini alıyor. Yukarıdaki forma da beyefendilerin 1999-2000 sezonu iç sahada giydikleri forma. Gökkuşağından bozma ve dalgalı olması da rakiplerin kafasını karıştırmak için tasarlanmış olsa gerek. Ama bunu tasarlayan arkadaş öncesinde ne içmiş merak da etmiyor değilim hani.

GÜNDÜZ TEKİN ONAY'I RAHMETLE ANIYORUZ


İlla ölüm veya doğumgünü yıldönümü olması gerekmez bir insanı anmak için. Dünya gözüyle tanımak istediğim bir insandı, toprağı bol olsun. Dün akşam İZ TV'de hayatını anlatan bir belgesel izledim ve gözlerim doldu. Futbola adanan koca bir ömür. Gündüz Tekin Onay gibi insanlara ihtiyacı var futbolumuzun. ''Ekmek paramı kazanmak için şu topun kaleye girmesini 40 yıl bekledim'' diyordu bir cümlesinde. Duygulanmamak elde değil. Toprağı bol olsun Gündüz Hocanın.

Hayat felsefesini ve gençlere önerilerini tek bir cümlede özetliyordu Gündüz Hoca;

''Topu kalbinize yakın tutun.''

VEFA KONYA'DA BİR SEMT İSMİ DEĞİL


Bilindiği üzere Konyasporlu futbolcu Branimir Poljac trafik kazası geçirip futboldan uzak kalmıştı. Ülkesine dönüp tedavisini sürdüren futbolcusuna Konyaspor sahip çıkmış ve Bank Asya 1. Lig şampiyonluk kupası ile birlikte şampiyonluk primini tedavi gördüğü Norveç'teki klinikte vermişti. Bununla da kalınmayıp takım otobüsüne Poljac'ın dev resmi basılarak tam bir vefakarlık örneği sergilenmişti. Bu tabloyu görüp duygulanmamak elde değil. Dünya Fair Play Konseyi ve Dünya Spor Yazarları Birliği de bu manzaraya seyirci kalmayarak Dünya Fair Play Ödülü'ne Konyaspor'u layık görmüş. Keşke her zaman böyle güzel tablolar görebilsek ve futbolun sadece saha içinde oynanmadığını anlayabilsek.
Küme düşmek hiçbir şey, insanlık her şey...

31 Ocak 2011 Pazartesi

KIRMIZI VE MAVİ


Hani nerede kaldı Liverpool aşkı? Bu kadar mıydı? Zamanı geldi asla yalnız yürümedi ama turnusol kağıdı gibi bir gecede renk değişiverdi. Kırmızıdan maviye terfi etti. Gerçi O iki renge de yabancı değil. Atletico Madrid'de oynarken kırmızıyı da maviyi de iyi bilirdi. Şimdi de ikisini birleştirdi. Don't panic!!!

30 Ocak 2011 Pazar

AMAN DİYEYİM BEN SANA!!!


Panathinaikos ligde Olympiakos'u takibe devam ediyor. 1 maç fazlayla da puan farkını 4'e indirdiler. Yoncalar bu hafta sahasında Ergotelis'i ağırladı. Birbirinin kopyası iki golle de evine uğurladı. 6. dakikada gol perdesini açan Gilberto Silva arka direkte topa öyle bir uçtu ki az kalsın kafasını kale direğine vuracaktı. Ergotelisli futbolcu da golün üzüntüsünü bir kenara bırakmış heyecanlı gözlerle Gilberto Silva'yı izliyor.

28 Ocak 2011 Cuma

AJAX, HOLLANDALILAR VE SAVAŞ


Sevgili dostum Kerem Akbaş'ın hediyesi Ajax, Hollandalılar ve Savaş isimli kitabı okumaktan ve yakın tarihe tanıklık etmekten büyük keyif aldım. Okumaya fazla vakit bulamasam da bir aylık bir sürede nihayet kitabı bitirebilmeyi başardım. Simon Kuper fazla objektif olamasa da Hollandalıların 2. Dünya Savaşı'ndaki Yahudilere karşı olan tutumunu üstü kapalı bir biçimde eleştirmiş. Kitabın bazı bölgelerinde konuyla ilgili röportaj yaptığı eski Alman subaylara bile ne denli öfke duyduğunu çekinmeden ifade ediyor. Kuper, bu kitapta bilinenin aksine Hollandalıların 2. Dünya Savaşı'nda Yahudilerin koruyucusu değil arkadan vurucusu olarak bilinmesini misyon edinerek bunu futbol diliyle anlatıyor. Konu sadece Ajax değil elbette. Hollanda'nın belli başlı futbol kulüpleri ile Yahudilik arasında ilişki kuran Simon Kuper İsrail takımlarına da kitabında yer veriyor. Kitabın bir bölümünde Beşiktaş'ın da adı geçiyor.

25 Ocak 2011 Salı

CNNTÜRK EKRANLARI ARTIK DAHA NET


Star Spor'daki 2. yılımdı. Tüm spor servisleri ve kanalları (GSTV ve BJK TV'de bu gruba dahil) birleşmiş ve Doğan TV Center bünyesinde bir spor havuzu kurulmuştu. Deyim yerindeyse tam bir All-Star diyebilirdik kadroya. İlker Yasin önderliğinde tüm ekip harika işlere imza atıyor ve Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'nin başarısıyla yoğun tempo bir saniye bile durmuyordu. Zamanla bazı kanallar ayrıldı farklı bünyelere geçti. Bazı spor servisleri lağvedildi vs. Şu an havuz sistemine aynen devam ediliyor. Oradakiler hala çok kaliteli ve Türkiye markaları. Ertem Şener ve Sabri Ugan da yıllardır Şampiyonlar Ligi'yle özdeşleşmiş Ronaldinho'yu Messi'yi bizlere sevmiş, ilginç bilgiler paylaşmış ve sesleriyle bizi o dünyanın en büyük turnuvasına ortak etmişti yıllardır Star ekranlarında. Fakat artık sadece Star ile sınırlı kalmayacaklar. Sabri Ugan sınırları aşıp CNNTÜRK'de Cumartesi günleri ekrana gelen Barış Kuyucu ve Uğur Meleke ile Sınırsız Futbol programına katılacak. Ertem Şener de bundan böyle CNNTÜRK spor haberlerinin yeni yüzü olacak. İki güzel insana da yeni serüvenlerinde sonsuz başarılar diliyorum.

HAGI Mİ? HAMİ Mİ?


Şimdi ikisini de çok net hatırladığım için kararsız oğlu kararsızım. Teknik olarak Hagi, hız olarak Hami der sıyrılırım işin içinden. Sizin fikriniz nedir merak etmiyor değilim hani.

24 Ocak 2011 Pazartesi

FORMAYA GEL


Meksika takımlarından Atletico Celaya'nın 1999-2000 sezonu giydiği deplasman forması. Üzerinde bir ben yokum. Her santimetrekaresinde bir yazı, çizgi, alaca bulaca falan. Öndeki LALA reklamı da cabası. Hadi maksat rakibin kafasını karıştırmak desek, insan kendi içinde çelişir. Gözün kamaşır takım arkadaşına pas veremezsin yahu. Bu arada Real Madrid'in efsane isimleri Emilio Butragueno, Hugo Sanchez ve Rafael Martin Vazquez gibi isimlerin vakti zamanında Celaya forması giydiklerini hatırlatalım.

Not: Türkiye'de JOMA'nın ürettiği formalardan bulabileceğimiz bir yer varmıdır? Varsa bilenlerin insaniyet namına bildirmeleri rica olunur.

TAŞKIN ABİ BEN BU DİREĞİ NAPİİM?


Cem Yılmaz'ın TT Arena reklamı hala hafızalarda. En yarıldığım sahnelerden biridir korner direği muhabbeti. Bin kez izlesem bile hala bıkmam. Köşe direkleriyle haşır neşir olan, gol sonrası sevincini gerek dans ederek, gerek formasını üzerine koyup bayrak yaparak, gerek tekme atarak kutlamalar yapan futbolcular çoğunlukta. Fakat hiçbiri Karl Heinz Riedle kadar samimi gelmiyor bana. 1996-1997 Şampiyonlar Ligi finalinde Borussia Dortmund, Juventus'u sahadan silerken ilk golün sahibi Riedle de gol sevincini korner direğini öperek kutluyordu. Çok büyük topçuydu çok...

20 Ocak 2011 Perşembe

GEÇİYM Mİ ABİ!


Her birimiz okul dönemlerimizde mutlaka atari salonuna uğramışızdır. Bunun ayıbı, günahı yok. Şimdinin internet cafesiyle birebir aslında. Hatta daha samimi, daha da doğal. İlkokul ve ortaokulda öcüydü benim için atari salonları. Çok kötüydü, ne işim vardı. Sonra lisede bir girdik içeri sonra çıkamaz olmuştuk dışarı. Devasa ekranların önünde oyun oynarken, makinenin önünde dursan da içindeydin aslında. Birbirlerine karışan son ses oyun demolarına belli bir süre sonra kulak alışır, duyulmaz bile. Jeton attığını belli eden ''çling'' sesi ezan sesinden bile kutsal gelir kulağa. Fakat oyuna kendini kaptırdığın anda ''here comes a new challanger'' yazısını aniden ekranda görmenle kapkara kabuslar gösterir insana. Yanındaki kalleş eğilip jetonu attıktan sonra hafifçe doğrulup yandaki joystiğe elini uzatınca kırmak istersin o eli de zor tutarsın kendini. O hadsize haddini bildirdiğin anda da muzaffer bir komutan edasıyla süzülmenin keyfi de hiçbir şeyde yoktur.
Fakat ''geçiym mi abi?'' candır. İçten söylendiği düşünülen, aslında cebinde ''1 Allah kuruşu'' olmadığı halde sırf karşındakini kurtarmak ve oyununa devam ettirmek amacıyla, tamamen egonu tatmine dayanan bir deyiş ve yüz ifadesidir o. Onayı alıp o kolun başına geçtiğin zaman yeneceksin aga. Kaçarın yok. Aksi halde jeton sahibi, zengin şişko, gözlüklü çocuk çemkirir de beynini otobana çevirir. Ben de geçtim o yollardan. O zokayı yutana kadar da çok kişiye kol emanet edip geçilemedim. Aklım başıma geldiğinde ben takıldım biri oynarken seyrine. Geçtim hatta birilerinin yerine. Ama hiç bir zaman cepte tek jeton alabilecek para varken oynanan oyunu bitirmenin keyfini başka bir yerde alamadım.

SESLİ ASİST

14 Ocak 2011 Cuma

HANGİ AJAX?



''Hangi Ajax? Şu deterjan markası olan mı?''
Bu sözler bana değil eski Liverpool menajeri Bill Shankly'e ait. Üstad 7 Aralık 1966'da Şampiyon Kulüpler Kupası 2. turunda karşılaşacakları Hollanda şampiyonu için böyle talihsiz bir cümle kurmuş malesef.
Sonuç mu? 5-1 ile Rinus Michels'in talebeleri ilk maçı sahasında galip tamamlıyor. Rövanşta da deplasmanda 2-2'lik skor elde edip Liverpool'u geçen Ajax, ne ilginçtir ki 3. turda Çekoslovakya temsilcisi Dukla Prag'a 1-1 ve 1-2'lik skorlarla mağlup olarak kupaya veda ediyor. Aşağıda o 5-1'lik Liverpool maçından minik bir kuble var.

Bu arada Ajax'ın armasının anlamına değinmek istiyorum. İlk arma kulübün kuruluşu olan 18 Mart 1900 yılından 1928 yılına kadar geçen süreçte Ajax forması giyen bir futbolcu figürüydü. Fakat sonrasında değişen armada Yunan mitoloji kahramanı ''Ajax'' yer almakta. 62 yıl bu armayı kullanan Amsterdam ekibi, 1990 yılında eski armanın çok karışık olmasından dolayı yeni armaya geçme kararı aldı. Yeni armanın en önemli özelliği, mitolojik kahraman Ajax'ın başını 11 çizgi oluşturması. Bu 11 çizgi, 11 Ajax futbolcusunu temsil ediyor.

MARAD10A


Futbolla biraz alakalıysanız ve Maradona'yı severseniz bu videoya bir yerde mutlaka rastlamışsınızdır. Napoli'de oynadığı (benim için masal yıllarıydı o dönemler) zamanlarda hayal meyal hatırladığım kabarık saçlı top cambazını, 1986 dünya kupası finalinde mahallenin kahvesinde parmaklarımın ucunda yükselerek izlemiştim. Bu videoda sevgili Diego bir maç öncesinde kramponların bağlarını bile bağlamaya gerek duymadan Opus'un Live is Life müziği eşliğinde hazırlanıyor. Hem dans, hem spor, hem estetik bu kadar mı keyif verir?

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ

Sizleri zaman tünelinde bir yolculuğa çıkaracağım. Star Spor'da dile kolay tam 14 sene. Zaman öyle bir geçmiş ki farkına bile varmamışız belki de. Sabri kaptan pardon Ugan'dan bahsediyorum elbette. Geçmişe özlem duyanlar o anları tekrar yaşarlar belki de. Bu arada klibi hazırlayan Telegol yönetmen yardımcısı İlbey Şengül'e de selamımızı verelim ve izleyelim.

12 Ocak 2011 Çarşamba

FUTBOLCUNUN KARAKTERLİSİ


Ligimizde de böyle özü sözü bir topçular görmek isteriz:)

11 Ocak 2011 Salı

SÖZÜN DOĞRUSU


''Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu.''

Jorge Horacio Messi-Celia Maria Cuccittini

10 Ocak 2011 Pazartesi

ARSENE VE SİNCAP


Futbol ile alakası olan hemen hemen herkes hatırlar o ânı. Highbury'de oynanan bir Arsenal-Villarreal Şampiyonlar Ligi maçında sahaya davetsiz bir misafir dahil olmuş ve tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Hatta maçın spikeri Ertem Şener bile anlatmayı bırakıp sincaptan bahsetmeye başlamıştı. 2009 yılında Arsenal kulübü kanser hastalarına destek vermek amacıyla bir resim sergisi açmış ve altta görünen Arsene Wenger ve Arsenal forması giymiş sevimli sincapın olduğu kare birinciliği kazanmıştı.

24 Aralık 2010 Cuma

MİSAFİRPERVERLİK BU OLSA GEREK


Polonya 2nci Liginde mücadele eden Znicz Pruszkow takımının kendi stadında rakip taraftarlara ayırdığı özel tribün. Kulüp hiçbir masraftan kaçınmadan rakip taraftarın kendini hapiste hissetmesi için elinden geleni yapmış... Bizim stadlarımızda rakibe ayrılan yerlerle ilgili zaman zaman sorun yaşanır... Polonya ekibinden feyz alınsın, misafirperverlik en üst düzeyde maşallah...:)

25 Kasım 2010 Perşembe

ŞVANŞTAYGER KERE:)


Son günlerde en çok güldüğüm karikatürlerden biri. Tam da bizim PES turnuvalarını anımasatan bir kare. Ortada kendinden emin gayet cool bir şekilde Ercan, sağda Şvanştayger'in altından girip çıkan Özgür. Gökhan piyasada yok köşedeki pilavcıya gitmiş. Ben de hem spiker hem muhabir hem yorumcu:)

20 Kasım 2010 Cumartesi

ASLAN YÜREKLİ KAPTAN - ARDA TURAN


Kitapla ilgili söyleyeceğim fazla bir şey yok.
Ama..
İddiam şu...
Bu kitabı bir anne alsın ve okumaya başlasın...
Eğer "İlgimi çekmedi, bıraktım" derse, bu kitabı aldığı için o anneden çok içten bir şekilde özür dileyeceğim...
Buna söz veriyorum ...
Ama iddia ediyorum,
Bu kitabı öncelikle anneler okuyacak. Sonra babalar. En son çocuklar...
Bakalım en çok kim sevecek.
İsterim ki,
sizler de okuyun..
Sizlerle de konuşalım..


Böyle diyor Sabri Ugan kitabı hakkında. Kitabını edinip kendisine imzalatma imkanı bulabildim. O kadar akıcı ve anlaşılır bir dille yazmış ki bir solukta sayfaları ardımda bırakmışım da anlamamışım. Okurken kâh Arda'nın evinde, kâh antrenman sahasında buldum kendimi. Demek Sabri abi sadece maç anlatıp program sunarken değil, kelimeleri kağıda dökerken de çok başarılıymış. Bunu blogundan zaten biliyoruz fakat böyle bir kitap bir başarı öyküsü olarak kesinlikle herkesin kütüphanesinde bulunmalı. Giriş sayfasında imzası olursa da tadından yenmez...

22 Ekim 2010 Cuma

EIFFEL HATIRASI

Tanju Çolak'ın Paris gezisinden bir kare. Yok yok yanındaki Hülya Avşar değil. Eşi Aysu Çolak'ın ta kendisi...

19 Ekim 2010 Salı

ROAD TO LISBON

Ne varsa eskilerde var. Gerçi bu videodakilerin çoğu da hala futbol yaşantılarını sürdürüyor. Kimi bıraktı, kimi devam ediyor. Zidane ustayla başlaması yeter de artar bile. EURO 2004 öncesi Lizbon yollarına dökülüyor bizimkiler Vespa'larla. Türkiye'de yayınlandı mı hatırlamıyorum ama muhteşem bir çalışma olmuş.

18 Ekim 2010 Pazartesi

DÖVMEYE GEL


St. Etienne kalecisi Jereme Janot'un dövmesi. Yaptırdığı yer cesaret ister.

16 Ekim 2010 Cumartesi

HART BABA N'APTIN SEN YA?


Esasoğlanımız Manchester City kalecisi Joe Hart. City sahasında Manchester United'ı ağırlıyor. Dakika henüz 90+3. City 1-0 mağlup. Korner kazanılıyor. Çıkmadık candan umut kesilmez misali Hart da giriyor rakip cezaalana. Bunun Türkçe'de karşılığı ya herro ya merro, öyle bir tabir varsa tabii. Korner kullanılıyor, karamboldü, sen vurdun o çıkardı derken top dönüp dolaşıyor ve Unitedlı futbolcuların önünde kalıyor. Devamını da izleyin artık herşeyi anlatırsak tadı çıkmaz. Ama 90+3'teki o depar. Ne içtin be birader?

EMBED-Fast Goalie - Watch more free videos

MENÇISTIRINAYTID


Mençıstırınaytıd'dı o oyunun adı Manchester United değil. Yanlış yazmışlar. İlkokul talebesiyken telaffuzu buydu ötesini bilmem. Dayımlara her gidişimizde Amiga 500'ü olan Bilgehan abinin dizlerine tünememizin en büyük sebebiydi kardeşimle birlikte. Az joystick kırılmadı, az içlenilmedi yenilen gollerde. Kaleye de geçebiliyordun aynı zamanda. Ben kaleci, kardeşim futbolcu olur, birlikte önümüzdeki maçlara bakardık. Hey gidi günler hey. Menajerimiz mi? Tabii ki o zaman da Alex Ferguson'du.
Altta oyunun videosu da var. İlk bölümleri sıkıntılı biraz, yayıncı kuruluş görüntüleri hatalı geçmiş. İyi seyirler:)

Amiga 500 Games: Manchester United europe the game
Yükleyen EBP6. - DiÄ�er oyun videolarına göz at.

13 Ekim 2010 Çarşamba

ALFIE


Konu güzel, oyunculuk mükemmel, esasoğlan Jude Law olunca izlenesi bir film oluyor haliyle. Seyirciyle irtibat halinde olması, gereğinden fazla güzel hatun barındırması da cabası. 2004 yapımı, genç bir limuzin şoförü metropol erkeğinin hızlı hayatı ve akabinde gelişen olaylar. Hareketli başlayan ve öyle devam eden bir film. Sinema yazarı değilim ancak bu kadarını diyebilirim. O konuda da hakkını vermek gerekir Cineshoot-SirEvo'nun eline su bile dökemem.
Spoiler vermem, vereni de sevmem. Geç kalınmış olsa da mutlaka seyredilmesi gerekilen bir film. Ama en hoşuma giden repliği de paylaşmamak olmaz elbette;

''Ne zaman güzel bir kadınla tanışsanız, bilin ki ondan bıkmış bir erkek vardır.''

10 Ekim 2010 Pazar

KRAL ÇIPLAK!


Pardon Mesut Özil çıplak. Ya da herneyse. Aynı şey...

6 Ekim 2010 Çarşamba

2 Ekim 2010 Cumartesi

BAKKALDA ŞAMPİYONLAR LİGİ


Tipler numune, müzik harika, bakkal Guisseppe Meazza. Kim düşündüyse arzular da şelale.

1 Ekim 2010 Cuma

BARAJ DEDİĞİN BÖYLE OLUR


Fotoğraf Krassimir Balakov'un jübilesinden. Bulgaristan ve Stuttgart karşı karşıya. Üstad frikik kullanıyor ama arkadaşlarının ilginç bir tarzı var. Kuracaksan böyle kuracaksın barajı, sonra görelim frikik ustalarını.

PARDON


Sadece iki sorum var sevgili Alexander Song;

1 - Ne içtin?

2 - O kafandaki ne?

Saygılar...

24 Eylül 2010 Cuma

MEKANIN CENNET OLSUN KAZIM KANAT


O'nu da kanser illetine kurban vermiştik bundan tam 2 sene önce. ''Yılmayacağım, mücadeleme devam edeceğim'' diyordu. Etti de... Ama takdir-i ilahi ölüme karşı gelinmiyor. Azrail bir kere çalınca kapıyı giriveriyor içeriye. Sivri dili, futbolcuları soyadıyla telaffuz edişi ve bildiği doğrudan şaşmaması miraz kaldı biz genç nesillere. Ekranlardaki onca görüntü kirliliğinin arasında sevecen bir yüzdü Kazım Kanat. Kanser O'nu da yendi. Nur içinde yat güzel insan...

26 Ağustos 2010 Perşembe

UEFA AVRUPA LİGİ SPİKERLERİ


HJK Helsinki-Beşiktaş : Uğur ÖNVER
Trabzonspor-Liverpool : Ertem ŞENER
Karpaty Lviv-Galatasaray: Sabri UGAN
Fenerbahçe-PAOK : Cem YILMAZ

19 Ağustos 2010 Perşembe

ZEKAİ&TOTTI


Geniş Aile'den Zekai tarih ödevini neden yapmadığı konusuna açıklık getiriyor;
''Vay arkadaş... İçinde Totti olmayan Roma'ya Roma mı derim hocam ben?!?''

18 Ağustos 2010 Çarşamba

DEMETRIO ALBERTINI


Futbolu, daha doğrusu Milan'ı sevdiren, yegane isimlerden biriydi Albertini. Eksikliği hissediliyor herdaim gitti gideli. Kalbimin futbol yıldızlarından biri ve hep öyle kalacak. San Siro'da gözler her zaman o büyük ustayı arayacak.

Demetrio Albertini
Yükleyen Shooting-star. - En yeni ve en heyecanlı spor videolarını keÅ�fedin.