3 Nisan 2010 Cumartesi

ŞİMDİ REKLAMLAR


2002 Dünya Kupası öncesi haliyle firmalar futbol reklamlarını abartmışlardı. Bu konuda başı çekenlerden Pepsi de iddalı yapımlarıyla adından fazlasıyla söz ettiriyordu. Söz konusu istikamet Japonya olunca akla ilk gelenlerden biri de sumocular oluyor elbette. Pepsispor'da Buffon'undan Davids'ine, Rui Costa'sından Roberto Carlos'una, Raul'undan Beckham'ına kimi ararsan var. Elemanlar antrenman yaparken sahayı sumolar basıyor ve Pepsi'sine maç teklif ediyorlar. Kim kazanır dersiniz?

TRABZON'A MESSI GELMİŞ!


Süleyman Demirel'den zerre hazetmem ama ''benzin vardı da biz mi içtik'' lafı hâla krizlere sokar beni. Ben de fotoğrafa bakınca onu sordum kendime. Messi Trabzon'a geldi bizim mi haberimiz olmadı? Tabii ki yolu düşmedi, ama bu hiç olmayacağı anlamına gelmez elbet. Bakarsınız Karadeniz temsilcisi Şampiyonlar Ligi'nde fırtınalar estirir ileride belli mi olur? Şu an için Messi'nin Trabzonspor'la tek ortak yönü bordo mavi olsa da; Hrvoje Cale de, Lionel Messi'ye benziyor be kardeşim.

TERRY İLE PS


Çocuğun yüzündeki ruhsuzluğa bakar mısınız? Alt komşuyla oynuyor sanki. Terry bile daha heyecanlı.

IVANOV'A HAYRAN OLMAK


Trifon Ivanov. Nam-ı diğer Kurtadam. Bulgaristan'ın 1992 Dünya kupası ve 1996 Avrupa Şampiyonası başarılarında Stoitchkov'un arkasında, defanstaki görünmez kahraman. CSKA Sofya'nın Stoitchkov, Kostadinov ve Luboslav Penev ile birlikte Avrupa futboluna armağanlarından biri. Şampiyonlar Ligi'nde Rapid Wien formasıyla Kadıköy görmüşlüğü de var üstelik. Yıllar geçince unutuluyor ismi ama geçtiğimiz günlerde bir paylaşım sitesinde bir arkadaşımın O'nun hayranı olduğunu görmem eskilere aldı götürdü beni. Milletin ilkokuldan arkadaşını aradığı bir yerde, bizimki Ivanov'u çok mu aramış onu merak ettim sadece:)

31 Mart 2010 Çarşamba

BİR MASALDI KOSECKI


Tarihler 4 Mart 1992'yi gösterdiğinde, Werder Bremen-Galatasaray Kupa Galipleri Kupası çeyrek final ilk maçını izleyip, o günü yaşayıp unutabilen azdır heralde. Gerçi iki hafta sonrası Ali Sami Yen'de karlar altında Rotariu'nun çizgide dokunamadığı topla daha bir trajediye sahne olacaktır bu eşleşme. Zira çeyrek finalde eşleşilen Werder Bremen, sezonun sonunda Kupa Galipleri Kupası'nı finalde Monaco'yu 2-0 yenerek müzesine götüren taraf olmuştur. Her ne hikmetse ilk yarıyı evde, ikinci yarıyı da 10 km. uzaktaki dayımlarda izlediğimizi hatırlıyorum. Çünkü umutsuz gidilen Bremen deplasmanında devre, Roman Kosecki'nin golüyle 1-0 önde kapatılmış ve tur umutları daha bir artmıştı. Dayımlarda toplanan ahali ise galibiyet sevincini birlikte kutlayalım diye bir telefon kadar uzaklıktaydı bize.

Tanju'nun ardından transfer rekoruydu Polonyalı fakat ilk sezonunda bekleneni verememişti. Punk yaptırdığı saçlarıyla aykırılığını ispatlamış, yönetimin verdiği parayı beğenmeyip yere atarak da tescillemişti.

Galatasaray'a transfer olduğu Legia Warszawa takımında şu an oğlu Jakub Kosecki forma giyiyor üstelik aynı babası gibi forvet mevkiinde. Zaman ne çabuk geçiyor, ya da biz yaşlanıyoruz. İlk şıkkı tercih ederim her daim.

Kosecki ile ilgili diğer yazı: O Şimdi Nerede? #2

SPARTACUS: BLOOD AND SAND


Yok yok şart oldu artık bir kaç satır karalamak lazım bu dizi hakkında. Ailecek severek izliyoruz diyemeyeceğim çünkü fazlasıyla şiddet ve cinsellik içeriyor. Mümkünse yalnız veya kankalarla izlenmesi tercih edilir. Dizi olmasına rağmen film tadında sürükleyici senaryosu, çekimleri, özellikle dönem filmi seven biri olan benim için fazlasıyla etkileyici. 300 Spartalı kesmedi diyorsanız sizi Spartacus izlemenin keyfine davet ediyorum. Çoban Sparta :) pardon Çoban Salata blogundan Cenky sağolsun ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve analizini yapmış bize fazla söz düşmez diyelim ve linki verelim.

29 Mart 2010 Pazartesi

SAHADA TANIDIK CİSİM VAR


Futbolseverler hafızalarını biraz zorlasalar hatırlayacaklar. 17 Ekim 2009'da oynanan Sunderland-Liverpool maçında Darren Bent'in şutu, plaj topundan cesaret alıp Reina'yı yanıltarak filelerle buluşmuştu. Liverpool o golle Sunderland deplasmanından 1-0 mağlup ayrılmış ve Rafa Benitez'in koltuğu daha bir sallanmaya başlamıştı.

O maçın rövanşı dün Anfield Road'da oynandı. Torres ve Glen Johnson (tam basketbolcu ismi), plaj topuna ihtiyaç duymadan, attıkları gollerle havalandırdılar Sunderland filelerini. Ama taraftarlar muziplik yapacaklar ya, Reina'ya günün anlam ve önemini sahaya yine bir plaj topu atarak hatırlatmışlar. Fakat bu kez asayiş berkemal. Stewart abimiz topu götürmekle kalmamış, havasını da indirmiş işi sağlama alarak.

28 Mart 2010 Pazar

GÖZÜ İŞTE ELİ OYNAŞTA


Daniel Alves bir dümen çeviriyor ama hadi bakalım. Eli de dili de durmuyor adamın. Xavi tamamen olaya konsantre, Messi kulağı ağır işiten ihtiyar modunda. Bu arada Alves efendi; o sol elin orada işi ne?

SYLVIE FOREVER


Kelimeler kifayetsiz kalıyor. Rafael van der Vaart'ın Türkiye'ye gelme ihtimali az olsa bile O gelse bari en azından bir günlüğüne.

27 Mart 2010 Cumartesi

UNUTKAN GUARDIOLA


Barcelona, Real Zaragoza deplasmanında ve karşılaşmayı 2-0 önde götürüyor. 73. dakikada teknik direktör Guardiola oyuncu değişikliği yapmak istiyor fakat ortada bir sıkıntı var. Çünkü 3 oyuncu değişikliği yapılmış, fakat hoca bunu unutalı çok olmuş. Ukraynalı oyuncunun yanına gelip oyuna girmesini istiyor fakat o sırada değişiklik hakkının dolduğu hatırlatılıyor kendisine. Henry ve Abidal'e de güzel bir malzeme çıkıyor haliyle:) Görüntüye linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

21 Mart 2010 Pazar

20 Mart 2010 Cumartesi

DİL ÇIKARMA ÇOK AYIP


Hayatındaki ilk maçına henüz 9 aylıkken dedesinin kucağında, üstelik Camp Nou tribünlerine giden -izleyen demeyelim o kadar da değil- birinin bundan güzel bir hatırası olamaz elbette. Bugün de West Ham'a karşı yazdı golünü penaltıdan. Arkasına CESC yazdıracağım bir formam olacak ama takımına karar veremedim henüz. Arsenal mi, yoksa İspanya milli takımı mı? Yoksa biraz daha bekleyip Barcelona forması alıp bir taşla iki kuş mu vursam?

ŞİMDİ REKLAMLAR


İtalya 90; bizim jenerasyonun dünyaya açılması anlamında, futbolla kafayı bozmuş, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda o yaşta yarı final görmüş, 103 gollü şampiyonluklara tanıklık etmiş, Metin-Ali-Feyyaz'ın altın çağında ekrana kilitlenmiş, Trabzonspor'un ligde ve Avrupa'da kök söktürdüğü yurdumuzda dünya futboluna açılan bir pencereydi. Ülkelerin futbol takımlarına milli takım dendiğini o dönemler yeni yeni idrak eden ben, çok şükür ki 8-0'lık İngiltere hezimetleri sırasında topa bop demekle meşguldüm.

Dedik ya İtalya 90 farklıydı bizim için. Zenga'yı bile saçları, her maçta taktığı zinciri ve bitmeyen sakızıyla özdeşleştiren ben, O Gaziantespor'a geldiğinde bir türlü ısınamamıştım. Unutulmayan maçlardan biri de o maça kadar gol yemeyen Zenga'nın, Arjantin'le penaltılara kalındığında Hayrettin misali kumbaraya döndüğü o yarı final maçıydı. Aldo Serena penaltı noktasına doğru yöneliyor, kalede o maçta adını ilk kez duyduğumuz Sergio Goycochea var. Bir Quilmes reklamı. Gerisini İtalyan spikerden dinleyelim.

AYAĞA DİKKAT HOCAM


O kramponun görüntü yapışması değil de gerçekten kritik bölgeye gelmesi halinde Gilardino'yu değil sedyeye, direkt ameliyathaneye almaları lazımdı.

ADAM GİBİ ADAM GUARDIOLA


Aslında fotoğraf herşeyi o kadar güzel açıklıyor ki. Rakiplik düşmanlık değil. Biz buralarda birbirimizi yerken Avrupa arenasında futbolun da, insanlığın da en büyük derslerini kaçırıyoruz. Düşmüşüz bir şampiyonluk hevesine, o atıldı mı, bu ne kadar ceza aldı, Yılmaz Vural aslında büyük hoca falan filan feşmekan... Şu fotoğrafta; Guardiola'nın sempatikliğine, Cristian Molinaro'nun yüz ifadesine bakar mısınız? Güzellikler çok da uzağımızda değil. Ama istediğimiz sürece...

17 Mart 2010 Çarşamba

O TUTTGART BU TUTTGART STUTTGART


Alman ekibinin Barcelona'ya rakip olamayacağı kura çekildiğinden beri bilinen bir gerçekti zaten. İlk karşılaşmanın ardından Barcelona'nın bu maçı Camp Nou'da eze eze alacağı beşikteki bebeğin bile teminat verebileceği bir hadiseydi. Zaten kadronda Messi varsa, insanüstü sınırları aşabileceğin gün gibi aşikar. O; İsviçreli bilim adamlarının incelemesi, Norveçli balıkçıların tavsiye etmesi gereken bir dünya yıldızı. Barcelona her ne kadar milyon dolarlık isimleri kadrosunda barındırsa da, gollerin altyapıdan gelen isimlerden olması da geceye not düşülecek ilginç bir detaydı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Ne denilebilir ki? Onlar canını siper etmiş bu kutsal topraklara. Genç yaşta eşini, işini bırakıp koşmuşlar cephelere. Öyle bir nesil ki şehit düştü Çanakkale'de.
Mehmet Akif ne güzel söylemiş;
Asım'ın nesli diyordum ya
Nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu
Çiğnetmeyecek...

Kanlarıyla ülkemin topraklarını sulayan şehitlerimize selam olsun. Ruhları şad olsun.

MARABA TELEVOLE

MUTLULUK


Söylenesi bir şey yok, izlenesi sebep çok...

REAL MADRID'TEN GİDENLER

Belki biraz geç oldu ama aklıma gelmişken yazmak istedim. Sezon başında kadrosunda bir anlamda temizleme operasyonuna giden Real Madrid Şampiyonlar Ligine Lyon karşısında veda etti ve Kaka, Ronaldo gibi transferler tartışılmaya başlandı. Aslında gidenlere de göz atmak lazım. Gittikleri yerde neler yapıyorlar diye.
Arjen Robben: Bayern'de 13 gol attı 7 asist yaptı ve Şampiyonlar Liginde Fiorentina karşısında ikinci maçın yıldızı olarak son 8' kalmasını sağladı.
Wesley Sneijder: Çok fazla şey söylemeye gerek yok. Chelsea karşısında Stamford Bridge'de kazanılan maçta orta sahada yaptıklarıyla kalitesini gösterdi.
Gabriel Heinze: Marsilya Fransa Liginde liderin 3 puan gerisinde. Daha önemlisi Şampiyonlar Ligi gruplarında takım adına kritik gollere imza attı. UEFA Avrupa Liginde Benfica karşısında takımın en önemli kozu olacak.
Javi Garcia & Javier Saviola: Yıllar sonra Benfica Portekiz'de şampiyonluğa koşarken, Javi Garcia orta sahadai Saviola'da gol yollarında etkili oyun sergiliyor. Saviola toplamda 34 maçta 19 gol attı.
Gidenlerden Hamburg'a yeni transfer olduğu için van Nistelrooy'a ve takımdan gitmeleri hayırlı olan Michel Salgado ve Milan'da da aradığını bulamayan Huntelaar'la ilgili birşey söylemek istemiyorum...

15 Mart 2010 Pazartesi

BABA!!! BÜYÜKSÜN!!!


33 yaşındaki delikanlının Milan'ı kaçıncı kurtarışı ben sayamadım artık. Evet 90 artılarda gelen goller özeldir ama bu gol de güzel be kardeşim. Hani iki katı sevinesi geliyor insanın.
FORZA MILAN!!!

13 Mart 2010 Cumartesi

KİM DEMİŞ NE DEMİŞ


''Futbol basit bir oyundur. Zor olan basit oynamaktır.''

Johan Cruyff

10 Mart 2010 Çarşamba

BU NE SEVGİ AH


"Livorno'yu eşimden daha çok sevdiğimi söylüyorlar.
Bu kesinlikle yanlış. Eşimi de en az Livorno kadar seviyorum."


Cristiano LUCARELLI

THE DAMNED UNITED


Brian Clough... İngiliz futbolunun inatçı keçisi. Aşırı hırsın ters teperse umulmadık yollara saptıracağını, sabır ve azmin bir insana neleri başarabileceğini göstermesi açısından mükemmel bir hayat hikayesi. Clough deyince aklıma Jose Mourinho gelir hep. Şu sözü bile ne demek istediğimi çok güzel özetliyor; ''"I certainly wouldn't say I'm the best manager in the business, but I'm in the top one." Zaten filmi izlerken de ister istemez bir kıyaslamaya giriyorsunuz. 44 günlük başarısız Leeds United macerasının ardından görevine son verilince basın mensuplarına yaptığı ''This is a terrible day...for Leeds United. << Bugün Leeds United için kötü bir gün>>'' açıklamasını yapması, en zor şartlar altında bile kendine güvenin başarıya ulaştıran bir etken olduğunu gözler önüne seriyor. Beyazperdeye uyarlanması bu ilginç gerçek hayat hikayesini daha yakından hissetmenizi sağlıyor. Dönem filmlerini oldum olası sevmişimdir. Çekimin kalitesi sizi o yıllara götürüyor sanki. Michael Sheen de mükemmel bir oyunculuk çıkarmış. The Damned United futbolu sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film.

HAT-TRICK NICK


Ben değil, The Sun attı bu başlığı aslında. Onlardan çaldım yalan yok. Porto'yu pornoya çevirdi Topçular bu gece. Wenger'in tersi pistir, çıkacaktı elbet Dragao'da yenen o 2. tuhaf golün acısı. Ama böyle çıkacağı, hele Bendtner gibi bir son vuruş acizinin yıldız olacağı kimsenin aklına gelmezdi heralde. Evet, Danimarkalı kimilerine göre belki çok iyi bir yetenek olabilir ama taktım bir kere kim ne derse desin. Sıradaki gelsin...

8 Mart 2010 Pazartesi

BARAJA GEL


Schifo, Klinsmann ve Djorkaeff. Diğerlerini çıkaramadım pek, bilen varsa yorum bölümüne yazabilir. Fotoğraf 24 Nisan 1994 tarihli Milan-Monaco Şampiyonlar Ligi maçından. Milan efsanesi Demetrio Albertini frikikten Monaco filelerini sarsmadan 4-5 saniye öncesi. O dönem şimdiki gibi rengarenk kramponlar yok, hepsi tek tip. Kıızılay dağıtmış gibi. Monaco klasik Tekel 2000 formasıyla sahada. Schifo da namaza durmuş sanki.

KADIN


Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
Yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
Harman yerinde dokuz zilli
Köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım.
Yavrum, anam, karım, kız kardeşim.
Hayat arkadaşımdır.


Nazım Hikmet

3 Mart 2010 Çarşamba

DÜNYA KUPASI YAKLAŞIRKEN


PEPSI duruyor duruyor, ulusal futbol turnuvaları başlarken hortluyor. Bizi burada Seda Sayan'a katlanmak zorunda bırakırken, dünya çapında yine güzel bir reklama imza atmışlar. Akon eşliğinde futbolun yıldızlarını izlemek de oldukça keyifli. Messi, Kaka, Lampard, Drogba, Henry ve Arshavin boy gösteriyor reklamda.

2 Mart 2010 Salı

YAŞASIN TELLİOĞULLARI


Balotelli'yi günahım kadar sevmezdim ama “Milano denince aklıma sadece Milan takımı geliyor” sözlerinin ardından sempatim başlamıştır an itibariyle kendisine.

28 Şubat 2010 Pazar

KAMERAMAN ARKADAŞ


Normalde hiç yapmadığım bir şeydir önceden yazdığım bir yazıyı tekrar yayınlamak. Bu da bir ilk olsun canım. 24 Temmuz'da yazmışım bu yazıyı. Okurken çok keyif aldım umarım beğenirsiniz.
O maçı hatırlayan vardır da o anları hatırlayan var mıdır bilemem. Şampiyonlar Ligi 1993-1994 sezonunda Spartak Moskova-Galatasaray maçı golsüz sona ermiş ermesine ama çok da keyifli bir maçmış yaşanılanlarıyla.
Maçın hakemi olan Hollanda Futbol Federasyonu'ndan John Blanckestain'ın gay olduğu uzun süre ülke gündemini meşgul etmişti maç öncesinde ve sonrasında. Bu arada seremoni sırasında tüm futbolcular ayaktayken, anlam veremediğim bir olaydı Suat'ın çömelmesi. Takımların sahaya çıkmasının ardından yazı tura atılacağı sırada Hayrettin'in hakemin elinden topu alıp bir türlü vermemesi, verdikten sonra da sürekli geri istemesi akıllarda kalan diğer detaylar. Oysa çok masumdur Hayrettincik. Sadece zemin kontrolü yapacaktır. Oysa biraz sabretse 1 dakika sonra maç başlayacak ve o topla fazlasıyla haşır neşir olacaktır.

Neyse. Maç başlar ve o dönemin iyi takımlarından biri Spartak Moskova dalga dalga Galatasaray kalesine akmaya başlar. Kadroda Karpin, Onopko, Nikiforov ve adını yazmayı bırak söylemenin bile zor olduğu Vladimir Bestchasnykh var. Yayıncı kuruluşlar bir maçı canlı yayınlarken mutlaka teknik direktörlere bir kamera fiksler. Fakat burada şöyle bir sıkıntı var. Maç deplasmanda olduğu için, maçı STAR TV değil, Rus kanalı çekiyor ve Rus yönetmenin teknik direktörlere fikslediği kameraman ve kuvvetle muhtemel Rus yönetmen Galatasaray'ın teknik direktörü Rainer Hollman'ı tanımıyor.

Maçın başından yaklaşık 65. dakikaya kadar Galatasaray yedek kulübesinin hemen yanındaki kameraman Ahmet Akcan'ın altından giriyor üstünden çıkıyor.

Bunu farkeden Ahmet Akcan gülümsüyor ve eliyle kameramana Hollman'ı işaret ederek, teknik direktörün kendisi olmadığını belirtiyor ve koltuğu bile olmayan yedek kulübesinde beklemeye koyuluyor.

Fakat kameraman arkadaş hala uyanamıyor ve Ahmet Akcan'ı gizlice çekmeye devam ediyor. Ahmet hoca da gaza gelmiş olacak, Hollman'dan daha çok yırtınıyor saha kenarında.

Aslında bugün yayınlansa bile gol olmamasına rağmen çok keyifli bir maçtı deplasmanda 0-0 berabere kalınan Spartak Moskova maçı. Rakibin 9 kişi kalmasına rağmen gol gelmemesi, Suat Kaya'nın 10 numarayı giymesi, o dönemin Lugano'su Stumpf'un ''rakip 9 kişi kaldı ayıp oldu, benim de atılmam lazım'' deyip hiç yoktan bir pozisyonda rakibini indirmesi ve tabiiki Abidin Aydoğdu'nun eşsiz anlatımı.

Anlatılmaz izlenir diyeceğim ama sadece Spartak Moskovalı futbolcuların gördüğü kırmızı kartların repliğini yazsam heralde ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.

İlk kırmızı kart:
- Galatasaray ani atağa kalkar ve Hakan Şükür defansı az adamla yakalar. Devamını Abidin Aydoğdu'dan dinliyoruz;
'' Şimdi Galatasaray takımı çıkıyor, topta başarı. Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır (neye hayır?). Bir sarı kart, kırmızı kart. Rengin kartı, rengin, kartın rengi kırmızı. Şimdi Spartak Moskova takımı 10 kişi oyunu devam ettirecek.

İkinci kırmızı kart:
- 59. dakikada Galatasaray taç atışı kazanır. Onopko'ya gelir top ve oyun alanı içinde tutamaz ve topu uzaklaştırır. Fakat hakem sarı kartı olan Onopko'ya oyunu sabote ediyor diye ikinci sarı kartını çıkarır. Abidin Aydoğdu neler demiş bakalım.
''Yan hakemin bayrağı havada, Galatasaray takımı sağ taraftan köşe vuruşu kullanacak. Sarı kart ( Onopko'nun önceden sarı kartı olduğunu unutmuş gayet normal karşılıyor). Evet sarı kart. (Hakem bu arada kırmızı kartını çıkarıyor) Oooooooo (burada üzülüyor) ikinci itiraz hareket ve rakip 9 kişi. Evet kırmızı kart hem de Onopko'ya.

Ne diyelim. Güzeldi o günler...

27 Şubat 2010 Cumartesi

AŞK-I MEMNU PREMIER LİG


Wayne Bridge vs John Terry / Adnan Bey vs Behlül

ŞİŞEDEN FORMA OLUR MU?


Ne demek olur mu? Yaparsan olur. NIKE yapmış olmuş mesela. Nasıl dönüştürdüler de böyle bir karışım elde edildi bilemiyorum ama 2010 Dünya Kupası'nda mücadele edecek olan Brezilya, Hollanda ve Portekiz gibi takımlar plastik şişelerden dönüştürülüp imal edilen formalarla sahadaki yerlerini alacak. Her bir forma tam 8 pet şişeden üretiliyor. NIKE bu proje için 13 milyon şişeden 254 ton polyester elde edip bunu forma üretiminde kullanacak. Bu da yaklaşık 29 futbol sahası büyüklüğüne denk geliyor.

Yukarıda saydığım 3 ülkenin dışında Amerika, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda, Sırbistan ve Slovenya da bu formalardan giyecekler 2010 Dünya Kupası'nda. Tanıtımda da Pato, Nanni gibi isimler geçmişler objektiflerin karşısına. Bu arada Brezilya formada nostalji yapmış ve bence harika da olmuş. Portekiz'in forması çok sıradan. Hollanda çuval giyse yakışıyor zaten. Bir de Amerika'nın forması gayet şık.

26 Şubat 2010 Cuma

FUTBOL TV


26 Şubat Cuma
20:00 Antalyaspor-Trabzonspor / Lig TV
21:30 Schalke 04-Dortmund / TRT 3
27 Şubat Cumartesi
13:30 Kocaelispor-Altay / D Spor
14:00 Bursaspor-Sivasspor / Lig TV
14:45 Chelsea-Man City / Spormax
16:30 Mainz-Bremen / TRT 3
17:00 Watford-Newcastle / Futbol Smart
19:00 Kayserispor-Beşiktaş / Lig TV
19:30 Stoke City-Arsenal / Spormax
19:30 Leverkusen-Köln / TRT 3
21:00 Tenerife-Real Madrid / NTV Spor
22:00 Montpellier-Rennes / Kanal A
23:00 Barcelona-Malaga / NTV Spor
28 Şubat Pazar
00:30 Santo Andre-Portuguesa / Spormax
13:30 Ajax-Ultrecht / Futbol Smart
13:30 Karabükspor-Konyaspor / D Spor
14:30 Rangers-Celtic / Euro Futbol
15:00 İstanbul BŞB-Fenerbahçe / Lig TV
15:00 Tottenham-Everton / Spormax
15:30 PSV-RKC Waaljik / Futbol Smart
16:00 Milan-Atalanta / NTV Spor
16:30 Hannover-Wolfsburg / TRT 3
17:00 Liverpool-Blackburn / Spormax
17:00 Aston Villa-Man United / Kanal A (Carling Cup Final)
19:00 Galatasaray-Kasımpaşa / Lig TV
19:30 B.Munih-Hamburg / TRT 3
22:00 Santos-Corinthians / Spormax
22:00 PSG-Marseille / Kanal A
22:00 Atletico Madrid-Valencia / NTV Spor
22:15 Sporting Lizbon-Porto / Futbol Smart

24 Şubat 2010 Çarşamba

GOLCÜ MÜSÜN KARDEŞİM?


Michael Ciani bu gece yine yazdı golünü skor hanesine. Bordeaux'nun bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerin üçte birinde O'nun imzası var. Hızını alamamış Bayern Munich maçında da kendi kalesine atmıştı bir golü. Bir defans oyuncusu için Şampiyonlar Ligi adına rekoru kırabilir. İşin ilginç yanıysa ligde tek bir golü dahi bulunmuyor. Guadeloupe'lu hemşehrisi Lilian Thuram'ın izinden gidiyor desek yanılmayız heralde. Thuram dedim de maziye gittim birden. Hırvatistan'a ne çakmıştı vakt-i zamanında be kardeşim.

21 Şubat 2010 Pazar

KILY GONZALEZ


Bu yaşında gelse saygım sonsuz. Gerçi mevkisinde alternatif çok ama O'nun yeri herdaim farklıdır gönüllerde.

20 Şubat 2010 Cumartesi

YAVUZ'UN MİNİBÜSÜ PART II

2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmış ve Sevilla ile eşleşmişti. Kadıköy'deki ilk maç öncesi maç önü programı için yine Yavuz'la İsmail Baki'nin yanında almıştım soluğu. Sözü onlara bırakıyorum.

19 Şubat 2010 Cuma

AVRUPA LİGİ MAÇLARININ SPİKERLERİ


Galatasaray-Atletico Madrid: Sabri Ugan (STAR) 20.00
Fenerbahçe-Lille: Cem Yılmaz (EURO FUTBOL) 22.05

ŞAMPİYONLAR LİGİ ÖZEL CUMARTESİ 13.00'TE STAR'DA


Uyuyan dev aslında geçen haftadan uyanmıştı. Şampiyonlar Ligi geri dönünce haliyle bir gelenek haline gelen Şampiyonlar Ligi Özel de Star ekranlarında kaldığı yerden devam ediyor. Sürekli aldığımız şikayetlerden biri olan vakit geç olduğu için özetlerin izlenememesi geçerli bir sebep bulundu ve bu programda haftaiçi oynanan 4 maçın da geniş özetlerine yer verildi. Ayrıca Beckham ve Mourinho röportajları da izleyenlerin ilgisini çekecektir eminim. Beckham'ın çocukluk görüntüleri ve Mourinho'nun eski takımına inceden geçirmeleri enteresan.
Şampiyonlar Ligi Özel bu Cumartesi saat 13.00'te Star ekranlarında.

17 Şubat 2010 Çarşamba

ZAMAN NASIL DA GEÇMİŞ


Bir ilkokul 2 talebesi için normalden daha fazla heyecanlı bir geceydi 7 Eylül 1988 gecesi benim için. Sabahçı olduğumuz için erken yatmak lazım ama bu maç da kaçmazdı tabi. Galatasaray için şampiyonluğun ardından sıra Avrupa defterini açmaya gelmişti. 1988-1989 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Galatasaray ilk turda Avusturya temsilcisi Rapid Wien'e konuk oluyordu. Sevmedim zaten Rapid Wien'i o günden beri. Gerçi o sezon Galatasaray'ın Avrupa serüvenine son veren Bükreşli Hagi, attığı enfes aşırtma golüyle yıllar sonra Rapid Wien'i bu kez Galatasaray adına üzen isim olacaktı. O maçta 33. dakikada Rapid adına golü kaydeden isim Zlatko Kranjcar. Yani şu an Tottenham'da futbol hayatına devam eden Nico Kranjcar'ın babası. Rapid o gece 2-1 kazandı ama rövanşta Tanju ve Cüneyt'in gollerine karşı koyamadı. Ama 7 Eylül 1988'de oynanan o maç, Savaş Demiral'la bulunan golün ardından umutların çoğaldığı bir gece olarak tarihe damgasını çoktan vurdu.