30 Temmuz 2010 Cuma

KAPLANIN ELLERİ PARDON GÖZLERİ


Henry'e patisiyle düzeltip İrlanda altıpasının içine topu yönlendirmesinden sonra oluşan antipatim şu tişörtün ardından yükselişe geçmiştir an itibariyle. Yıllardır hafızalardan silinmeyen Rocky ve Mr. T'nin rol aldığı efsane Rocky III serisinin final karşılaşmasındaki o sahne çocukluğumun en güzel hatıralarından biridir. Bu arada Amerika'ya hemen uyum sağlamış (anti-sem)patik Fransız.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

BUGÜNLERİ DE Mİ GÖRECEKTİK?

Kimine göre vefa, kimine göre profesyonellik, kimine göre yer değiştirme. Ne bir yöneticiyim, ne de futbolcu. Elbette o mantıkla düşününce olaylar farklı değerlendirilir. Ama bir taraftar olarak baktığımda, Real Madrid'i destekliyor olsam, Raul'ü böyle görmek yüreğimi sızlatırdı. Dile kolay 1994-2010 yılları arası bir nesli büyüttü. Attığı goller sadece İspanya'yı değil, dünyayı ayağa kaldırdı. Schalke için akacak artık teri. Real Madrid benim için Raul Madrid'di. Neyse ki Jose orada. Yoksa hiç çekilmezdi...

PIQUE VE BOJAN VE PUYOL


Sadece sahada değil tribünde de destek var takıma. Bu tabloyu ben bir yerlerden hatırlıyorum sanki.

SABRİ UGAN O GOLÜ ANLATIYOR


Sağolsun ricamı kırmadı ve satırlara döktü yüreğindekini Sabri ağabey. Yarın akşam oynanacak Galatasaray-OFK Beograd maçını da Türkiye O'nun sesinden izleyip dinleyecek. Ben bu konuda biraz daha şanslı oluyorum sanırım, O maçı anlatırken yanında olacağım.
Athletic Bilabao maçıyla verdik startı. Soğuk bir dersane günüydü o günün sabahı. Beyazıt Meydanı'nda kafasında tuhaf şapkalarla Basklıları görünce takılmadan duramamıştık zaten. Saatler sabahtan 21.45'e ayarlanmıştı. Kalpler başka atıyor, heyecan tavana vuruyordu. Galatasaray tek kale oynuyor, 2 metrelik Robert, Hakan Şükür'ü kilitliyor, Kral'a adım attırmıyordu. Sürpriz gol Okan'dan geliyor, ama biz daha tekrarını izlerken İsmael Urzaiz defansın hatasını affetmiyordu. Sinirler gerilmiş, soluklar tutulmuş, kalp atışları iki katına vurmuştu.
Gelin devamını Sabri Ugan'dan dinleyelim;

"Tamam belki 20 olmadı ama, en azından iyi futbol ve "bol bol pozisyon" var...:)
Fenerbahçe'nin Old Trafford'da, Manchester United'ı Boliç'in golüyle 1-0 yendiği maçı Süper FM'den naklen anlatmıştım.
Onu saymayalım.
Biraz geriye saralım.
Benim, "yerinden" anlattığım ilk maç 1997 Kupa Galipleri Kupası maçıdır. Büşah Gencer'in beni görevlendirdiği küçük kağıt parçasını hala saklarım. O güne kadar çok fazla tecrübe sahibi değildim ama gözünü kırpmadan Rotterdam'a göndermişti. Barcelona - PSG Finali..
Sanırım o şansı iyi kullanmış olmalıyım ki, o zamanlar (Teleon'da) bir dolu Süper Lig maçıyla birlikte Şampiyonlar Ligi (4 final) anlattım..
"Hangi takımı tutuyorsun?" sorusu sonrasında yapılan yorumlar şöyledir "Ben senin Galatasaraylı olduğunu biliyorum"
Bunun nedeni, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde çok başarılı olduğu senelerde neredeyse tüm maçlarını benim anlatmış olmamdır.
Atletic Bilbao, Rosenborg, Real Madrid, G.Rangers, Monaco, Olimpiakos hemen bir çırpıda sayabildiklerim. Az biraz daha yoklasam hafızamı daha da çıkar elbet.
İşte bütün o galibiyetlerde hep ben vardım ekran mikrofonlarında.
Evet...
Başlangıç noktası olarak Athletic Bilbao maçını almak gerek.
Şampiyonlar Ligi'nde o sezonun Ali Sami Yen'deki ilk karşılaşmasıydı.
O maçta efsane kaptanlardan Cüneyt Tanman'la birlikteydik.
90+'lar başlamıştı.
Maç 1-1 devam ediyordu.
İçimden bir ses "Galatasaray bu maçı alacak" diye fısıldıyordu kulağıma ama mantığım da haykırıyordu "Nasıl olacak bu iş? Biraz sonra duyacağın düdük maçı bitirecek"
İşte kalbimle mantığımın deli gibi kapıştığı o dakikalarda Tugay orta alanda bir top kaptı.
Yemin ederim içimde kelebeklerin kanat çırpmaya başladığını hissettim.
Tugay aldı ve solundaki Hagi'ye verdi.
Hagi topu dokundu..
Biraz ileri açıldı.
Sonra bir daha dokundu..
Vuruş mesafesine yaklaştı..
Ve o muhteşem sesi duydum..
"Dummm!!!"
Hagi vurmuştu.. Athletic Bilbao kalecisi Etxeberria'nın topa uzandığını gördüm.
Yemin ederim Ali Sami Yen'de "Çıt" çıkmıyordu.
O sessizliği sanırım benim çığlığım bozdu önce..
"Goooooooooooooolllll" diye bağırdım.
Ama, topun filelerle buluştuğunu görmemiştim.
Hagi vurmuştu,
Etxeberria uzanmıştı ve ben "Goooll" diye haykırıyordum...
Cüneyt ağabey ensemden tuttu, yerden kaldırdı...
Goldü...
Evet evet goldü...
Galatasaray o sezonun Ali Sami Yen'deki ilk maçında Athletic Bilbao'yu 2-1 yenmişti... :))"


Eline diline yüreğine sağlık Sabri ağabey...
OFK Beograd maçında da senden bol gollü bir galibiyet bekliyoruz:)


ŞİMDİ REKLAMLAR


Euro 2004 öncesi Pepsi reklam atağına geçerek büyük sükse yapmıştı. Tabii ki futbol dolu bir yaz öncesi olduğu için yıldızlar kadroya dahil edilmiş, pudralanmış ve kadrajlar ayarlanmıştı. Beckham ve arkadaşları zalim kumandana kafa tutuyor. Kadroda kimler yok ki...
Roberto Carlos, Raul, Ronaldinho, Totti ve çiçeği burnunda Beşiktaşlı Guti...

27 Temmuz 2010 Salı

MARADONA by KUSTURICA

Maradona'yı bir kez daha sevmek için güzel bir sebeptir, O'nu Kusturica'nın objektifinden izlemek. İngiltere'ye attığı yüzyılın golü, başkaldıran yapısı, sempatikliği ve neden dünyanın en büyük futbolcusu olduğunu anlatıyor Maradona. Defalarca izlemek isteyeceğiniz, kaçırmamanız gereken bir yapım. Şiddetle tavsiye ederim.

NASIL ANLATALIM BU GOLÜ ŞİMDİ SİZE?


Eveeeet Sabri abi. Gün bugündür. Muhtemelen sabah şirkete geldiğinde bu postu okuyacaksın ve kayıtsız kalmayacaksın adım gibi eminim:) Hagi o gün Monaco'ya o golü attı, hem de öyle bir taktı ki Porato hala topu filelerden çıkarmaya çalışıyor. Ali Sami Yen'e her gidişimde gözlerimle o mesafeyi kestirip, kaleyi tutturup o golü hayalimde izliyorum. Sen o gün '' nasıl anlatalım bu golü şimdi size?'' demiştin. Gerçekten anlatılmaz yaşanırdı o an. Ama 10 sene geçti artık üzerinden. Şu golü bize bir kaç cümle de olsa bir zahmet anlatıver, bizi o geceye geri götürüver. Bu da kardeşinin nacizane bir ricası olsun:)

DÜNYA KUPASINDAN KARELER

Kafayı topa vermek budur!


Gel gel gel! Kır şimdi tam sol yap öyle gel!


Suçüstü yakalanmak böyle bir şey olsa gerek...


Gio Dos Santos nasıl bir pozisyondan sonra bu hale geldi acaba?

Kaçınılmaz sonu kabullenen bir yüz ifadesi...


Denge...


Peki peki anladık!

GÜNE TEBESSÜMLE BAŞLAMAK


Pazartesi sendromu da atladıldı, ay sonu da yaklaşıyor. Gelişmeler olumlu yönde. Bir katkıda benden olsun bari. Yeni güne tebessümle başlayalım. Erdil Yaşaroğlu'nun en beğendiğim karikatürlerinden biridir bu. Mükemmel ötesidir hatta:)

26 Temmuz 2010 Pazartesi

BATTAL GAZİNİN OĞLU


John Terry, Disneyland macerasında Kral Arthur'un efsanevi kılıcı Excalibur'u saplandığı yerden çıkartmaya çalışıyor. Bu sahne bana bir yerden tanıdık geliyor ama nerden???

HORMONLU FANTOM VE HORMONLU ADRIANO


Fantom ormanda hızını alamamış ve Roma'nın antrenman sahasına dalmış. Bu biraz hormonal hali ama. Ziyanı yok Adriano alışkın fazla kilolara o yüzden yadırgamaz hiç. Roma taraftarının kendisinden beklentisi oldukça fazla. Yeniden doğuş diyorlar Adriano'nun İtalya'ya dönüşü için. Bakalım bu macerası nasıl sürecek?
Bekleyelim, görelim...

HAYROLA VAN BOMMEL?


Evden özel sipariş mi verildi yoksa final topunu hatıra olarak mı saklamak istedi bilinmez ama akıllı bir iş yapmış Van Bommel. Benim gibi arşiv ve hatıra manyağı olsa gerek kendisi de heralde. Dünya kupasını kaybetse de belli ki final topu Jo'bulani'yi şansa bırakmak istememiş.

DIEGO'DAN İNCİLER


''Prens Charles bir gün benimle görüşmek istedi. Fakat bu teklifi geri çevirdim. O'nun o kanlı elini sıkmak istemedim. Falkland Savaşı'nın acı hatıraları hala hafızamda.''

KES BİR YARIM YAĞSIZ OLSUN


Messi ve yenge başbaşa yemekteler. Konuk futbol yıldızı olunca böyle masanda keserler döneri. Döner dedim gerçi ama başka bir yöresel yemek midir onu da çözemedim. Neticede o şişe takılıyorsa ve dönüyorsa dönerdir gözümde. Bu arada aman hocam dikkat, Messi bu. Bıçağı pek bir sakat tutmuşsun. Messi de nasıl hayran hayran izliyor kerata.

YAPMA BUNU! YAPMA BUNU!


Maradona'dan sonra Pato da vuvuzelalı poz verenlerden. AIDS'le mücadele yararına bir organizasyona katılmıştı genç Pato. Orada da eli boş durmamış anlaşılan. Liglerin başlamasına birşey kalmadı. Tottenham önderliğinde 6 Premier Lig takımı sahalarında vuvuzelayı yasaklamıştı. Bakalım bu durum bizim ligimie nasıl sirayet edecek. Tuhaf milletiz vesselam. Televizyonda izlerken söveriz, ama kendimiz yapsak severiz. ASıl merak konusu ise vuvuzelası olmayan taraftarın nasıl bir tepki göstereceği!

PİYANİST


Interli Julio Cesar tartışmasız dünyanın en iyi kalecisi. O eller sadece top tutmaya yaramıyormuş demek, başka marifetleri de varmış da bizim haberimiz yokmuş.

25 Temmuz 2010 Pazar

HAND OF GOD


'' Herkes dedi ki 'İngilizler'e karşı yaptığın harikaydı.'
Bazıları da çamur atıyordu tabii. Gole öylesine sevinmiştim ki, bir İngiliz'in dolu cüzdanını çalmış, yaptığım eşek şakası tutmuş gibi hissediyordum. ''

24 Temmuz 2010 Cumartesi

DÜNYA KUPASINDAN KARELER

Düz yolda yürüdün de...


Otursak mı kalksak mı?

Muntari in the club!

Taç atışları bende...

Asayiş berkemal!


Aman dikkat direği ortalama da!

Balon futbolcu dedikleri bu mudur?

23 Temmuz 2010 Cuma

KALEDEN KALEYE ŞAHİN UÇURDUM


İlkokulda öğretilen bir şarkıydı ''Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum''. Belki de sarhoş öğretmenimiz bir tek bunu bilir, her müzik dersinde önce öğretir, sonra söyletirdi. 5. sınıf kaleden kaleye şahin uçurmakla geçti. Alakasız bir yerden girdim konuya farkındayım.
Luis Martinez vardı bir zamanlar. Yakın zamandı hatta. 2006'da geldiği Sakaryaspor'da başarılı performans göstermiş, Kolombiyalı ''başarılı'' kalecilerin ligimizi parsellediği dönem kariyerini cilalamıştı. Bir kaç kez Galatasaray'ın da transfer listesine girmiş, sonradan yalan olmuştu ayrı mesele. Ülkesinin yolunu tutanlardan O da. Vestel Manisaspor'da 1 sezon kiralık oynadıktan sonra Once Caldas kalesini koruyor şu anda. Kolombiya milli takım kalesini koruduğu dönem, Kolombiya-Polonya maçında kaleden kaleye degajla efsane bir gol atmıştı Polonya kalecisi Tomasz Kuszczak'a. Yaşı da fazla değil 27, hani gelse hala birşeyler yapar.

94 MODEL PARMA


94 model bir arabaya günümüzde fazla rastlamayız ama böyle bir takıma 2010 yılında rastlasak ağzımız açık izlerdik heralde. Fakat 1994 Kupa Galipleri Kupası'nda bu kadro Arsenal'e 1-0 kaybetti. Sensini, Brolin, Crippa, Benarrivo, Aprilla, Zola... Arsenal'in forvet hattındaysa bir dönem Trabzonspor forması giyen Kevin Campbell yer alıyordu. Final ise kutsal topraklarda, yani Copenhag'ın Parken Stadı'nda oynanmıştı.

MÜKEMMEL KURTARIŞ


David Seaman'ın muhteşem kurtarışını usta spiker John Motson anlatımıyla izlemeye ne dersiniz? Buyrun o halde...

20 Temmuz 2010 Salı

VEDAT OKYAR'I RAHMETLE ANIYORUZ


Bugün o güzel insanın aramızdan ayrılmasının tam 1. yıldönümü. Sanlı kaptan ve rahmetli İlker Ateş ile birlikte Beşiktaş TV'ye program yaparken, her Pazartesi akşamı gelir, sırtımı sıvazlar, tüm mütevaziliğiyle ''kolay gelsin genç'' derken ben utancımdan yerin dibine geçerdim her seferinde. Nasıl utanmayayım ki? Tarihten bir sayfaydı karşımdaki, bir semboldü. Futbolunu göremesem bile, efendiliğiyle, bilgisiyle, kültürüyle bu kalbe taht kurmuştu Vedat Okyar. Bu resim de spor servisinde muhtemelen o akşamlardan birinde çekildi. Zaman çabuk geçiyor, 1 sene olmuş aramızdan ayrılalı. Toprağın bol, mekanın cennet olsun Vedat baba...

18 Temmuz 2010 Pazar

PAZAR KONSERİ

TRT 1 çocukluğumuzda kalıcı etkiler bıraktı elbet. Merhum Hikmet Şimşek önderliğindeki Pazar Konseri isimli klasik müzik ziyafetini hatırlayan vardır. Bebekliğimizde klasik müzikle uyutmadıkları için alışkın değildik ecnebi melodilerine. Televizyonda çizgi filmi görünce çölde vaha görmüş gibi atlayan bir nesiliz. O yüzden televizyonda çizgi film bekleyen bizler için o Pazar Konseri bizim için Pazar Kanseri'ydi. Bugün Pazar, serde biraz nostalji var. Derler ya hani ''o eski bayramlar yok'' diye. O eski Pazarlar da yok artık. Sabahları Voltran için kalkmak, peşinde Samuray'ın İntikamı'nı beklemek,Mustafa Yolaşan'ın sunduğu Pazar 89'da o muhteşem mühendislik harikası patlayan yolda yürüyenleri izlemek akşam rahmetli Cenk Koray'la Tele Kutu oynayıp anahtarı paspasın altından alabilmenin adrenalini salgılayabilmek ve gece de Spor Stüdyo'sunu izleyip ertesi gün okul olduğu için erken yatmak zorunda kalmak. Buydu Pazar günü. Şimdi ise içi doldurulmuş koca bir boşluk.
Neyse... Buika'dan gelsin o zaman. No Habra Nadie En El Mundo

15 Temmuz 2010 Perşembe

ATAN DEĞİL TUTAN INIESTA


Hani bazı insanlar çift yaratılmış derler ya, Sivaslı Haydar da o hesap. Muadili Andres Inıesta Güney Afrika'da dünya kupasını getiren ayak olurken, bizim karpuzcu Haydar Sivas'ta karpuz kavuna planjon yapıyor.

13 Temmuz 2010 Salı

SEN DE Mİ RASİM HOCA?


Yılmaz Vural'ın bir zamanlar Kemal Sunal'ın bir filminde rol aldığı ve kameralara yabancı olmadığını biliyorduk. Hatta bir basın toplantısında o soruyu kendisine yönelten de bendim. Fakat futbolumuzda tarihe imza atanların farklı karelerde karşımıza çıkmaları, Yeşilçam'ın o usta oyuncularının bulunduğu kadrajda hoş bir tebessüm yaratıyor yüzlerde. Kemal Sunal (toprağı bol olsun) Gol Kralı Şaban filminde Beşiktaş ile antrenmana çıktığında kaleye çektiği alakasız bir şut ağlarla buluşuyor ve ''aferin'' diyerek kendisini tebrik eden de Beşiktaş'ın kalesini bir dönem başarıyla koruyan Rasim Kara oluyor.
Futbol... Seviyorum seni...

9 Temmuz 2010 Cuma

AHTAPOT PAUL'E RAKİP PAPAĞAN MANİ


Bizim popüler ahtapotumuzun pabucunu dama atacak bir isim çıktı. Endonezya'dan papağan Mani. Eleman ülke bayraklarının kartlarını, kimin galip geleceğini tahmin ederek çekiyor. Artık kupanın sıkıcılığından insanlar da ne yapacağını şaşırıp hayvanlar alemine daldılar. Paul ''İspanya'' dedi ama Mani de ''Hollanda'' diyor. Bizim bahçedeki psikopat kediye de yaptırdık bugün, o da ''Hollanda'' dedi. Bir de kapının önünde sokak köpeği var onda deneyelim. Bakalım o ne diyecek. İşi gücü bıraktık nelerle uğraşıyoruz:)

GÖLGE OYUNU


Kesinlikle bana göre bu dünya kupasının en iyi fotoğraflarından biridir yukarıdaki kare. Yakalayan her kimse mükemmel bir işe imzasını atmış. Avustralya-Gana mücadelesinde Ayew'in hakemin kararına isyanı ve bunun fotoğrafa yansıması...
Tek kelimeyle; mükemmel.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

AHTAPOT PUYOL


Gerek saçları itibariyle, gerekse de oyuna her yönüyle tutunmasıyla vardı bir ahtapotluk zaten Puyol'da. Bu gece de baktı ileri uçtan hayır yok, ''golü de ben hallederim'' dedi ve savurdu saçlarını ahtapot misali, taşıdı ülkesini finale. Ahtapot Paul revaçtaydı ve merakla bekleniyordu bu maçın sonu. Kolay değil, 4 koluyla sandığa sarılıp önce İngiltere'yi sonra da Arjantin'i evine göndermişti. Ama bu kez şans İspanya'ya güldü. Paul'ü haklı çıkaran da Puyol oldu. İsim benzerliği canım olur o kadar.

4 Temmuz 2010 Pazar

KALBİMİN SARA'YLARI SENİN


İker Casillas'la aynı yaştayız. Bizim jenerasyondan yani. Zaten nadir kaldı böyle isimler de. Belli bir süre sonra futbolcuların yaş ortalamasının sizden küçük olduğunu anladığınızda o zaman yaşlılık psikolojisine giriyorsunuz zaten. Velhasılı kelam, benim liseyi bitirip üniversite derdin düşmemle, Casillas'ın formayı Cesar'dan aldığı günler hemen hemen birbirine denk gelmekte.
Hayat Madrid'de farklı, İstanbul'da farklı elbette. Casillas'la kıyaslayacak değilim kendimi. O eline eldiveni geçirdi, biz de mikrofonu zamanı gelince.
Fakat futbolcu olunca, evinizin pembe panjurlu olma ihtimali de daha fazla oluyor haliyle. Diğer etkenleri de sayabiliriz tabii. Usta yorumcu Mirkelam ne güzel söylemiş;
Hayat insana her an gülmüyor, hemen bir sevgili vermiyor
Casillas için durum öyle değil tabi. Öyle bir sevgili yaptı ki kendine, Güney Afrika'lara bile gitse O'nu yalnız bırakmayacak türden hem de. İlk maçta alınan İsviçre mağlubiyeti'nin ardından sadece 1 gol gördü kalesinde ve bir de penaltı kurtardı Saint Iker. Artık Sara Carboneri nasıl kamufle olduysa, dikkatini dağıtamadı bu sefer. Maçtan sonra da ilk kutlayan elinde mikrofonuyla hanım ablamız olmuş zaten. İyi güzel de, o dil ne öyle?

3 Temmuz 2010 Cumartesi

THIS IS MY LIFE


Yaz günü Edvard Maya'dan gelsin, kafalar dağılsın, gönüller şenlensin.
Ne de güzel söylemiş şair...
This,this is my life I'm looking for you searching love in your eyes
This, this my life I'm chasing a dream that fade away in the night

YAKIŞTI BE!


Bu gözler 9 yaşındayken tanıdı, sahanın içinde 22 kişinin arasından, renkli televizyonda seçti O'nu. 9 yaşında da hayrandı, 29 yaşında da değişen bir şey olmadı. Ben 9 yaşındayken ayağına top yakışıyordu, 29 yaşındayken de eline mikrofon. Futbolu bıraktı, mikrofonla tanıştı Klinsmann. Alman kanalına dünya kupası maçlarını yorumluyor. Bir önceki dünya kupasında milli takımın başındaydı, şimdi tribünlerden eski yaverini eleştiriyor belki de. Ama her ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın Klinsmann'a her şey yakışıyor.

2 Temmuz 2010 Cuma

OLDU MU ŞİMDİ FABIO?


Sempati sınırlarımı yıllar önceki Roma-Galatasaray Şampiyonlar Ligi maçında fazlasıyla zorlamıştı Fabio Capello. Sahada başaramadığını, kenarda kendi iğrenç yöntemleriyle çözmeye çalışırken amacı sadece ortalığı sakinleştirmek olan Eser hocayı saçlarından çekmesiyle hanesine eksi puanı çoktan yazdırmıştı zaten. Sonrasında da O'nu hiç sevemedim, babasını tanımıyorum ama eminim onu da sevmezdim. O gün fitili yakan Fabio, şimdi İngiltere'de hesap vermekle meşgul. Ağlıyor, sızlıyor kalabilmek için. İlerleyen günler neleri gösterir belli olmaz ama İngiliz basının alay konusu oldu bile çoktan. Postacı Pat ve Capello'yu kıyaslamışlar. Biri ulaştırır, öbürü beceremez demişler üstüne üstlük... Son sözüm: Beter ol Capello!

PAUL NE DERSE O!


Hani bunu biz yapsak tefe koyarlardı heralde. Ama elin gavuru yapıyor be kardeşim. Üşenmiyorlar alıyorlar gariban ahtapotu, salıyorlar çayıra, ondan sonra ahtapot hangi ülkenin bayrağının üzerine otağı kurarsa Mevlam onu kayıra. Ahtapot Paul bir önceki Almanya-İngiltere eşleşmesinde Almanya'yı tutmuş ve tahmininde haklı çıkmıştı. Arjantin-Almanya maçı için de bir tahmin yapmış. Orada da yine Almanya'ya şans vermiş. Aman Maradona görmesin!

25 Haziran 2010 Cuma

KAZIM KOYUNCU ANISINA



Tam 5 yıl geçmiş üzerinden. O pırıl pırıl, gencecik, şair ceketli çocuğun bu dünyadan göçeli. O aramızda olmasa bile, şarkıları yaşıyor bizlerle. ''İşte gidiyorum birşey demeden, arkamı dönmeden, şikayet etmeden'' derken gideceğini anlamış gibi sesleniyordu sevenlerine. Tulumlarla uğurlandığın mezarında nur içinde yat Karadeniz'in pırlantası. Sevenlerin seni unutmadı, unutmayacak...

HARMANDALI


Dünya kupası, Kupaya Doğru programı ve işlerin yoğunluğu nedeniyle bloga istemeden de olsa bir ara vermek zorunda kaldım. Hani arada bir gözüm ilişiyor ve bana masum masum baktığını seziyorum ama ne yazmaya ne de işlerden fırsat bulup kurcalamaya vakit bile bulamıyorum. Dünya kupası nedeniyle zararına postlar atmaya devam edeceğim bir süre daha. Bu kare de dün oynanan maçtan efendim. Sneijder'in kökeninde Egelilik var mıdır bilmiyorum ama duruş itibariyle çok güzel harmandalı oynayacağına eminim.

22 Haziran 2010 Salı

İNDİR O ELİ!


Yıllar yıllar önceydi. Parktaydık ve kum içinde eve dönmüştük o gün. Nasıl da geçmiş üzerinden tam 24 yıl. Maradona, Shilton'a kalecilikte yumruklama dersi verdiğinde , bu karenin aynı maçta 9 İngiliz'i çalımlayarak attığı golün önüne geçeceğini düşünmemişti belki de. Ama tarih unutmaz, kaydeder, çıkarır, hatırlatır. Gözler deşklanjöre bastığında tarihler de 22 Haziran 1986'yı gösteriyordu.
Bugün tarihî bir gün. Peki ne bakımdan tarihi bir gün? Tanrı'nın Eli'ne şahit oluşumuzun tam 24. yılı. Arjantin'de adına kilise bile kurulmuş, biz şurada iki kelime etmişiz çok mu?

17 Haziran 2010 Perşembe

İLAHİ ADALET


''Etme bulma dünyası'' demişler. Ya da ''ne ekersen onu biçersin.'' Veya ''keser döner sap döner'' gün gelir hesap döner. Yukarıda solda İrlanda, sağda Meksika bayrağı var. Yorum sizin...

14 Haziran 2010 Pazartesi

HAYROLA BİRADER?


Henry o kadar şaşırmış ve isyanlarda ki, topa elle dokunmak kasten adam öldürmeye teşebbüs sanki. Oraya nasıl geldiğini bilmesek neyse. Fransa-Uruguay maçındaki o pozisyonda kararsız kaldım ben. Penaltı verilebilir de, verilmeyebilir de... Ama elle oynama pozisyonuna itiraz eden Henry'nin yüzündeki ''elinden şekeri alınmış çocuk'' ifadesi beni fazlasıyla mutlu etti. Bunlar daha iyi günlerin. Tanrı'nın eli de adaleti de çok büyük Henry efendi.
Bu arada Ceren Aytemiz'le birlikte; 6NEWS'de saat 15.00'de dünya kupası programında ''Kupaya Doğru''da yayındayız. Bekleriz efendim.

12 Haziran 2010 Cumartesi

ONLAR ERDİ MARADONA


''Hızlı giden atın ....'' derler ya biraz o hesap oldu Arjantin'inki. Kağıt üzerinde iki takımı karşılaştırdığında Nijerya geride kalmasa da ağlayarak çıkması lazımdı sahaya. Hızlı başladı Heinze ile, ara sıra yokladı Messi'yle, sonuca ulaşmayı bildi tecrübesiyle. Maradano 16 yıl önce bir Nijerya maçıyla veda ettiği dünya kupası kariyerine yine bir Nijerya maçıyla döndü. Favorim İtalya'dır herdaim söylerim, bu kupada da öyle. Seneyi devirdik ama bloga bu aralar bayağı bir ara verdik. Yoğunluğu atlatınca devamı gelecektir. Dünya kupasına bir alışalım bakalım. Günde 3 maç olması futbol adına alınan en güzel hediye şahsım adına. 24 saat futbol izleyebilecek biri için dünya kupası bitmesini istemediğiniz bir ayin sanki. Biz de konuşuyoruz 6news'de dünya kupasını. Pazar saat 15.00'de konuğum Serhan Hayat'la birlikte dünya kupasında günün maçlarını değerlendireceğiz. Bekleriz...