17 Ekim 2009 Cumartesi

CHAMPIONS LEAGUE MD #3


*Didier Deschamps profesyonel futbolculuk yaşantısında kupayı Marsilya ile kazanmayı başarmıştı. Şimdi Marsilya'nın teknik direktörü olarak görev yapıyor.
* Sevilla ve Glasgow Rangers geçen sezon UEFA Kupası grubunda da karşı karşıya gelmiş ve maçı İspanyol temsilcisi 2-0 kazanmıştı.
* Rumen şampiyonu Unirea Urziceni'yi Ibrox'ta ağırlayacak olan Glasgow Rangers daha önce Rumen takımlarına karşı hiç kaybetmedi.
* Manchester United 2008 yılında penaltı atışlarıyla kupayı kazandığı Luzhniki Stadına CSKA Moskova maçıyla geri dönüyor.
* CSKA Moskova sahasında oynadığı son 6 Avrupa Kupası maçını kazanırken, Kırmızı Şeytanlar son 13 deplasman maçında kaybetmedi.
* Beşiktaş Alman rakiplerine karşı son 5 maçını da kaybetti.
* Real Madrid ve Milan toplamda 16 Avrupa kupası kazandılar.
* Real Madrid, Milan karşısında 11 maçın 9'undan galibiyetle ayrıldı.
* AZ Alkmaar'ın sahibi DSB Bank iflasın eşiğinde.
* Liverpool ve Lyon Avrupa kupaalarında şimdiye kadar hiç karşı karşıya gelmediler.
* Liverpool Fransız rakiplere karşı evinde oynadığı 11 maçın 9’unu kazandı.
* Marsilya'nın teknik direktörü Didier Deschamps ve golcüsü Fernando Morientes, 2004 yılında final oynayan Monaco'da birliktelerdi.

FUTBOL DOLU GÜNLER


17 Ekim Cumartesi
14:30 St Johnstone-Rangers / Euro Futbol
14:45 Aston Villa-Chelsea / Spormax
16:00 Denizlispor-Bursaspor / Lig TV
17:00 Celtic-Motherwell / Euro Futbol
17:00 Manchester United-Bolton / Spormax
17:00 Stoke City-West Ham / Spormax
19:00 Juventus-Fiorentina / NTV Spor
19:00 Konyaspor-Mersin İdman Yurdu / D Spor
19:00 Nottingham Forest-Newcastle / Futbol Smart
20:00 Beşiktaş-Kasımpaşa / Lig TV
20:00 Nancy-Marsilya / Kanal A
20:45 Twente-AZ Alkmaar / Euro Futbol
21:00 Real Madrid-Valladolid / NTV
21:45 Genoa-İnter / NTV Spor
22:00 Lille-Rennes / Kanal A
23:00 Valencia-Barcelona / NTV

18 Ekim Pazar
00:30 Sao Paulo-Atletico MG / Spormax
13:00 Lokomotiv Moskova-Spartak Moskova / Spormax
15:00 Blackburn-Burnley / Spormax
16:00 Gaziantepspor-Fenerbahçe / Lig TV
17:30 Sparta Rotterdam-Feyenoord / Futbol Smart
18:00 Wigan-Manchester City / Spormax
19:00 Dardanelspor-Çaykur Rizespor / D Spor
20:00 Galatasaray-Trabzonspor / Lig TV
22:00 Palmeiras-Flamengo / Spormax
21:45 Milan-Roma / NTV Spor
22:00 Toulouse-Paris SG / Kanal A

19 Ekim Pazartesi
19:00 Kayseri Erciyesspor-Kocaelispor / D Spor
22:00 Fulham-Hull City / Spormax

SHEVA


Chelsea'nin ardından Premier Lig'de kalibresi daha düşük bir takıma gitmeyip yuvaya dönmekle doğru bir seçim yaptı bence. Henüz 33 yaşında. Henüz diyorum çünkü Tugay'ın 40'ına gelince futbolu bırakmasının ardından 33 yaş genç geliyor artık. Bir zamanlar ki ekürisi, Fenerbahçe'nin gol makinesi Robrov eşlik edemiyor O'na forvet hattında. Fakat Rebrov, Rubin Kazan macerasının ardından bu sezon Dinamo Kiev'de Valeri Gazzeev'in yardımcılığını yapıyor.
Yakışıyordu Kırmızı-Siyah Sheva'ya. Bir karar hayatını değiştirdi, parayı tercih etti. Hani kim olsa aynı şeyi yapardı belki de. Gençlerden daha fazla çalışıyor şimdi antrenmanlarda. En az 3 sene daha oynar (keyfi isterse). Öyle ya da böyle bir nesil de Shevchenko'yla büyüdü.
Şimdi düşünüyorum da; değişen tek şey saçları mı acaba?

16 Ekim 2009 Cuma

ALVES&XAVI&VALDES


Kafalarının içinden neler geçiyor bilinmez ama kötü kötü bakıyorlar Dinamo Kiev kalesine. Fonda da Valdes açma germe yapıyor heralde.

BİR GOLÜN ARDINDAN


Bosnalı golcü Edin Dzeko, Old Trafford'da golünü atıyor ve taraftarlarının bulunduğu bölüme doğru koşarak gol sevincini kutluyor. En büyük hayali vatandaşı Elvir Bolic'ten sonra Old Trafford'da tarih yazmaktı. Takımını öne de geçirdi ama ne yazıkki bu gol yetmedi. Arka planda ise O'nu alkışlayan bir Manchester United taraftarı...
Düşündüm de bu tablo burada olsa; o alkışlayan, üstelik takımı 1-0 mağlup duruma düşmüşken bu hareketi yapsa ne hale gelirdi kimbilir.

15 Ekim 2009 Perşembe

NASIL YANİ?


Fotoğraf Unirea Urziceni-Stuttgart maçından. Unirealı futbolcunun kim olduğunu çıkaramadım henüz. Yalnız O'nu bu hale getiren ne önemli olan nokta orası bence.
Not: Fotoğrafta photoshopun f'si bile yoktur (tuhaf bi cümle oldu ama neyse).

O AN


''The Miracle of İstanbul'' diyor Liverpoollular bu final için. Yani İstanbul Mucizesi. Milan fırtına gibi başlamış, Liverpool ise 6 dakikada attığı 3 golle getirmişti finalin sonunu. Yalan yok İtalyanları tutuyordum o maçta. Çocukluğumdan beri de öyledir. Bu kez farklıydı ama. Bunun adı tam bir finaldi.
Olimpiyat Stadı'na yakın oturmanın bedelini elektriklerin 9 kez kesilmesiyle ödedik biz de o gece ailece. Neyseki penaltılarda Einstein'ın ruhu gelip evimizi aydınlattı da kupa seremonisini görebildik.
120 dakika ve penaltılar sona erdikten sonra balkona çıktığımda gökyüzündeki o muhteşem parıltıyı hatırlıyorum. Olimpiyat'ın ışıkları odama kadar süzülüyordu neredeyse. Milan'a mı üzülsem, futbolun büyüsüne mi sevinsem bilemedim. Aklımda kalan tek şey maçın spikeri Ertem Şener'in şu sözleriydi;
''Asla yalnız yürümeyeceksin dediler, sözlerini tuttular ve şampiyon oldular.''

14 Ekim 2009 Çarşamba

HANGİSİ DAHA KOLAY?


Gol atmak mı?
Cirit atmak mı?
Yoksa ceza sahası içinde cirit atıp gol atmak mı?
Peki bunların hepsini yapabiliyor mu Berbatov Manchester United'da?
Cevap: No.
Peki eksik olan ne?
Cevap: Kendisi de bilmiyor.
Bir bilse eli değil ayakları çalışacak zaten.

THE BABA


Harika bir tablo. John Terry ve ikizleri. Solda kızı Summer Roze, sağda oğlu Georgie John. Georgie tam bir başkan edasıyla oturuyor yalnız duruşa bakar mısınız...

KİM BU ÇOCUK?


Tanju Çolak


Bu sefer harbiden kazık demiştim ve doğru cevap gelmedi. Olsun moral bozmak yok. Önümüzdeki fotoğraflara bakacağız :)

ASLA RAYDAN ÇIKMAYACAKSIN!


Clive Owen en sevdiğim aktörlerden biri. BMW M5 reklamında Madonna'ya arka koltukta taklalar attırırken hayranlığım bir kat daha arttı kendisine. Sonraları ''Derailed'' ve ''Inside Man'' filmlerini izleyince olay budur demiştim zaten.
Sıkı bir Liverpool taraftarı olur kendileri. Anfield Road'da tribündeki yerini almış ama karizmayi çizmemek için güneş gözlüğünden de feragat etmemiş.
Güzel filmdi ''Raydan Çıkanlar'' ve güzel bir ablamızdı ''Jennifer Anniston''. Kadın milletine güvenilmeyeceğini bu kadar güzel anlatan başka bir eser yoktur heralde.

13 Ekim 2009 Salı

FELLAINI NEREYE BAKIYOR?


Hani eli işte gözü oynaşta derler ya aynen o hesap. Takımlar çıkmış sahaya, bizimkinin aklı başka yerde.

CAMP NOU'DA BİR PAPAZ


Fotoğraf Barcelona'nın mabedi Camp Nou Stadı'nın açılışından. Ama o papaz ne alaka, indirdikleri kütle ne işe yarar anlamadım. Anlayan beri gelsin bana da anlatsın.

ARANIYOR


Aranan Milan aslında. Çocukluğumun aşkı kayıplarda. Leonardo sezon başlarında uzatmaları oynamaya başladı bile. Kimbilir 10 yıl önce bu zamanlar San Siro'da Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'a attığı golün ardından yediği bedduaların bedelini ödüyordur belkide. Beckham bekleniyor acilen. O da kurtaramazsa kimse kurtaramaz zaten Milan'ı. Bu arada 1000 $ da kesmez Beckham'ı be.

KİM BU ÇOCUK?


Bu sefer harbiden zor. 1 gün süre. Bakalım doğru cevap kimden gelecek?

11 Ekim 2009 Pazar

DON'T CRY FOR ME ARGENTINA*


Suskun biten bir ilk 45 dakikanın ardından ikinci yarıda bir gol yağmuru bekliyordu televizyonları başındaki herkes. Sadece Arjantin ve Perulu değil, tüm futbolseverler. İkinci yarının hemen başında Burak Yılmazvari golcü Higuain'le de buldu golü Argentina. Daha önce de demiştim, Messi Arjantin forması giyince gözümde başka biri diye. Dün yine çok çalıştı, çabaladı ama içeriye bir türlü giremedi. Küçük enişte Agüero da yedek kulübesindeydi. Dakikalar ilerledi ama gol yağmuru yerine, amansız bir fırtınaya tutuldu Buenos Aires. 75. dakikada kamera yuvarlanacak sandım bir an. Arjantinli kameraman hayatının en zor maçını çekmiştir heralde. Spiker Emre Gönlüşen'e de ayrı bir alkış tabii. Sahayı biz bile ekranda görmekte zorlanırken, O, zorlandığımız görüntüyü bize offtubedan aktarıyordu gecenin bir vakti.
Del Solar Beşiktaş'tayken de böyleydi. Maç içinde pek sesi çıkmaz, nadir anlarda verdiği bir pas veya attığı nadir gollerden biriyle puanı getirirdi. 90 dakika deyim yerindeyse yatan Peru golü bulunca, futbolun ihaneti geldi aklıma. Taraflıydım, niye olmayayım ki?
Yelkovan akrepi kovalarken, dünya kupası umutlarına veda eden Tangocularda ''Benim için ağlama Arjantin!'' diyordu Maradona, ama şiddetini arttıran yağmur gözyaşlarını tutamıyordu. Derken 90+3'te, bir Bocalı çıktı ve El Monumental'i salladı. Yani daha anlaşılır bir deyimle; dönemin Hakan Şükür'ünün Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadı'ını ''Kral Hakan Şükür!'' sesleriyle inletmesi gibi bir şey bu.
Bu kez yüzü güldü Maradona'nın ve kalbinde Arjantin'i yaşatanların. Dünya Kupası da Messi'siz çekilmez be!

*Benim için ağlama Arjantin

8 Ekim 2009 Perşembe

AGRESİFLİĞE LÜZUM YOK


Saha kenarında her ne kadar sakin gözükse de sinir küpünün önde gidenidir Louis Van Gaal. 1995 Şampiyonlar Ligi finalinde Ajax-Milan finalinde hakemin yanında attığı uçan tekme hala hafızalarda. Geçtiğimiz hafta oynanan Bayern Münih-Juventus maçının bitiş düdüğüyle beraber skordan memnun kalmamış olacak haliyle, İngiliz 4. hakem Lee Mason'u yıpratıyor. Bu sefer yaş aldıkça o kadar hoplayıp zıplamıyor elbette.

THE PROPOSAL


İzleyin ve Sandra Bullock'a bir kez daha aşık olduğum için bana hak verin.

BIANCA vs DOUMBIA


İsviçre Süper Lig takımlarından Young Boys'un Fildişi Sahilli golcüsü Seydou Doumbia Street Fighter'da Bianca'nın yerine oynasa hiç de göze batmaz. İkisi kapışsa kim kazanır acaba?

ÇEKTİN Mİ ABİ?


Sanki burada kaleye şut atmaktan ziyade fotoğrafçılara poz vermeyi tercih etmiş Berbatov. ''Pozu yakaladın mı?'' diye soran gözlerle üstelik.

7 Ekim 2009 Çarşamba

YAŞAYAN EFSANELER #2


Buffon ve Del Piero... Kimler geldi kimler geçti ama onların yeri Juve tribünlerinde bambaşka.

FRANSA'NIN GELECEĞİ O'NUN ELLERİNDE


22 yaşında henüz Lyon'un kalecisi Hugo Lloris. Yaptığı başarılı kurtarışlar ve sempatik tavırlarıyla dikkat çekiyor. Şampiyonlar Ligi Özel programına verdiği röportajla da dikkatimi çekmişti. Oldukça mütevazi ve başarının takım olarak elde edildiğine inanıyor. Daha çok genç ve önünde uzun yıllar var. Fiziği ve mental kapasitesini daha da geliştirip Fransa milli takımının da filesini uzun yıllar koruyabilir.

6 Ekim 2009 Salı

BENITEZ AĞA


2006-2007 sezonu. İlk maçı Chelsea, rövanşı da Liverpool sahalarında 1-0 kazanıyor. Haliyle uzuyor maç. Uzadıkça da keyif veriyor. Kırmızılar Anfield Road'da üstün olan taraf ama beklenen gol bir türlü gelmiyor. Penaltılara gidiyor maç. Rafa Benitez de gerim gerim gerilen teknik direktörlerin aksine bağdaş kurup öyle izlemeyi tercih ediyor penaltıları. Bir nargilesi eksik hani. Penaltılarda rakibine 4-1 üstünlük kuran Liverpool, Chelsea'yi Şampiyonlar Ligi'nin dışına elinin tersiyle itiyor. Finalde ise bir zamanların Milan'ına Alex Ferguson'ın deyimiyle ''ofsayt çizgisinde doğan adam Inzaghi'' nin golleriyle 2-1 kaybediyorlar.
Top sakallı haline alıştığımız Benitez tuhaf geldi gözüme bu fotoğrafta. Bir de o çoraplar ne öyle alacalı bulacalı. Ama karizmayla da bitmiyor işler. Ne demişler?
''İmaj hiçbir şeydir, Liverpool herşey''...

5 Ekim 2009 Pazartesi

ATKIMANIA


Sebebini bilmediğim bir atkı hastalığım var. Gittiğim maçlardan çok önce stat çevresinde dolaşıp o maçın atkısını arıyorum. Hatta Kadıköy'deki UEFA finalinden sonra Lucescu ile yaptığım röportaj sırasında boynumdaki ShakhtarDonetsk-Werder Bremen final maçının atkısını çıkarmadığım için eleştiriler bile almıştım. Seviyorum, güzel ve zararsız bir huy. Sabri ağabeyim de sağolsun kırmamıştı beni ve Atina'dan eli boş dönmemişti Panathinaikos-Galatasaray maçı sonrası. Bu atkıya takıldım şimdi de. Maçı offtube da sevgili spiker arkadaşım Aykut Aydın anlatmıştı. Oraya gitseydi yapışırdım yakasına isterdim atkımı. Neyse. Önümüzdeki maçlara bakacağız artık...

FIRENZE


2-0 biten Liverpool maçı öncesi tribünler. Fiorentina taraftarı bu işi çok iyi biliyor. Jovetic de karşılıksız bırakmadı zaten bu emekleri.

MUHABBETİNİZ BOL OLSUN


Ronaldinho, Deco ve Albertini. Fotoğraf emektar futbolcunun jübilesinden. Tam 14 yılını verdi Milan'a. Barcelona'da noktaladı futbol hayatını. Yaşayan efsanelerden Demetrio Albertini. Jübilesinde San Siro'da Milan-Barcelona karşılaşmıştı. Bu arada Milan 4-2 kazanmıştı jübile maçını. İlk gol de tabi Albertini ustadan gelmişti. Maçta iki takımın da efsane isimlerinin forma giymeleri en güzel kareydi zaten.

SU'DAN SAYFALAR


''Yağmur yağıyor. Pencereme vuran her tıpırtı sonrası bir kıskançlık krizine giriyor ruhum… İnsan kulağını kıskanır mı? Kıskanır… Tıpkı bu bloğu kıskandığım gibi. Kıskandım ve ben de karaladıklarımı paylaştım. Şimdilik çay kahve, soğuk bir şey ikramı yok ama.. Beklerim efendim …''

Böyle diyor Sabri Ugan... O'nun maç anlatımlarıyla büyüdü çoğumuz ve O'nun şiirsel sesi bilinçaltımıza bir nakış gibi işlendi çoğu golde.

Hakan Ünsal Glasgow Rangers ağlarını muhteşem bir aşırtmayla havalandırdığında ''Kalkın ayağa!'' diyerek televizyonları başlarındaki izleyicileri gol sevincine ortak etti,

Sergen Chelsea'ye Stamford Bridge'i dar ederken, ''Kartalın kanat sesleri Londra'yı inletiyor'' diyerek kalplerimizi Ada'da birleştirdi,

Alex PSV Eindhoven'a inanılmaz bir gol atarken, ''Sambaaa Alex de Souza'' diyerek ekranlarımızın başında bize samba bile yaptırdı.

Hagi'nin Monaco'ya attığı o enfes gol sonrası ''Nasıl anlatalım bu golü size?'' diyerek kelimelerin bile kifayetsiz kaldığını tüm Türkiye'ye öyle güzel ifade etti ki...

O da enerji dolu, kıpır kıpır, pırıl pırıl yazılarını paylaşacak bizlerle. Sudan sebepler üretmeden SU'DAN SAYFALAR'da hitap edecek sevdiklerine...

Aramıza hoşgeldin sevgili Sabri Ugan...

4 Ekim 2009 Pazar

SEGA ZENGA


Çocukluğumuza inelim biraz da. Bizim jenerasyon iyi hatırlar hem Sega'yı hem de Zenga'yı. Artık piyasada o dönemler ortalığı kasıp kavuran Sega da yok, İtalya 90'ın karizma abidesi Zenga da. Gerçi Zenga halen Palermo'nun teknik direktörlük görevini sürdürüyor ama bu saçları ve karizmasından eser yok. Şimdilerde PES fırtınası var. Oynadığım ilk futbol oyunu, Commodore 64'te Manchester United isimli oyundu. Kulüp kendisi piyasaya sürmüş ve o zamanın en çok tercih edilen futbol oyunlarından biri haline gelmişti. Menajer de tabiki Sir Alex Ferguson'du. O dönemden bu döneme değişmeyen tek şey de O zaten.

HOŞGELDİN MEHMET ALİ BEBEK


Bloga genelde futbol yazarım, kişisel mevzulara pek girmem. Ama bu kez durum farklı, amca oldum. Ailemize yeni bir fert daha katıldı. Mehmet Ali bebeği görebilme fırsatına aradan bir gün geçse de bu akşam nail olabildim. Sağlıklı ve vatanına milletine bağlı bir evlat olabilmesi dileğiyle. Okuyucularıma asker selamını çakmış bile :) Yorumlar için şimdiden çok teşekkürler.

3 Ekim 2009 Cumartesi

GEÇMİŞ OLSUN COŞKUN BABA


Hastaneye kaldırılmıştı Coşkun Özarı bir kaç gün önce. Tedavi süreci iyi geçmiş, kendini iyi hissediyormuş aldığımız bilgilere göre. Senin gibi duayenler, futbol adamları az kaldı bu ülkede. Sana ihtiyacımız var, geçmişler olsun Coşkun kaptan.

MAÇ ANILARI #2 TRİBÜNDE OLAMASAK DA...


Goztepemiz.net isimli blogun sahibi Ozan Işık yollamış yıllar öncesinden bir anısını. Oldukça keyifli ve geçmişe götüren bir yazı. Galatasaraylılar o maçta hayatının futbolunu oynayan Göztepeli tombul Göksel'i hala sevgiyle yadediyorlardır eminim.

''Selamlar kendi blogumda da yazdığım 2002 yılındaki Göztepe-Galatasaray maçıyla alakalı bir anımı paylaşmak istiyorum.
İzmir'den saygılar, sevgiler
Ozan Işık - Goztepemiz.Net

Göztepe'mizin süper ligde olduğu 2001-2002 sezonuydu. O zamanlar ben üniversite son sınıftaydım, kardeşimse üniversiteye yeni başlamıştı sanırım. Annemizin de amerikan desteğiyle kapalı istememize rağmen fazla yük olmamak için açık tribünden almıştık kombineleri.
Bir önceki yazıda bahsettiğim 3 Mart 2002 tarihindeki Galatasaray maçı gelip çatmıştı. Buca'dan atladık belediye otobüsüne ver elini Atatürk Stadı. Maçın başlamasına takriben yarım saat var, bilet gişelerinde ve turnikelerdeki insan kuyruğunu görünce "allahtan kombinemiz var" dedik. Kombineleri gösterip stadyum yerleşkesine (kompleks de deniyor) ve sonra da açık tribün turnike sırasına girdik. "Stada maç başladıktan sonra gireriz herhalde" diye düşünürken bir bağırış çığırış, ne oluyo falan derken kötü haber geldi, stad kapıları tribünler dolduğu için kapatılmıştı. Etrafta küfür eden, feryat figan bağıran, polisle ağız dalaşına giren, polisin "erken gelseydiniz, zaten yenileceksiniz" gibi laflarıyla iyice çıldıran bizler çaresiz evin yolunu tutmaya başladık. Dışarısı o kadar kalabalıktı ki sanki maç bitmiş taraftarlar evlerine dönüyordu.
Halkapınar otobüs duraklarına geldik ve tekrar 70 nolu Buca otobüsüne bindik, otobüs hınca hınç Göztepelilerle doluydu, şoför bile şaşırıp "maç kaç kaç bitti?" dedi biz de "7-0" aldık diye dalga geçtik. Peki o kadar Göztepelinin olduğu yerde tezahürat olmaz mı? olur tabi. O arada Göztepe'mizin gol attığı haberi gelmez mi, otobüs sallanmaktan devrildi devrilecek, neyse ki kazasız belasız yolculuğu atlattık, eve döndüğümüzde Göztepe 2-0 Galatasaray skorunu tvde görünce biraz da evde tezahürat yapmıştık ama o maçta tribünde olamayışımız bize çok acı gelmişti.
Not: Atatürk Stadı o maçta açık ve kapalı tribün tamamen dolmuştu(ki kapasite 40.000 civarı), kale arkalarında da Gsliler vardı. Maça giremeyen de en az 5.000 kişi vardık dışarıda. Neden Göztepe İzmir'dir, işte bu yüzden.''

1 Ekim 2009 Perşembe

BÜYÜK BAŞKAN NASIL OLUNUR

İtalyan futbolu ve Roma'nın kaptanı Francesco Totti'nin çocukluğundan bir fotoğraf. Sanırım çocukken de bu kadar yakışıklı olan Totti okulun tüm kızlarını peşinden koşturuyordu. Bunun sayesinde de her sene hangi sınıfta olduğu önemli olsun olmasın yapılan '' Sınıf Başkanlığı '' seçimlerinde kızlardan aldığı oylarla başkanlığı da sanırım kazanıyordu. Liderlik özelliklerini de bu sayede kazanan Totti kısacası '' Başkan nasıl olunur ? '' sorusunun cevabını daha o zamanlardan vermeye başlamıştı.

30 Eylül 2009 Çarşamba

KASET KAPAĞI


Son iki gündür kalecilerden başladık öyle devam edelim. Andres Palop. Sevilla'nın file bekçisi, ilerleyen yaşına rağmen kalede duruşuyla, verdiği güvenle tam bir istikrar abidesi. Ama bu fotoğraf ne bileyim, fondakilerle birlikte sanki Yurtseven Kardeşler'in kaset kapağı gibi çıkmış.
Bu aralar açgözlülüğüm üzerimde. Sevilla'nın bu formasını şiddetle istiyorum ben.

SİNİRLERİNE HAKİM OL


Weidenfeller Bundesliga'nın en beğendiğim kalecisi. Geçen sezon özellikle 2. yarıda sergilediği üstün performansla takımı Borussia Dortmund'un galibiyet serisinde önemli pay sahibiydi. Bana kalsa milli takım kalesini çoktan hakediyor ama birtürlü giyemedi o formayı.
Gerrard'ı örnek almış kendine, O da kavgaya karışmış bir restoranda. İkiye tek hem de. Sahadaki hırsını başka yerlere yaymak moda oldu son zamanlarda futbol camiasında. Bizim ülkeden de bir bomba bekliyorum artık yakın zamanlarda. Futbolcu olmak zor iş. Her gittiğiniz yerde dikkat çekiyorsunuz ve insanlar size ya tapıyor ya saydırıyor. Ortası yok. Hele şu futbolcuları zorla öpen bıyıklı tipler yok mu gördüm mü deli oluyorum!

29 Eylül 2009 Salı

POLEKSIC'İN DUASI


Lyon 12. dakikada frikik kazandı, Debreceni kalecisi Poleksic açtı ellerini başladı duaya. Topun başındaki isim Boşnak Miralem Pjanic'ti. Sonuç? Harika bir gol.

MOURINHOCA BİLMEK


Adam ters belli. Yaradılış faktörü bunda fazlasıyla etken. Çıkıntı olduğunu kendi de kabul ediyor. Chelsea'ye ilk imza attığında -ki bizim basın terslik söz konusuysa İngiliz basınının ardından ancak nal toplar- ''I am the Special One'' demişti imza törenine katılan İngiliz gözlere inat. Özel birisi, kimse de inkar edemez. Başarısı azımsanmayacak düzeyde ki İtalyan şampiyonunun başında olması bunun açık bir göstergesi. Chelsea'de O'ndan sonra gelen 4 teknik direktör hala O'nun kurduğu kadronun ekmeğini yedi, yiyor.
Porto ile önce UEFA Kupası'nı kazandığında bazıları gibi takımlarından ayrılmayı tercih etmeyip, gözünü Şampiyonlar Ligi'ne dikmişti. Çünkü aynı futbol dilini konuşabildiği bir takımı vardı. İki biyografisini okudum. Biri Patrick Barclay'in, yazdığı - Chelsea-Barcelona maçı sonrası Ertem Şener sayesinde imzalatma fırsatım olmuştu- diğeri de çok yakın dostu Luis Lorenço'nun kaleme aldığı bir kitaptı.
Belki uzun yıllar futbol oynamadı ama futbolun içinde, futbolu bilenlerin yanındaydı. Sir Bobby Robson ve Louis Van Gaal bunun en bariz örnekleri. Kısa süren Benfica macerası ve ardından yarattığı Porto efsanesi. Jardel'i bile adam gibi oynatabilen tek teknik direktördü Jose.
Seveni çok ama sevmeyeni daha çok. Karizmatik duruşu rakibe gözdağı veriyor fazlasıyla. Kim ne derse desin Jose Mourinho kısa zamanda elde ettiği başarılarıyla adını dünya futbol tarihine çoktan yazdırdı bile.
O'nun hitabı, üslubu, ukalalığını ben seviyorum. Keşke herkes böyle başarılı olabilse, ukalalık o zaman çekilir bir hal alır ancak.
Bu arada üzerindeki sweatshirtü Türkiye'de nereden bulabileceğim konusunda beni bir aydınlatan olursa sevinirim. Çünkü bakmadığım Nike mağazası kalmadı.

28 Eylül 2009 Pazartesi

A.S

ÇOK AYIP


Annesi görse gömerdi kırmızı biberi ağzına. Küçükken biz böyle gördük. Ama Cesare Prandelli söz konusuysa olay değişir. Adam da enteresan bir karizma var. Ne yapsa yakışıyor. Deplasmanda 1-0 kazandıkları Livorno maçının son düdüğünün ardından sohbet ettiği bir Livornolu futbolcunun arkasından çıkarmış dilini. Einstein geldi aklıma. Beni andı galiba.

27 Eylül 2009 Pazar

SIR BOBBY ROBSON ANISINA


Dün İngiltere Championship'te İpswich Town-Newcastle United maçı oynandı. Maçın sonucundan çok devre arası önemliydi.

Sir Bobby Robson 1969-1982 yılları arasında Ipswich Town'ı, 1999-2004 yılları arasında da Newcastle United'ı çalıştıran isimdi.

Portman Road'da Bobby Robson'ın adı verilen tribünün sembolik açılışı vardı dün. Frank Sinatra'nın o ünlü ''My Way'' şarkısı eşliğinde 1981 yılında UEFA Kupası'nı kazanan o dönemin Ipswich Town futbolcuları önce saha kenarında kupalarla tur attı.

Sonra da Sir Bobby Robson'ın eşi sembolik kurdeleyi keserek tribünün açılışını yaptı.
Bu duygusal anlar maçın spikeri Sabri Ugan'ı da göz yaşlarına boğdu.

Bu arada Dynamo Kiev, maçlarını oynadığı Dinamo Stadı'na efsane teknik direktörü Valeriy Lobanovskyi'nin adını vermişti.

26 Eylül 2009 Cumartesi

BU KEZ YEN BARİ


Fotojenik adam şu Galiani. Ama yüzü gözükmediği zaman. Milan'ın hali 5 hafta sonunda içler acısı. Udinese'ye mağlup olmuşlardı en son deplasmanda. Çocukluğumun aşkı 11. sırada Serie A'da. Elbette ilerleyen haftalarda kalite farkı kendini gösterecek ve üst sıralara tırmanacaktır. Serie A'nın yeni takımı Bari'yi ağırlayacak yarın kendi sahasında. O Bari de 12. sırada, sıralamada Milan'ın bir gerisinde. İlk haftada şampiyon Inter'den 1 puan almayı başarmıştı. Milan o sıkıntılı günlerin ardından bu kez galip gelir sahasında heralde. Eğer aksi olursa hafta içi FC Zurich karşısında bile güzel günler uzakta gözüküyor.

ŞAMPİYONLAR LİGİ MATCHDAY 2



29 Eylül Çarşamba
E ACF Fiorentina 21:45 Liverpool FC
E Debreceni VSC 21:45 Olympique Lyonnais
F FC Rubin Kazan 19:30 FC Internazionale Milano
F FC Barcelona 21:45 FC Dynamo Kyiv
G FC Unirea Urziceni 21:45 VfB Stuttgart
G Rangers FC 21:45 Sevilla FC
H Arsenal FC 21:45 Olympiacos FC
H AZ Alkmaar 21:45 R. Standard de Liège

30 Eylül Perşembe
A FC Bayern München 21:45 Juventus
A FC Girondins de Bordeaux 21:45 Maccabi Haifa FC
B PFC CSKA Moskva 19:30 Beşiktaş JK
B Manchester United FC 21:45 VfL Wolfsburg
C AC Milan 21:45 FC Zürich
C Real Madrid CF 21:45 Olympique de Marseille
D APOEL FC 21:45 Chelsea FC
D FC Porto 21:45 Club Atlético de Madrid

* CSKA Moskova ile Beşiktaş tarihlerinde ilk kez karşılaşacak.
* Bayern Münih ve Juventus Şampiyonlar Ligi'nde 5’inci kez karşı karşıya gelecek. Galibiyetlerde Juventus’un 3-1’lik üstünlüğü bulunurken, Almanlar grup maçlarında iç sahadaki son mağlubiyetini 2004 yılında Juventus’tan almıştı.
* Eski Real Madrid'liler Gabriel Heinze ve Fernando Morientes bu kez Marsilya formasıyla Santiago Bernabeu'ya çıkacaklar.
* Kazan şehri tarihinde ilk kez bir Şampiyonlar Ligi maçına ev sahipliği yapacak.
* Liverpool geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde deplasman maçlarında hiç maç kaybetmedi.
* Sevilla Glasgow Rangers'a konuk olacak. İspanyol ekibi, 2007 yılında UEFA Kupası'nı Glasgow'da kaldırmıştı.
* Glasgow Rangers kendi sahasında son 20 yıldır bir İspanyol takımını yenemedi.
* Arsenal geçen sezon yarı finalde kendi sahasında Manchester United'a kaybedene kadar 5 yıldır sahasında maç kaybetmiyordu.

HAFTASONU MAÇLAR

26 Eylül Cumartesi
13:00 Zenit-CSKA Moskova / Spormax
14:45 Portsmouth-Everton / Spormax
15:00 Zeytinburnuspor-Bozüyükspor / Dem TV
16:00 Wolfsburg-Hannover 96 / TRT 3
17:00 Stoke City-Manchester United / Spormax
19:00 Ç.Rizespor-Altay / D Spor
19:00 Real Madrid-Tenerife / NTV
19:30 Fulham-Arsenal / Spormax
20:00 Valenciennes-Marsilya / Kanal A
19:30 Ipswich-Newcastle / Euro Futbol
20:00 Antalyaspor-Fenerbahçe / Lig TV
21:00 Malaga-Barcelona / NTV Spor
22:00 Lyon-Toulouse / Kanal A
22:30 İngiltere (U20)-Uruguay (U20) / TRT 3
27 Eylül Pazar
00:30 Palmeiras-Atletico PR / Spormax
16:00 Orduspor-Konyaspor / D Spor
16:00 Friburg-M'Gladbach / TRT 3
16:00 Juventus-Bologna / NTV Spor
18:00 Lille-Nice / Kanal A
18:00 Sunderland-Wolves / Spormax
18:30 Hoffenheim-Hertha Berlin / TRT 3
20:00 Galatasaray-Eskişehirspor / Lig TV
20:00 Denizlispor-Manisaspor / Spormax
21:45 Milan-Bari / NTV Spor
22:00 Bordeaux-Rennes / Kanal A
22:00 Sao Paulo-Corinthians / Spormax
22:30 Honduras (U20)-Macaristan (U20) / TRT 3