12 Mayıs 2010 Çarşamba

KİM BU TEKNİK DİREKTÖR?


Hep futbolcu mu soracağız. Biraz da teknik direktör soralım. İpucu vermeyeyim hemen bilinir. Biraz zor olsun bari. Ama hadi bir ipucu. Hatırlayan hatırlar, yıllar önce dünya kupasında çalıştırdığı takım hala hafızalarda...

Edit: Doğru cevap Valery Nepomniachi. Tebrikler FatihE. İtalya 90 dünya kupasında efsane Kamerun'u çalıştırıyordu. Şu an Rusya'nın FC Tom Tomsk kulübünün başında.

FİNAL SPİKERLERİ


UEFA Avrupa Ligi Finali
12 Mayıs 2010
Atletico Madrid-Fulham: Ertem ŞENER

UEFA Şampiyonlar Ligi Finali
22 Mayıs 2010
Bayern Münih-Inter: Sabri UGAN

8 Mayıs 2010 Cumartesi

ÇİVİLİ TAHTA OYUNU vs PES 2010


Çocukluğumuzun vazgeçilmezi, teknolojinin ellerimizden çıktığı çivili tahta oyunu mu, yoksa teknolojinin bizi ellerine aldığı PES 2010 mu? Tercih sizin.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

KİM BU UÇAN HOLLANDALI?


Tahminleri alalım. Kolay oldu bu biraz ama olsun. Doğru cevap akşama bu sayfalarda. İlk bilene Tadelle. Daha n'apim:)

Edit: And now, the Tadelle, goes to arnawut:) Tebrikler...

Van Gaal şu an kendisi uçmasa da takımını uçuruyor. Bayern Munich Bundesliga şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi'nde finalde.

2 Mayıs 2010 Pazar

ERUPTION-ONE WAY TICKET


Defalarca dinlesem de bıkmayacağım bir parça. Tuttu ellerimden çocukluğuma götürdü beni. Bi süre oradayım gelicem.

30 Nisan 2010 Cuma

OLLE!


Brezilya ve Portekiz karşı karşıya geliyorlar. Ama Figo ve Ronaldo rahat durmadıkları için bir türlü sahaya çıkamıyorlar. Reklamın yıldızlarından Roberto Carlos'u ülkemizde görmek o günlerde tatlı bir hayaldi. Pauleta'sından Ronaldinho'suna, Cantona'sından Totti'sine, yayınlandığı sene bizi ekranlara kilitleyen reklam filmini bir hatırlayalım.

29 Nisan 2010 Perşembe

MORATTI BAŞGAAANNNN


Bülent Uygun'un o efsane videosunu bilmeyen var mıdır bilemiyorum. He "ben bilmem beyim bilir" diyorsanız buyrun izleyin.

Bir de Moratti başkan var. Yıllardır takıma yüzlerce futbolcu alarak elde edemediği başarıyı bir teknik direktörle çözeceğini bilseydi, Mourinho'yu henüz tercümanken transfer ederdi heralde. Maç sonrası Laporta'nın yanında "koyduk mu!" gibisinden haklı gururunu yaşıyor. Fakat o Laporta daha sonra o eli vakurla sıkacak ve Moratti'yi tebrik edecekti. Sabri ağabey bugün SU'DAN SAYFALAR'da NOU CAMP'TA HAZMETME DERSİ yazısıyla buna benzer bir konuya değinmişti. Linke tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz,

BOZ-YAP


Biri bozmaya, diğeri de yapmaya çalıştı. Ama o "özel biri"nin bozmaya fazlasıyla hakkı vardı çünkü ilk maçta avantajın sahibi olan ta kendisiydi. Elbette Inter kapanacaktı. Camp Nou'da Barcelona'ya karşı oynuyorsunuz ve 28 de 10 kişi kalmışsınız. Arkayı sağlama almayıp saldırır mıydınız? Hele bir İtalyan takımıysanız. Mourinho kozlarını çok güzel oynadı ve hakettiği final biletini kaptı. Finalde Bayern'e karşı fazla zorlamayacaktır eminim.
Maçı internette izlemek için Chao Grey'den linki aldığımda İngiliz spikerle başladım. O link gidince makine gibi anlatımıyla İtalyan spiker karşıladı beni. O da gidince Almancaya döndük. Bir İngiliz, bir İtalyan, bir de Alman diye olay tam fıkraya dönecekken Star'da aldım soluğu ve İngiliz, İtalyan ve Alman'ın yanına İlker Yasin'i ekledim. Sonlara doğru gözlerim kapanıyordu ki hakem son düdüğüyle imdadıma yetişti. Final Madrid'de. Bayern en son İspanya'da oynadığı finalde maç bitimine yakın 2 gol yiyerek travmanın kralını yaşamıştı. Gerçi o buhranı 2 sene sonra atlattılar ve Şampiyonlar Ligi kupasını kazandılar. Hem de San Siro'da, Inter'in sahasında. İlginç bir final olacak.

SENİ HİÇ SEVMİYORUM SÜTOĞLAN


Babanı da sevmezdim zaten.

26 Nisan 2010 Pazartesi

ANKARA'DAN ABİM GELMİŞ


Normalde hiç ama hiç huyum değildir. Ünlü biriyle fotoğraf çektirme özlemiyle yanıp tutuşmadım hiç. Galatasaraylı olmama sebep olan Tanju Çolak'la iki sohbet, sevmemi sağlayan Hakan Şükür'le de ayak üstü muhabbet yetmiştir. Herkesin bir idolü vardır. Benimki de Levent Özçelik. Henüz 7 yaşımdayken televizyon denen o zımbırtıyı çözmeye çalıştığımda, TRT'de Spor Stüdyosu Pazar gecelerimi uykusuz bırakmama yetiyor da artıyordu. İşte 20 senelik hayranlıktır o günden bugüne gelen. ''Tanrı bizim almamızı istiyor aman Allah'ım!'' sözüdür beni benden alıp götüren. O arada biz büyüdük, zaman geçti, herşey bitti Leeds İstanbul'a good bye dedi ama Levent ağabey hep TRT'deydi. Yıllardır spor medyasının içindeyim ama bugüne kadar tanışma fırsatım hiç olmamıştı. Nasıl olacaktı ki zaten? Ankara'daydı kendisi. Zordu karşılaşmak. Fakat bugün Galatasaray-Bursaspor maçını radyoya anlatmak için teee kalkmış Ankara'lardan gelmiş. E Ankara'dan abim gelmiş, ben de kaçırır mıyım bu fırsatı? Yaka bağır dağıtmışız biraz maçın heyecanından. Olsun varsın.Levent abi, iyi ki varsın...

25 Nisan 2010 Pazar

DAHA FAZLASINI İSTE!


Pepsi futbol ile ilgili reklamları en iyi yapanlardandı. Hala da öyleler. Ama eskilerin tadı bir başkaydı. Dünya kupası yaklaşıyor belki yeni birşeyler çıkar piyasaya. Bu reklamı hatırlayan vardır elbet. Manchester Unitedlılar, Real Madridlilerin kahveyi basarsa ne olur? İzleyelim görelim.

AMA BU GOL GÜZELDİ BE KARDEŞİM


Golün adı Luis Garcia. ''He drinks sangria'' diyordu Liverpool taraftarı O'na yaptıkları bestede. Bence Liverpool'a çok yakışan bir isimdi. Şu an Racing Santander'de yokları oynuyor. Bu da 2004-2005 Şampiyonlar Ligi sezonunda çeyrek final ilk maçında Juventus'a karşı kaydettiği enfes gol. İyi kaleciler güzel goller yer tezini doğrular nitelikte bir Buffon var kalede. Bir de akıllara zarar arap spiker. Düşman başına diyorum:)

22 Nisan 2010 Perşembe

ÖZLEDİM.COM


Star TV spor spikerlerinden çok değer verdiğim ağabeyim Uğur Önver'in kitabı özledim.com bugün piyasaya çıktı. Zaten 10 yıldır kitap çeviriyordu fakat bu şahsına ait, kendi kaleme aldığı ilk kitabı. Geçtiğimiz günlerde kendisiyle konuştuğumda heyecanı gözlerinden okunuyordu. İş çıkışı hemen bir tane alacağım ben de. İşte özledim.com'dan kısa bir pasaj:

"HER ŞEYE SAHİPSİN ÖYLE Mİ?
Ey, Hannah Montana hayranları... Hayranlık ne kelime, Hannah Üniversitesi'nden mezun olmaya çalışanlar… Müziğe tutkuyla bağlanan ve bir müzik grubu kurup kendi bestelerini yorumlayanlar… Facebook ve Twitter'da kendisine bir hayran kitlesi yaratanlar… Arkadaşlıklar, kopmaz sanılan bağlar, kıskançlıklar, iki yüzlü övgüler, saçma sapan yergiler, özlemler, ayrılıklar, kavuşmalar…"

Eğlenceli bir lise hayatı içinde, hayallerini gerçekleştirmeye çalışan bir grup gencin başından geçenleri okurken kendinizden çok şey bulacaksınız.

B.MÜNİH - O.LYON ÖZET


Salı günleri mübarek Şampiyonlar Ligi haftasında maç seyredemeyip, Papatya falı açılması koymuyor değil insana. Neyseki Çarşambaları Vahşi Orkide falan yok da Avrupa'nın devlerini oturma odasında ağırlayabiliyoruz şifresiz şifresiz. Dışarıdan konuşmak kolay gelir her zaman. Ama bu Papatyam faciaları ben oradayken yaşansaydı, hakikaten bu satırları daha bir mahçup yazar, parmaklarım klavyeye iki kere düşünerek basardı. Allah'ın sevgili kuluymuşum ki ben Star'da olduğum sürece Şampiyonlar Ligi maçlarının olduğu gün sadece maç yayını yapıldı. Uyduya şifre girildiği için telefonu açar açmaz yediğim küfürleri saymıyorum. Vatandaş bu konuda hassas ve haklı ama bizim bir suçumuz yok. Hem o küfür etsin rahatlasın, hem de ben ''bizimle alakalı bir sorun değil'' deyip kendimi rahatlatayım modundaydım zaten. Star'daki son aylarımda internet sitesinin spor bölümünün editörlüğünü de yapıyordum aynı zamanda. Şimdi bir arkadaşım link vermiş, bu geceki maçın özeti var orada. Amme hizmeti yapıyoruz, kendim için yapıyorsam adam değilim. İsteyen maçın özetini linke tıklayıp izleyebilir.

CAN SİMİDİ


Almanya'da bundan sonra vapurlarda muhtemelen o yuvarlak zımbırtılara ''can simidi'' değil de (Almancasını bilmiyorum o kadar olsun) Robben denilecek muhtemelen. Sırtlandı Münih'i taşıyor adeta. Ribery'nin firar ettiği bir Stade de Gerland rövanşında fonksiyonu ne olur bilinmez. Zira Fransa'da pek hoş anıları yoktu bu sene. Rakipleri Lyon'a elenen Bordeaux, Şampiyonlar Ligi grup maçlarında içlerinden geçmişti neredeyse. Ama yine de Hollandalılar farkını farkettiriyor her türlü. Van Gaal saha kenarında patron, Robben saha içinde. Şampiyonlar Ligi'nde son 4 içinde Hollanda takımı hiç olmasa da, Hollandalıların varlığı futbola keyif veriyor.

15 Nisan 2010 Perşembe

MESSIMTRAK PEPSI


Slogan da hazır, uğraşmasınlar boşuna.
''If you want to be Messi, you must drink Pepsi''.
Foto: Golsüz Eşitlik

SUUUUZUUUUUKIIIIIIIII


Japonya 2. Lig takımlarından Avispa Fukuoka'da -Galatasaraylı eski futbolcu Ufuk Talay da geçtiğimiz sezon bu takımda oynamıştı- forma giyen Jun Suzuki kornerden öyle bir gol attı ki...

12 Nisan 2010 Pazartesi

KUPA EN ÇOK O'NUN ELİNE YAKIŞIYORDU


Dün akşam Ali Sami Yen'de Milan Baros hat-trick yapıp tavşanı şapkadan çıkarınca, gözlerim yeşil zemine, aklım maziye takıldı. Ali Sami Yen'de en son ne zaman hat-trick yapılmıştı hatırlamıyorum onun için kapsamlı bir araştırmak gerekir ama şu an o modda değilim. Sadede geleyim. Formunun zirvesindeyken çok sarstı fileleri Kral. Hat-tricksiz de bırakmıyordu hani çoğu maçta. Bu resme baktım az önce uzun uzun. Kimbilir bu sevinci ne çok yaşadı, ne çok arz-ı endam etti kupa törenlerinde. Ama o asil duruşundan hiçbir şey kaybetmedi Kral. Attığı her gole ilk golü gibi sevinmesi, hücum presi beynimize empoze etmesi, Eyfel'e taş çıkaracak biçimde kule gibi yükselmesi silinmiyor hafızalardan. Tanju Çolak'la futbolu seven, Galatasaraylı olan jenerasyonun o renklerden kopmaması için en büyük ve geçerli sebep sen oldun. Teşekkürler Kral.

Madem kupalardan gidiyoruz, buyrun Kral'ın şeref kürsüsü burada.

Sakaryaspor

* Türkiye Kupası: 1987-88

Bursaspor

* Başbakanlık Kupası: 1991-92

Galatasaray


* Süper Lig: 1992-93, 1993-94, 1996-97, 1997-98, 1998-99, 1993-00, 2005-06, 2007-08
* Türkiye Kupası: 1992-93, 1995-96, 1998-99, 1999-00, 2004-05
* TSYD Kupası: 1992-93, 1997-98, 1998-99, 1999-00
* Cumhurbaşkanlığı Kupası: 1992-93, 1995-96, 1996-97
* Başbakanlık Kupası: 1994-95
* UEFA Kupası: 2000

Parma

* İtalya Kupası: 2001-02

Türkiye Milli Futbol Takımı

* Akdeniz Oyunları: 1993 (Türkiye 21 Yaş Altı Milli Futbol Takımı)
* FIFA Dünya Kupası Üçüncülüğü: 2002

Bireysel

* Süper Lig Gol Kralı: 1996-97, 1997-98, 1998-99
* Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü: 1997 (İkinci), 1998 (Üçüncü)
* UEFA Kupası Gol Kralı: 1999-00

Kaynak:Wikipedia

YOU DON'T FOOL ME


Queen - You Don't Fool Me
Yükleyen Ribca93200. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
Maraton programı Show TV'de yayınlanıyordu o zamanlar. Yine böyle bir Pazar günü Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ardından yapılan programın kapanışında klibin müziğiydi bu şarkı. Bende futbolla kodlandı yıllar geçse de bu şarkı. 1991 Yılında Freddie Mercury gözlerini hayata yumduğunda geride Innuendo kalmıştı. Ama ticari kaygılarla bir kaç albüm daha çıkardılar. Made in Heaven adlı albümün çıkış parçası You Don't Fool Me.

11 Nisan 2010 Pazar

SÖZÜN ÖZÜ


''Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu.''
(Jorge Horacio Messi-Lionel Messi'nin babası)

KÜÇÜK MAÇLARIN BÜYÜK TOPÇUSU


Barcelona Real Madrid karşısında 2-0 kazanıp bir kez daha işi '' El Classico''yu gerçekleştirmiş oldu. Messi ve özellikle Xavi ile ilgili söylenebilecek birşey bulamıyorum. Konuşulması gereken Real Madrid'in parayı sadece forvete saçıp orta saha ve savunmaya halen daha çözüm bulamaması olmalı bence bu durumda. Bir de Gonzalo Higuain gerçeği var. Hani abisi Beşiktaş'a gelen ve halen daha maçlar anlatılırken Higen mi Higuen mi Higueyn mi karmaşası devam eden ve bir Beşiktaş muhabirinin de çıkıp '' Kardeşim bu adamın abisi Beşiktaş'ta oynadı. Böyle okunur ...... '' diyemedikleri kişi... Gonzalo Higuain bu sezon şu ana kadar 26 gol atmış. Ligde takım Barcelona ile birlikte en iyi olarak gösterildiğinden diğer maçları baz almıyorum ( Valencia, Atletico Madrid, Sevilla dahil ) Şampiyonlar Liginde de 2 gol atmış, ikisi de Zürih maçlarında... Marsilya ve Milan'a karşı da tık yok. Son Barcelona maçında da anlaşıldı ki, Gonzalo Higuain küçük maçların büyük topçusudur....:)

9 Nisan 2010 Cuma

ATLETICO ''BAL''RID


Şampiyonlar Ligi'nde felakettiler. İlk gollerini ancak 4. maçta Chelsea'ye atabildiler. Neyseki grupta kötü Apoel vardı da 3. bitirip Avrupa Ligi'ne kalabildiler. Şampiyonlar Ligi'nden gelenlere kestirme yol gibi gelse de yine de zordur Avrupa kupası maçları. Fakat Atletico Madrid gibi, Avrupa kupalarında oynadığı maçtan sadece birini kazanıp, 5 kez de berabere kalarak yarı finale yükselen bir takım tarih boyunca var mıdır sanmıyorum. Bunun adı bal değil de nedir?

REKSAN REKLAM SUNAR


''Abdullah sol kanattan topla hızla ilerliyor, yanında yardıma gelen Tolunay var O'na vermedi. Kaldırdı kafasını cezasahasına baktı, ortaaa içeriyeee bir kafaaaa...''

REKSAN REKLAM SUNAR

''Tahsildarooooğlu benim peynirimmmm, güvenle alır lezzetle yerimmmm'' diye girerdi ilk reklam. O sırada sinir katsayıları artmış, topa kimin kafa vurduğu matematikçilere taş çıkartacak biçimde hesaplanmış, hatta nereden vurduğu tahmin bile edilmiş, fakat o kafanın akıbeti ise asla bilinememiştir. Sizi bilmiyorum ama benim kabusumdu Reksan Reklam. Geçmiş yıllarda TRT Radyo'dan maç dinlerken, maçın en kritik anında, radyomuzdan evimizin odasına yayılan Güllükız Reçelleri, Haknesan Sigorta, Tahsildaroğlu Peynirleri'nin saçma sapan sloganlarıyla dumur bir vaziyette küfür kıyamet bakakalırdık radyolarımıza. O sırada bütün şevk gider, pozisyon biter, radyoya tekme tokat girişilir ama nafile. Reksan Reklam bozdu psikolojimizi ciddi ciddi. Şimdi maç sırasında ekran küçültülüp de giren sanal reklamları öpüp başıma koyarım ben. Ama yine de hey gidi günler, ne güzeldiler.
Bu arada benden bir haber. Haftasonları NTVSPOR Radyo'da yayınlanan maçlardan önce, maç önü programıyla sizlerle birlikte olacağım. Maç yayını yapılan statlarda spor yazarlarından takımlarla ilgili son görüşleri almak üzere mikrofonumu yönelteceğim kendilerine. Cumartesi; Beşiktaş-Trabzonspor maçı 18.30'da 87.7 NTVSPOR Radyo'da.

8 Nisan 2010 Perşembe

ÇEYREK FİNALİN ARDINDAN


Şampiyonlar Liginde çeyrek final maçları oynandı ve son 4'e 2002-2003 sezonundan bu yana ilk defa bir İngiliz takımı kalmadı. Premier Lig Dünyanın en iyi ligi olarak gözükse de yarı finale hiçbir takımın kalmaması şaşırtıcı oldu. İngilizler artık Fulham ya da Avrupadaki guruları Liverpool'dan Avrupa Ligi şampiyonluğunu bekliyor..Buna rağmen Bayern'nin yeniden Avrupa'ya dönmesi, Lyon'un yıllardır aradığı Şampiyonlar Liginde ilerleme isteğinin gerçekleşmesi, Inter'in Serie A'da Juventus'un Milan'ın Roma'nın istenilen seviyede olmayıp at koşturup üst üste şampiyonluklarının ardından nihayet Şampiyonlar Liginde de birşeyler yapması güzel oldu. Barcelona'yı soruyorsunuz sanırım. Messi ve Barcelona için söylenecek birşey bulamıyorum...

3 Nisan 2010 Cumartesi

ŞİMDİ REKLAMLAR


2002 Dünya Kupası öncesi haliyle firmalar futbol reklamlarını abartmışlardı. Bu konuda başı çekenlerden Pepsi de iddalı yapımlarıyla adından fazlasıyla söz ettiriyordu. Söz konusu istikamet Japonya olunca akla ilk gelenlerden biri de sumocular oluyor elbette. Pepsispor'da Buffon'undan Davids'ine, Rui Costa'sından Roberto Carlos'una, Raul'undan Beckham'ına kimi ararsan var. Elemanlar antrenman yaparken sahayı sumolar basıyor ve Pepsi'sine maç teklif ediyorlar. Kim kazanır dersiniz?

TRABZON'A MESSI GELMİŞ!


Süleyman Demirel'den zerre hazetmem ama ''benzin vardı da biz mi içtik'' lafı hâla krizlere sokar beni. Ben de fotoğrafa bakınca onu sordum kendime. Messi Trabzon'a geldi bizim mi haberimiz olmadı? Tabii ki yolu düşmedi, ama bu hiç olmayacağı anlamına gelmez elbet. Bakarsınız Karadeniz temsilcisi Şampiyonlar Ligi'nde fırtınalar estirir ileride belli mi olur? Şu an için Messi'nin Trabzonspor'la tek ortak yönü bordo mavi olsa da; Hrvoje Cale de, Lionel Messi'ye benziyor be kardeşim.

TERRY İLE PS


Çocuğun yüzündeki ruhsuzluğa bakar mısınız? Alt komşuyla oynuyor sanki. Terry bile daha heyecanlı.

IVANOV'A HAYRAN OLMAK


Trifon Ivanov. Nam-ı diğer Kurtadam. Bulgaristan'ın 1992 Dünya kupası ve 1996 Avrupa Şampiyonası başarılarında Stoitchkov'un arkasında, defanstaki görünmez kahraman. CSKA Sofya'nın Stoitchkov, Kostadinov ve Luboslav Penev ile birlikte Avrupa futboluna armağanlarından biri. Şampiyonlar Ligi'nde Rapid Wien formasıyla Kadıköy görmüşlüğü de var üstelik. Yıllar geçince unutuluyor ismi ama geçtiğimiz günlerde bir paylaşım sitesinde bir arkadaşımın O'nun hayranı olduğunu görmem eskilere aldı götürdü beni. Milletin ilkokuldan arkadaşını aradığı bir yerde, bizimki Ivanov'u çok mu aramış onu merak ettim sadece:)

31 Mart 2010 Çarşamba

BİR MASALDI KOSECKI


Tarihler 4 Mart 1992'yi gösterdiğinde, Werder Bremen-Galatasaray Kupa Galipleri Kupası çeyrek final ilk maçını izleyip, o günü yaşayıp unutabilen azdır heralde. Gerçi iki hafta sonrası Ali Sami Yen'de karlar altında Rotariu'nun çizgide dokunamadığı topla daha bir trajediye sahne olacaktır bu eşleşme. Zira çeyrek finalde eşleşilen Werder Bremen, sezonun sonunda Kupa Galipleri Kupası'nı finalde Monaco'yu 2-0 yenerek müzesine götüren taraf olmuştur. Her ne hikmetse ilk yarıyı evde, ikinci yarıyı da 10 km. uzaktaki dayımlarda izlediğimizi hatırlıyorum. Çünkü umutsuz gidilen Bremen deplasmanında devre, Roman Kosecki'nin golüyle 1-0 önde kapatılmış ve tur umutları daha bir artmıştı. Dayımlarda toplanan ahali ise galibiyet sevincini birlikte kutlayalım diye bir telefon kadar uzaklıktaydı bize.

Tanju'nun ardından transfer rekoruydu Polonyalı fakat ilk sezonunda bekleneni verememişti. Punk yaptırdığı saçlarıyla aykırılığını ispatlamış, yönetimin verdiği parayı beğenmeyip yere atarak da tescillemişti.

Galatasaray'a transfer olduğu Legia Warszawa takımında şu an oğlu Jakub Kosecki forma giyiyor üstelik aynı babası gibi forvet mevkiinde. Zaman ne çabuk geçiyor, ya da biz yaşlanıyoruz. İlk şıkkı tercih ederim her daim.

Kosecki ile ilgili diğer yazı: O Şimdi Nerede? #2

SPARTACUS: BLOOD AND SAND


Yok yok şart oldu artık bir kaç satır karalamak lazım bu dizi hakkında. Ailecek severek izliyoruz diyemeyeceğim çünkü fazlasıyla şiddet ve cinsellik içeriyor. Mümkünse yalnız veya kankalarla izlenmesi tercih edilir. Dizi olmasına rağmen film tadında sürükleyici senaryosu, çekimleri, özellikle dönem filmi seven biri olan benim için fazlasıyla etkileyici. 300 Spartalı kesmedi diyorsanız sizi Spartacus izlemenin keyfine davet ediyorum. Çoban Sparta :) pardon Çoban Salata blogundan Cenky sağolsun ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve analizini yapmış bize fazla söz düşmez diyelim ve linki verelim.

29 Mart 2010 Pazartesi

SAHADA TANIDIK CİSİM VAR


Futbolseverler hafızalarını biraz zorlasalar hatırlayacaklar. 17 Ekim 2009'da oynanan Sunderland-Liverpool maçında Darren Bent'in şutu, plaj topundan cesaret alıp Reina'yı yanıltarak filelerle buluşmuştu. Liverpool o golle Sunderland deplasmanından 1-0 mağlup ayrılmış ve Rafa Benitez'in koltuğu daha bir sallanmaya başlamıştı.

O maçın rövanşı dün Anfield Road'da oynandı. Torres ve Glen Johnson (tam basketbolcu ismi), plaj topuna ihtiyaç duymadan, attıkları gollerle havalandırdılar Sunderland filelerini. Ama taraftarlar muziplik yapacaklar ya, Reina'ya günün anlam ve önemini sahaya yine bir plaj topu atarak hatırlatmışlar. Fakat bu kez asayiş berkemal. Stewart abimiz topu götürmekle kalmamış, havasını da indirmiş işi sağlama alarak.

28 Mart 2010 Pazar

GÖZÜ İŞTE ELİ OYNAŞTA


Daniel Alves bir dümen çeviriyor ama hadi bakalım. Eli de dili de durmuyor adamın. Xavi tamamen olaya konsantre, Messi kulağı ağır işiten ihtiyar modunda. Bu arada Alves efendi; o sol elin orada işi ne?

SYLVIE FOREVER


Kelimeler kifayetsiz kalıyor. Rafael van der Vaart'ın Türkiye'ye gelme ihtimali az olsa bile O gelse bari en azından bir günlüğüne.

27 Mart 2010 Cumartesi

UNUTKAN GUARDIOLA


Barcelona, Real Zaragoza deplasmanında ve karşılaşmayı 2-0 önde götürüyor. 73. dakikada teknik direktör Guardiola oyuncu değişikliği yapmak istiyor fakat ortada bir sıkıntı var. Çünkü 3 oyuncu değişikliği yapılmış, fakat hoca bunu unutalı çok olmuş. Ukraynalı oyuncunun yanına gelip oyuna girmesini istiyor fakat o sırada değişiklik hakkının dolduğu hatırlatılıyor kendisine. Henry ve Abidal'e de güzel bir malzeme çıkıyor haliyle:) Görüntüye linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

21 Mart 2010 Pazar

20 Mart 2010 Cumartesi

DİL ÇIKARMA ÇOK AYIP


Hayatındaki ilk maçına henüz 9 aylıkken dedesinin kucağında, üstelik Camp Nou tribünlerine giden -izleyen demeyelim o kadar da değil- birinin bundan güzel bir hatırası olamaz elbette. Bugün de West Ham'a karşı yazdı golünü penaltıdan. Arkasına CESC yazdıracağım bir formam olacak ama takımına karar veremedim henüz. Arsenal mi, yoksa İspanya milli takımı mı? Yoksa biraz daha bekleyip Barcelona forması alıp bir taşla iki kuş mu vursam?

ŞİMDİ REKLAMLAR


İtalya 90; bizim jenerasyonun dünyaya açılması anlamında, futbolla kafayı bozmuş, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda o yaşta yarı final görmüş, 103 gollü şampiyonluklara tanıklık etmiş, Metin-Ali-Feyyaz'ın altın çağında ekrana kilitlenmiş, Trabzonspor'un ligde ve Avrupa'da kök söktürdüğü yurdumuzda dünya futboluna açılan bir pencereydi. Ülkelerin futbol takımlarına milli takım dendiğini o dönemler yeni yeni idrak eden ben, çok şükür ki 8-0'lık İngiltere hezimetleri sırasında topa bop demekle meşguldüm.

Dedik ya İtalya 90 farklıydı bizim için. Zenga'yı bile saçları, her maçta taktığı zinciri ve bitmeyen sakızıyla özdeşleştiren ben, O Gaziantespor'a geldiğinde bir türlü ısınamamıştım. Unutulmayan maçlardan biri de o maça kadar gol yemeyen Zenga'nın, Arjantin'le penaltılara kalındığında Hayrettin misali kumbaraya döndüğü o yarı final maçıydı. Aldo Serena penaltı noktasına doğru yöneliyor, kalede o maçta adını ilk kez duyduğumuz Sergio Goycochea var. Bir Quilmes reklamı. Gerisini İtalyan spikerden dinleyelim.

AYAĞA DİKKAT HOCAM


O kramponun görüntü yapışması değil de gerçekten kritik bölgeye gelmesi halinde Gilardino'yu değil sedyeye, direkt ameliyathaneye almaları lazımdı.

ADAM GİBİ ADAM GUARDIOLA


Aslında fotoğraf herşeyi o kadar güzel açıklıyor ki. Rakiplik düşmanlık değil. Biz buralarda birbirimizi yerken Avrupa arenasında futbolun da, insanlığın da en büyük derslerini kaçırıyoruz. Düşmüşüz bir şampiyonluk hevesine, o atıldı mı, bu ne kadar ceza aldı, Yılmaz Vural aslında büyük hoca falan filan feşmekan... Şu fotoğrafta; Guardiola'nın sempatikliğine, Cristian Molinaro'nun yüz ifadesine bakar mısınız? Güzellikler çok da uzağımızda değil. Ama istediğimiz sürece...

17 Mart 2010 Çarşamba

O TUTTGART BU TUTTGART STUTTGART


Alman ekibinin Barcelona'ya rakip olamayacağı kura çekildiğinden beri bilinen bir gerçekti zaten. İlk karşılaşmanın ardından Barcelona'nın bu maçı Camp Nou'da eze eze alacağı beşikteki bebeğin bile teminat verebileceği bir hadiseydi. Zaten kadronda Messi varsa, insanüstü sınırları aşabileceğin gün gibi aşikar. O; İsviçreli bilim adamlarının incelemesi, Norveçli balıkçıların tavsiye etmesi gereken bir dünya yıldızı. Barcelona her ne kadar milyon dolarlık isimleri kadrosunda barındırsa da, gollerin altyapıdan gelen isimlerden olması da geceye not düşülecek ilginç bir detaydı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Ne denilebilir ki? Onlar canını siper etmiş bu kutsal topraklara. Genç yaşta eşini, işini bırakıp koşmuşlar cephelere. Öyle bir nesil ki şehit düştü Çanakkale'de.
Mehmet Akif ne güzel söylemiş;
Asım'ın nesli diyordum ya
Nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu
Çiğnetmeyecek...

Kanlarıyla ülkemin topraklarını sulayan şehitlerimize selam olsun. Ruhları şad olsun.

MARABA TELEVOLE

MUTLULUK


Söylenesi bir şey yok, izlenesi sebep çok...

REAL MADRID'TEN GİDENLER

Belki biraz geç oldu ama aklıma gelmişken yazmak istedim. Sezon başında kadrosunda bir anlamda temizleme operasyonuna giden Real Madrid Şampiyonlar Ligine Lyon karşısında veda etti ve Kaka, Ronaldo gibi transferler tartışılmaya başlandı. Aslında gidenlere de göz atmak lazım. Gittikleri yerde neler yapıyorlar diye.
Arjen Robben: Bayern'de 13 gol attı 7 asist yaptı ve Şampiyonlar Liginde Fiorentina karşısında ikinci maçın yıldızı olarak son 8' kalmasını sağladı.
Wesley Sneijder: Çok fazla şey söylemeye gerek yok. Chelsea karşısında Stamford Bridge'de kazanılan maçta orta sahada yaptıklarıyla kalitesini gösterdi.
Gabriel Heinze: Marsilya Fransa Liginde liderin 3 puan gerisinde. Daha önemlisi Şampiyonlar Ligi gruplarında takım adına kritik gollere imza attı. UEFA Avrupa Liginde Benfica karşısında takımın en önemli kozu olacak.
Javi Garcia & Javier Saviola: Yıllar sonra Benfica Portekiz'de şampiyonluğa koşarken, Javi Garcia orta sahadai Saviola'da gol yollarında etkili oyun sergiliyor. Saviola toplamda 34 maçta 19 gol attı.
Gidenlerden Hamburg'a yeni transfer olduğu için van Nistelrooy'a ve takımdan gitmeleri hayırlı olan Michel Salgado ve Milan'da da aradığını bulamayan Huntelaar'la ilgili birşey söylemek istemiyorum...

15 Mart 2010 Pazartesi

BABA!!! BÜYÜKSÜN!!!


33 yaşındaki delikanlının Milan'ı kaçıncı kurtarışı ben sayamadım artık. Evet 90 artılarda gelen goller özeldir ama bu gol de güzel be kardeşim. Hani iki katı sevinesi geliyor insanın.
FORZA MILAN!!!